29 Haziran 2008 Pazar

Anneler, Babalar, Büyüyen Bebekler

Ada'nın arkadaşı Alya'nın birinci yaşını kutladık bugün. İyi ki doğdun Alya!

Anneler ve bebekleri olarak bugün yine babalı bir buluşma gerçekleştirdik. Yaz doğumgünleri dışarı taşınca, babalar da bize katılıyor. İyi de oluyor; arkadaşlıklar büyüyor, zahmetler paylaşılıyor onlar gelince. Kısaca: Çok güzel ve çok sıcaktı. Ada'nın sabah uykusundan dolayı, biz yine sahneye geç çıktık. Ama pastaya da yetiştik. Kimler mi vardı? Kimler yoktu ki? Yine öncelik bebeklerin: Alya, Borga, Ada, İdil, Arhan, Elif Rüya, Mehmet ve yeni tanıştığımız bir sürü abla-abi.

Ayben çok güzel bir doğumgünü hazırlamış, teşekkür ediyoruz her şey için (biliyorum internete girmiyorlar ama yine de...) Ayrıca doğumgününe gittik, hediyemizi aldık geldik! Bir yanlışlık var sanki ama??! Evet, doğumgünü kızı Alya, herkese minik bir hediye yapmış. Ada'nın hediyesi kuzucuk kuklaydı. Bayıldı minik, hala içerde onunla oynuyor.

Eve gelince pestilimiz çıkmış vaziyette, anne-baba olmadık yerlerde uyuyakalmışız. Uykusunu en çabuk alan Ada oldu. Sonra biraz Music Together hopladık; biraz şeftali partisi yaptık, çıplak ve şapır şupur. Şimdi baba içerde haftasonu marangozluğunu yapıyor, kız elde kukla ona eşlik ediyor. Yapıncak bir yazıyor, bir gidip ocaktaki yemekleri kontrol ediyor. Bir gün daha böyle geçip gidiyor.

Yarın önemli bir gün.

28 Haziran 2008 Cumartesi

11. Ay Doktor Randevumuz

Adakız 11 aylık kocaman bir bebek. Dünkü doktor randevumuz bugüne ertelenmişti. Ayça Hanım'la da onu konuştuk, ne kadar çabuk geçti zaman. 2600 gramla hastaneden çıkan mintoş şimdi 10795 gramlık bir dev bebek. Boy 74.5 cm. Her şey yolunda, bir ay daha yakınız artık ilk doğumgünümüze. Biz diye konuşmamın bir sakıncası yok şu durumda. Doğum günü ikimizin de günü ne de olsa!

Bu ay biraz farklı geçti. Mecburi bir şekilde bir anda başıma üşüşen derin düşünceler -bir derinlikten aşağısı bloglara düşmüyor bilirsiniz- Ada'yla ilişkimi de bir üçüncü göz gibi seyrettirdi bana.

Hem ciğerimde hissettim o sevgiyi -ama ne hissetmek, bile bile, anlaya anlaya.
Koklaya koklaya. Koşturmadan, an geçirmeden, "idare etmeden". Saniyesini yaşayarak, sömürerek, içime çekerek...

Hem de bir yabancı gibi, bir film gibi izledim bir anneyle kızının ilişkisini. Düşünceleri aktarmak zor. Fazla gizemli ya da fazla şekerli kulağa gelen. Daha açık anlatamam ki...


Büyüdü. Anlıyor artık konuştuklarımı. "Şeyler"i de anlıyor, resimli-yazılı kartlarını ayırdediyor, tek tek; fotoğraflara, komutlara, seslere cevap veriyor. Sevdiği şarkılarda, aktiviteleri önden hatırlıyor. Hala piyanoya veya duyduğu müziğe şarkı söyleyerek katılıyor. Şimdi yanında bir de göbekten göbekten danslar ediyor. Bir şey daha yapıyor ki, onu ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Şimdi değil en azından. Kısaca diyeceğim; yolunda gidiyor hayat, hep böyle gitsin Allah'ım.

26 Haziran 2008 Perşembe

Tracy Şaştı

Tracy bebekleri mizaçlarına göre inceliyor kitabında. Ada, Angel Bebekler'e (Melek Bebekler) veya Textbook Bebekler'e (Kitap Bebekler) uyuyor. Üzerinde çok düşünmedim aslında hiç bir zaman. Mizaç olarak hemen her zaman uyumlu ve dertsiz bir bebekti. Doğrudur, bir sistem uygularken bebeğinizin mizacı önemli. Hele Tracy'nin sisteminde. Genellikle bize büyük sorunlar yaşatmadığı için (ikinci ayındaki zavallı kolik vakasını saymazsak) daha çok -ve hemen- kitaptaki E.A.S.Y. sistemine odaklanmıştık.

Uygulamaya başladığımız ilk günden beri Ada günlük bir rutine sahip, huzurlu bir bebek. E (Eat): Yemeğini yiyor, A (Activity) : Oynuyor-oyalanıyor, hareketli zaman geçiriyor; S (Sleep): Uyuyor ve Y (Your Time): O uyuduğu zaman bana da günlük işlerim için zaman kalıyor. Ve bu E.A.S.Y. her zaman bu sırayla uygulanıyor. "Zor" demeyin, ben "Çok Zor!" demiştim -hem de gözlerimi açıp, kafamı iki yana sallayarak- ve oldu. Sayesinde, hem kızım, hem de biz rahat ettik bunca zaman. Neyse bu kadar reklam yeter.

Bugünkü hesaba göre 9 aydır bu sıralamaya göre yaşadı Adakızım. Hatta ders kitabı bebek tipi olduğu için büyük ihtimal -Tracy bu konuda çok temkinli davranarak saate bağlı kalmaya karşı koysa da- tam da onun önerdiği saatlere göre gitti programı. Nerdeyse dakika şaşmadan.


Hazırlıklıydık, Tracy birinci yaşa yaklaşırken rutinde gevşemeler, değişimler olabileceğini söylüyor, hatta olmazsa üç uykuyu tek uykuya indirmemiz için acil önerilerini bile sıralıyordu. Bugün olan oldu. Rutinden çıktık. E.A.S.Y.'nin sırası şaştı. Ada'nın gözler şaştı. Uykular şaştı, en çok da anne bu işe şaştı!!

Yemek canavarı vahşi Ada, yemek yerken uykuyakaldı!

Ah miniğim benim. Etrafta orda burda uyuyakalan minik bebekleri görüp üzülen annen, bir gün seni de bu halde göreceğini bilebilir miydi? (Bu arada bir sürü kişinin de bana üzüldüğünü bilmiyor değilim, Ada evde uyuyor diye hayatı ıskaladığım için).

Ada bugün tam tamına 11 aylık. Yarın doktor randevumuz...

25 Haziran 2008 Çarşamba

Biraz Futbol, Biraz Foto

Eminim tüm bebeklerin odalarındaki pencereler, balkon kapıları kapatılmıştır sıkı sıkı. Kazanıp avaz avaz sevinç kusacağız ya! Duymasın minikler, uyanmasınlar heyecanla titreyerek.

Diyerek.

Dışarda -sanki- fırtınanın habercisiyim diyen bir rüzgar. Böylesi bir rüzgar -her ne kadar çölden çölden esse de- böylesi sıcak bir havada, müjde duymuşçasına mutlu ediyor insanı. Akşamki mutluluğun habercisi olsun. Ben de kaptırdım kendimi bu maça. Kazanmak güzel şey ne de olsa. İnsanın canı istiyor.

Gelelim başka konulara. Bugün akraba günüydü buralarda. Önce kuzen Ceyda ile Elian geldi (yanlış yazıyorum eminim. Ceyda?). Ceyda Ada'yı zayıflamış, saçlarını sararmış buldu. Adakız'ın yemek yeyişini görüp ikisi de dehşete düştü, çok güldüler. Akşamüstü de hala geldi. Ada'nın yüzünde çiçekler açtı görür görmez Buğda'yı. Getirdiği oyuncaklara bayıldı ve tabii Buğda'yla uzuun bir sohbete daldı! Çok iyi anlaşır minik halasıyla.

Ceyda'ya dönüyorum. Ondan bahsetmek için nasıl bu kadar geç kalabildim bilmiyorum. Kendinden değil -o sayfalar sürebilir! Fotoğraflarından. Hmm...yine de konuşmamak daha iyi, fotoğraflar anlatsın. Mutlaka ziyaret edin.

Yazık, kazanamadık...

24 Haziran 2008 Salı

Sıcak

Sıcak, ıslak. Yoğun, terli. Boğucu, nemli. İstanbul.

Bunaldık...

Ada'm sıcaktan perişan. Bir şey giydirmiyorum evde. Çaresiz. Çeşmeden akan su gibi akıyor ağzındaki diş tükürükleri. Boncuk boncuk terleri irileşip, dalga dalga dizlerine inen göbeğinden (!) aşağı süzülüyor. Bezini ıslatıyor! Dıştan.


Dün sıcaktan uyandı bir-iki. Çıplak yatıyor, üstünde bir tülbent ya da hiç bir şey. Islanıyor o saçlar, yapışıyor garibin kafasına. Pencere aralık ama kaç nefes kazanılır ki ordan?

Böyle zamanlarda Ankara'nın serin gecelerini özlüyorum. Bir de bizim evi tabii, rüzgarlı bahçemizi...

23 Haziran 2008 Pazartesi

Medeni Olmak - Önemli Bir Yazı

Yardımcım geliyor feryatlarımla ilgili yazımı okumuşsunuzdur. Sonrasında bazı gelişmeler oldu. Gül tanışmaya geldiğinde 5 dakika Ada'yla ve bizimle tanıştı, gitti. Onun kucağında Ada'nın mutluluğunu görmek çok değişik bir deneyimdi, hele de 5 dakika sonunda giderken arkasından ağlaması. Gül'ün doğru seçim olabileceğinin ilk işaretini vermişti Ada. Bebeklerin içgüdülerine güvenenlerdeniz.

Sonrasında bir hafta deneme süresi yaşadık, iki taraflı. Sevdik birbirimizi. Biz hele çok sevdik, Gül bizi çok rahat ettirdi, Ada'yı da mutlu. Benim kendime dikkat etmem gereken bir zamanda, hayat kurtarıcı gibi girdi bir anda hayatımıza. İşe aldık, bu konuşmayı yaptığımız gün de kendisine, bir sağlık testine tutulması gerektiğini söyledik. Tahmin edersiniz, hafif utana çekine. Bir kerecik şu hayatta "medeni olmak" adına. Kızımız için, en değerli varlığımız için.

Bugün sonuçlar geldi, Gül Hepatit-C. Yıkıldık. Konuştuk, bilmiyormuş. Sarsıldı. Hastalık 20 yıl fark etmeden gelişebilir, o esnada bulaşıcı olduğu için başkalarına da geçebilirmiş.

Belki bir hayat kurtardık, belki biraz kararttık. Bilmiyorum. Ada için ise en doğru olanı yaptık. Biliyorum.

O gönderime gelen yorumlardan anladığım birçok annenin, benim gibi, Türk veya yabancı hanımların yardımlarına başvurduğu. İster Türk, ister yabancı, lütfen evinizi, evladınızı başka birisine emanet etmeden önce birlikte bir sağlık kurumuna gidip gerekli tahlilleri yaptırın. Canınıza zarar gelmesin.

20 Haziran 2008 Cuma

Dalgalardan Korkan Bir Küçük Ada Varmış

Balkondayım, sessiz İstanbul'u dinleyip, ilk defa bana bu kadar ışıl ışıl görünen pencerelere bakıyorum. Herkes maç izliyor. Hatta ben bile, ucundan yamacından. Uzaktan.

Hava serince. Çok güzel. Ankara'nın kuru havasından sonra İstanbul'un yapışkan iklimine alışmak zor. Ada da Ankara'da doğduğu için belki de, aynı sıkıntıları yaşıyor. Çok terliyor bebeğim. Oysa ki geçen sene kayıtlardaki en sıcak Ankara'da, belediyenin suları kestiği o muhteşem günde doğmuştu. Ve hiç şikayeti yoktu. Nasılsa terlememişti bile tüm yaz. Bu yaz farklı, burda farklı. Nerdeyse çıplak yaşıyor, buna rağmen sıcaktan ve nemden yine de rahatsız. Babası gibi sıcacık teni. Annesinin buz parmaklarına, kırk derecede üşür bünyesine çekmemiş Adakız.

Her sabah 8-9 park ziyaretlerimize devam ediyoruz. Güneşten dolayı sahile inmiyoruz genelde. Ama bugün hafif yağmur kokulu serinlikle tamam dedik, yumuşakça sahile süzülüverdik. Ve... ilk kez, --yuh diyeceksiniz ama gerçekten ilk kez-- Ada'yı denizle tanıştırdım. Bizzat yani. Bebeğimin en sevdiği şey su. Gelin görün ki, bir ileri bir geri gidip gelen narin dalgalar miniğimi korkuttu. Şaşırdı bir kere. Ne şaşırmak hem de. E koccaa deniz tabii. Bir geliyor, bir gidiyor, gelirken hafiften de bir gürlüyor. Miniğimin de gözleri koca koca, kalbi tıpış tıpış; bir bana, bir dalgalara bakıyor.

İki adım ileri, bir adım geri, her dalgayla konuşa konuşa, koklaşa koklaşa, tanıştık denizle bir şekil. Minik ayaklar şapırdattı suları, ama ne tedirginlikle.

Olmaz böyle, her sabah bir uğramaya karar verdim. Yakışır mı Ada'ya, adalara karşı kaçar ayak cilveleşmek denizle?

19 Haziran 2008 Perşembe

Andreas Scholl, Aya İrini ve Bir Hediyeler Hikayesi

Bu gece masallar diyarındayız. Kızımın favori müzisyenini dinlemeye, kızımsız gitmek ağır geliyor. Gidiyoruz ama. Uzuuuun süredir birlikte dışarı çıkmamış biz, açılışımızı Scholl'un büyülü sesiyle yapıyoruz.

Konserin hikayesi de ilginç. Adakız'ın bebecikken en sevdiği CD idi kontrtenor Scholl'un CD'si. Onu koyduğumuzda sakinleşir, dinlerken uykuya dalardı. Biz de zevkle dinliyorduk, sıkmıyordu bin kere dinlemek.


Derken bir baktık, Scholl bizim diyarlara geliyor. Çıkamıyoruz bir yere ama. Ne iyi olur gidebilsek diyor, birbirimizin gözüne bakıyoruz. Ama zor.

Ve. Babalar Günü'nde -konser günü- dedim ki tamam gidiyoruz, bu da benim Babalar Günü hediyem olsun. Sevinecek eminim dedim. Pahalı, mahalı, böyle güzel bir konsere değer dedim, aldım biletleri. Öbür tarafta ise meğer Fethi de karısına konser hediyesi ararmış, o da demiş, tamam en çok buna sevinir, becerelim gidelim. Almış iki bilet gelmiş.

Yaaa... işte öyle oldu. İkimiz de hediyelerimize pek sevindik, çok şaşırdık. İkinci tepkimiz ise cins cins 4 bilete tebessüm eşliğinde üzülmek oldu tabii.

İki ekstra bilete sahip bulamadık, ne müşteri, ne misafir. İki koltuk konserde boş kaldı. Konser güzeldi...

18 Haziran 2008 Çarşamba

Müjde: Tracy Hogg Yakında Türkçede!!

Geçen haftalarda bir dönem hastalık, kaza, yardımcı krizi haberleri...ile tam bir"gamlı baykuş" olmuştum. Bu hafta ise, aydınlık bir hafta anlaşılan, ardarda güzel şeyler oluyor. İnşallah böyle devam eder. O zaman müjdeye geleyim.

Biliyorum çok kişinin beklediğini.
Güzel haber netleşti ve paylaşılabilir kıvama geldi: Vesile, bu blog. Ve burdaki pek coşkulu Tracy Hogg yazılarım. Bir gün, bu yazılara yolu düşen bir yayınevi, kitabın çevirisiyle ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Cevabımı tahmin edersiniz.

Başladım. Giriş ile ilk bölüm bitti...

Geliyor, müjdeler olsun!!! Tabii bu sorumluluğun altından alnımın akıyla kalkabilirsem eğer.

17 Haziran 2008 Salı

Gazetedeyiz

Sabahın erkeeen saatinde Rudi'den bir mesaj: Gazetedeyiz, Radikal al.

İpek Çalışlar Latife Hanım'ı yazarken, Fethi ile de biraraya gelmiş, birlikte eski belgeleri yoklamışlardı. Pazar günü eşi Oral Bey'le beraber konserimizdeydiler. Bana sorarsanız Oral Bey özel ilgisiyle kopyayı vermişti zaten. Bugün yeni gazetesi Radikal'deki köşe yazısında, konserimizden ve bizden bahsetmiş. Bolca da Ada'nın büyükdedesinden, mekanın tarihçesinden ve atmosferinden. Ada da var yazıda!

Kızıma hatıra...

16 Haziran 2008 Pazartesi

Büyükada'da Bir Konser daha

O kadar mutlu oluyorum ki anlatamam.

Adadaydık. İkincisini gerçekleştirdiğimiz salon konserimizi yapmak üzere. Heyecanlıydım, ilki çok güzel geçmişti. Eski arkadaşlarımla buluşmuş, yeni akrabalarla tanışmış, adalı dostlar edinmiş, minik bebeklerle şenlenmiştik. Kuş cıvıltıları arasında ilk ada konserimizi vermiştik. Kontrtenor dostum Rudi ile.


Tekrar ettik. Hem geçen seferki Flugtag fecaatinden dolayı iskeleye erişemeyip gelemeyen dostlarımızın ricası üzerine; hem de yine çalmak, yine paylaşmak, Babalar Günü'nde babalara müzikli bir gün hediye etmek için. Ne güzel oldu. Blog dostlarım Esra ve Pınar da geldi, aileleri, minikleriyle beraber. Ve daha kimler kimler... Herkese öncelikle büyük teşekkürler bizden. Müzik dört duvar arasından çıkıp paylaşılınca güzel.

Rudi'yle birlikte müzik yapmak büyük zevk. Birbirimize iyice alıştık, müzikal anlayışımız benzer ve beraber hissediyoruz. Umarım izleyenlere de yansımıştır bu. Fotoğraflar Erk'in çektiği fotoğraflar. Teşekkürler Erk. Yeni fotoğraflar gelirse slayta ekleyeceğim.

Kızım sadece biraz sarsılıyor bu mekan değişikliğinden. Ama konser günleri hep uslu ve memnun. En çok da birlikte olduğu arkadaşlarla mutlu oluyor. Biz içerde çalıp söylerken, minikler Ada, Melis, Duru, Duru, Defne, Alara ve 3 aylık Mert dışarda "sosyalleştiler". Hatta arada içeri girip dinleyen minikler bile olmuş diye duydum. Erken yaşta tanıştılar konser ortamıyla...

İyi ki geldiniz.

13 Haziran 2008 Cuma

Yollar, Keyifler, Sesler

Yollara düşüyoruz, bir kaç saat içinde. Kiminle? Gül Hanım'la. Gül'le. Galiba oldu bu iş. Hayat biraz kolaylaşacak galiba.

Kızım Ada'da, babayla. Bizse burda sabah Rudi ile provamızı yaptık. Çok güzel geçti. İnşallah konser de böyle güzel geçecek. Kızımı çok özledim, bu kadar ayrılık yeter, daha fazlasını istemem. Babasıyla konuşuyoruz hem, keyfi yerindeymiş, uykularını da iyi uyuyormuş. Başka ne isterim?


Yokluklarında n'aptım peki? Çalıştım ve dinlendim. Bir de...dün gece bir keyif yaptım ki sormayın. E mecbur. En güzeli ise, akşam balkonda kitap okumaya başlamışken -Kumral Ada, Mavi Tuna; evet, sonunda!- ve çok da keyif alıyorken, bir an fazla keyiften göz kapaklarımı tutamaz olduğumu fark ettim. Önce hafif kaykıldım, okumaya devam etmeye çalıştım. Mümkün değil. Şaşılaşıyor gözlerim.

'Ağır'ım. Hem düşüncelerim, hem göz kapaklarım.

Baktım dalmış gözlerim, iyice; hayallerimse uçuyor. Bıraktım kendimi hayallere. Sonra gerçekten bıraktım. Balkondaki kanapeye uzandım. Boylu boyunca!! Karşımda karşı apartmanın bilmemkaç dairesi, utanmadan. Ve bir uyku... (farkında değilim tabii, dalmışım ama ne dalış). Tam bir buçuk saat! Açık havada, şehrin içinde.

Olur mu? Oldu.


Varolmanın dayanılmaz ağırlığıyla uykuya dalıp, dayanılmaz hafifliğiyle uyandım. Nasıl bir güzellikti anlatamam.

Gidiyoruz. Konserde görüşmek üzere. Ya da dönüşte burda. Harıl harıl adadaki internet bağlantısı sorunumuzu çözmeye çalışıyoruz ama sonuç ne olur bilmiyorum. Sesimiz çıkmazsa; çalıyoruz, söylüyoruz, gelmek isteyenleri bekliyoruz. Havadisler dönüşte.

12 Haziran 2008 Perşembe

BEÖ: Kokular

Montessori grubumuzun 'Büyüyorum Eğleniyorum Öğreniyorum' aktivitesinin bu haftaki konusu "Kokular" idi.

Ada'nın kokuya karşı duyarlı olduğunu söylemem zor. Örneğin şu ana kadar hiç bir yemeği ayırmamış durumda. Ciğeri de (!), kuru eriği de, balığı, yoğurdu da aynı iştahla yiyor (ve tabii bizi sevindiriyor, sağolsun). Bazen hatta olur da yanlışlıkla bozuk bir şey yediriversek bir şekilde, onu da hiç fark etmeden iştahla midesine indirir diye korkuyorum.

Bu sebeple bu haftaki BEÖ deneyimizi daha bilinçli şekilde yapmaya çalıştık. Ada'ya sırayla çok keskin kokulu bir kırmızı gülü, ağır şekerli kokulu bir tatlı kavunu, parfüm şişesinden gelen keskin kokuyu, bir limonu ve diş macununu koklattım. Koklarken abartı burun hareketleri yaparak ona örnek olmaya çalışıp, beni taklit etmesini ve nefesini bilinçle içine çekmesini sağlamaya çalıştım.

Sonuç: Ada hepsini yemek, gülü de yalamak istedi. Yüzünde koku değişimini veya koku zevkini ele verecek hiç bir değişim olmadı. Ama ona gösterdiğim şekilde nefesi içine çekerken yeni bir mimik sahibi oldu (Aslında ilk öğretmeni büyük hala Büşşin'dir söylemem gerek).

Şimdi koklayacak bir şey olsun olmasın, bu suratla karşımıza çıkıp hem ilgimizi kendine çekiveriyor, hem de bizi güldürüyor.

Reunion ve Hayaller

Dün akşam Berfu'lardaydık. Birlikte beş yıl okuduktan sonra, çoook yıl aradan sonra gerçekleşen ikinci "Kolej-5/A" buluşması. İlkokul arkadaşları 25 yıl sonra tekrar biraradaydık. 3 yıl önce de ilk kez Ankara'da bizim evde buluşmuştuk. Dün İstanbul takımındaydı sıra. Berfu ve Ömer evsahipliğinde çok güzel, çok keyifli, bol sohbetli bir akşam geçirdik. Ve...yine fotoğraf yok. Teşekkürler Tolga!


Dünün bir önemi de, Ada doğduğundan beri 3. kez (yazıyla : Üç) gece dışarı çıktım. Ve Fethi ikide kaldı. Çünkü evde Ada'nın başında kaldı. Yardımcımız gelmemişti ya, dışarıya çıkabilme hayalleri kurup, hüsrana uğramıştık ya. İşte o yüzden. Biraz gelişmeler var, herşey belli olunca yazacağım.

Nefes almak iyi geliyor. Dün buluşmadan sonraki feci (mide bulantılı, baygınlıklı) baş ağrıma bakılırsa, ve sebep olduğu şeye -aşırı gevezelik!, durumumun artık vahimleştiği söylenebilir. Yapıncak artık hayata dönmek istiyor. Arada sırada yani, çok iddialı değilim. Ama ayda bir sinema, ayda bir arkadaş ziyareti, ayda bir dışarda yemek, gece sahilde yürümek gibi şeyler artık çok çekici geliyor. Ve tüm bunları Ada'nın evde mışıl mışıl, güvende uyuduğunu düşünerek yapabilmek.

Olacak, olacak. O günleri de göreceğiz. Küçüğümle geçen her dakikanın tadına varmam için artık bu gerekli, şarj olarak yorgunlukları atmak zorundayız.

10 Haziran 2008 Salı

Yardım! Yardımcım Geliyor!

Geçen haftalardaki bol yorgunluğum üzerine beliren beklenmedik sağlık problemlerim üzerine, zaten beni aylardır bu konuda kandırmaya çalışan annem ve kayınvalidemin artık tehditleşen ısrarlarına dayanamayarak, sürekli bir yardımcı tutmaya karar verdik. Çok dolaylı bir referansla -neydi bu referans onu bile toparlamıyorum şu anda, bir Türkmen Hanım'la tanıştık, Gül Hanım.

Gül Hanım her işi yaparmış, ütü, yemek, temizlik, çocuk bakımı. Kulağa pek güzel geldi. Haftada da iki gece kalmasını istedik, pek hevesli görünmese de kabul etti. Yani 10.5 aydır, sadece 2 gece dışarı çıkan bize (biri evlilik yıldönümüz, diğeri de felekten bir geceydi) de böylelikle mazeret çıkacak ve kendimizi dışarı atmaya başlayabilecektik. (Nasıl bir şeydi ki o? Hem ne gerek var çıkmaya?)

Gül Hanım bugün işe başlıyor. Bir hafta deneme süresi dedik. 9'da gelecekti, saat 9.20, gelen yok, giden yok... Of bu işler çok sıkıyor beni.

Rengarenk Hayat

Geçen yıl bugün. 7 aylık hamileyim. Ada henüz içeride. Dayanamayıp, 1.5 ay sonra "geliyorum" diye yumruklamaya başlayacak karnımı. Bebeğimin ilk pastasını kesiyoruz. Sıkı dostum Funda'nın Amerika'dan döner dönmez ayağının tozuyla hazırladığı sürpriz parti. Bizim "Bebeğe Hoşgeldin Partisi" dediğimiz, ama hemen her yerde alışılmış "Baby Shower" partisi denen parti.

Aslında bana göre anneye moral partisi olan, bana çok iyi gelen parti. Akrabalar, arkadaşlar, sadece kızlar değil, kadınlar-erkekler, herkesin bizimle olduğu; çok gülüp, çok eğlendiğimiz güzel gün. Yazdı, adadaydık, piyanoda da sana özel bir program çalmıştı
annen, hamileyken hep çaldıklarını: Mozart "Ah! vous dirai-je maman" (Daha Dün Annemiz Çeşitlemeleri), Chopin Berceuse (Ninni) ve Brahms ninniler...

Ah Adakızım, bana o kadar güzel bir hamilelik yaşatmıştın ki sen, hayatımın belki de en sağlıklı ve en güzel hissettiğim günleriydi. Şimdi de melek gibisin evet. Ama beni yormaya da başladın artık, değil mi bebeğim, n'apacağız? Dişler çıkıyor pıtır pıtır, aklın fikrin, elin kolun her yerde.

Hayatı keşfetmeye çalışıyorsun. Keşfet hayatı, dibine kadar yaşa. Tüm renklerini gör, tanı, en çok da parlak renkleri bebeğim. İlk partindeki balonlar gibi cıvıl cıvıl bir hayat olsun önünde...

9 Haziran 2008 Pazartesi

Ne Mutlu Ettiniz

Ce-eee yaptılar gittiler. Ada değil. Anneanne ve dede. Kısacık kalıp, hemencecik gittiler. Büyük hala Büşşin de onlara uydu.

Olmadı ama, olmadı. Doyamadık ki size...

Bizimkiler gideli bir haftayı geçti. Ama fotoğraflar şimdi elime geçince kaydetmemek, arada iki de sitem etmemek olmazdı fırsat bulmuşken. Geldiler, sevindirdiler, gittiler. Şimdi oğullarının yanında Kaş'talar, hatta belki ordan da ayrılmış durumdalar. Hızlı ya bizimkiler. Çat ordalar, çat burdalar. Bilmece gibi.

Ankara'yı sever, ayrılamazlar. Her zaman yalvar yakarla gelir, çabucak kaçıp giderler, doyamadan. Nezaket mi? Hmm. Ana-babadan bu kadar nezaket fazla değil mi? Hadi bize tamam da, küçücük, minicik kızı hiç mi özlemiyorlar? Onlara da sorsak, "Dayanamıyoruz bu Adakız'ın özlemine, yine kaçtık geldik" diyorlar.

Dedim ya sitem yapacağım, yoksa bilmiyor muyum içlerinin titrediğini?

Ayrıca biliyorum ki, tüm bu ce-eee'ler biz Ankara'ya onlara gidelim, rahat rahat uzun uzun onlarda kalalım diye. Geleceğiz, geleceğiz. Babamız gelecek haftasonu Ankara'daki büyük partiye katılmaya razı olmasa da; yakındır, sıra bizde, biz de yollara düşeceğiz.

Haftaya pazar, Ankara'da değil ama burda Ada'dayız. Babalara da hediye, bir konser yapacağız. Bekleriz...

6 Haziran 2008 Cuma

Yazının Dili

Pınar'la buluştuk bugün. Pınar kırk yıllık arkadaşım. Benzer şeylerden zevk alır, benzer şeylerin hayalini kurarız. Onu dinlemek harikadır, o da can kulağı ile dinler, her konuda fikri vardır. Dobradır Pınar. İçi neyse dışı odur. İncedir, yırtıcı bir meslekte de olsa, hayatı bir sanatçı gibi yaşar. Görür, duyar, düşünür.

Pınar kırk yıllık arkadaşım.
Ben de bir yalancıyım.

Kırk yıllık arkadaşım değil, blog arkadaşım. Onu blogundan, blogumdaki yorumlarından; tam da yukarda anlattığım gibi tanıdım. Bir de Music Together buluşmasındaki "memnun oldum", "ben de"lerden. O kadar. Bugün buluştuk. Kahvaltı yaptık, 4 saat. Eski bir dost bulmuş gibi oldum. Konuşmaktan sesim kısıldı, yoruldum.

Ne güzel oldu...

5 Haziran 2008 Perşembe

Kaza

Dün Adakız ilk korkulu kazasını yaşadı. Kaşla göz arası yataktan düştü ve yere kafasını vurdu. Kabus gibiydi.

Ben üstümü değiştirmek üzere odaya gelmişim, Ada'yı iki kişilik yatağın ortasına oturtmuşum -her zaman olduğu gibi. Oynuyor. Ne ara nasıl olduğunu göremeden, bir ses ve Ada yerde. Bilemezsiniz kendimi nasıl hissettiğimi. Aslında bilirsiniz, çünkü çoğunuz annesiniz.

Parkeye vurmuş kafasını, sesi geldi. Kaptığım gibi fırladım. Soğukkanlıydım neyse ki, o da azıcık ağladı ve sustu -inanamıyorum. Önce biraz soğuk su -evde buz yoktu, aksilik ya; sonra da hemen yola koyulduk. 5 dakikada hastanedeydik. Şansımıza akşam olmasına rağmen Ayça Hanım hala yerindeydi. O arada kızımın alnı şişmeye ve morarmaya başlamıştı. Ne dualar ettim, nasıl kendi kendime yollarda konuştum sormayın. Bebeklere ilkyardım dersi almıştım hamileliğimde, ama buz dışında bir şey gelmiyordu aklıma. Buz ve doktor.

Doğru yapmışım. Doktorumuz bizi hemen sakinleştirdi. Alna alınan darbe genelde tehlikeli sonuç doğurmazmış. Ayrıca 6. aydan sonra bebekler, kendilerini koruma refleksi geliştirdikleri için usturuplu düşerlermiş. Gerçekten de öyleydi, kollarıyla kendini korumuş gibiydi yerde kuzum. Doktorumuz buzlu kompres ve Lasonil sürmemizi, uyutmada bir sıkıntı olmadığını ama 2 saatte bir kulak memesini sıkarak hafifçe uyandırmamızı ve her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol etmemizi önerdi. Kusma ve bilinç kaybı gibi bir şey olursa da derhal acile gelmemizi söyledi.

Adakız iyi. Dün hatta iyice belirgin olacak gibi görünen morluk ve şişlik bile azalmış durumda bugün. Çok ciddi bir şey atlattık. Ama çok da güzel bir şey yaşadım bu sayede: Kızımı uyurken gördüm, gittim geldim seyrettim uzun uzun.

O kadar güzeldi ki, o kadar derin ve güzel uyuyordu ki. Biz odasına görüntülü telsizlerden koymayı hiç istemedik. Yanlış diyebilirsiniz ama bebekken bile sanki onun kişilik haklarına saldırmak gibi geliyordu bana. Sonuçta yattığı gibi kalkan bir bebekti. İyi geceler öpücüğü verir, kapısını kapatır çıkardık. Zaten sadece ilk ay, Ankara'da aynı odada yatmıştık. Çok güzel uyuyormuş bebeğim, ve rahat. Öyle mutlu oldum ki...

Sabah da yine her zamanki güleryüzüyle uyandı minik. Ne büyük bir şey atlattığının farkında mı bilmem... Bense şükredip duruyorum. Kazalar olacak, ama Allah hepimizin çocuklarını kötü kazalardan korusun.

4 Haziran 2008 Çarşamba

Elma Şekeri

Bir kaç günlük inziva yetti, canımıza tak etti. İdil'ciğin ilk doğumgününde kendimizi dışarı attık. Fenerbahçe True Blue'daydık. İlk gidişimiz, sevdim. Buralar böyle, şehrin içinde birden bir plaj çıkıyor karşına, ya da bir orman, artık şaşırmıyorum ben bu İstanbul'a. Çiğdem bizi çok güzel ağırladı, anneye teşekkürler, kızına mutlu yaşlar!

Ben herkesi özlemişim, artık bence çocuklar da birbirlerini özlüyorlar. Tamam tamam özlemeseler de, en azından birbirlerinin gerçekten farkındalar. Arayı açmak iyi olmuyor. Bizimkini yine kilo almış buldu herkes, herkesin ablası gibiydi, doğruya doğru. Korkmuyor değilim hafiften, artık şekil tam bir şişman çocuk görünümüne dönmeye başladı.

Canım elma şekerim, seni şapır şupur yerim.

3 Haziran 2008 Salı

Kalpten Teşekkür

İyiyim. Verilen tonla ilaç olumlu etkisini gösteriyor. Bir de tabii baş ağrısı, göz kızarıklığı, sersemlik ve uyku gibi olumsuz etkilerini de. Anladığım "müşahade" altında tutulacağım. Düzenli aralıklarla hastane ziyareti. Hadi bakalım... Kötüsünden korkuyordum, şimdilik ertelendi gibi, en azından bir ay.

Arayan, yazan, sevgisini, desteğini gönderen herkese en en içten teşekkürlerimi yolluyorum. İyi ki varsınız...