12 Mart 2012 Pazartesi

Piyano Başında Eğleniyoruz...


Eline bir nota tutuşturuyor, ben evin neresindeysem yanıma gelip "zırrın" diyor bir el havada, hesapta kapıyı çalıyor. Açıyorum "gacıırt". İnce bir ses, kafa yana eğik: "Merhaba öğretmenim ben geeldim." Tavır Ada'da alışık olmadığım bir tavır. Fazla 'cici', hafif çekingen. Hoşuma gidiyor. "Gel bakalım" diyorum, neredeyse titreyerek piyanonun başına oturuyor, özenle notayı yerleştiriyor. O andan itibaren, Ada başka biri:

Öğrencim.

Bu senaryo tamamen ona ait. Çok istekli gördüğümde, haftada bir gün bir ders saatimi ona ayırmayı düşünmüştüm. Olmadı, durum böyle bir şekil aldı. Her gün en az bir-iki '5 dakika'. Bu senaryoyla. Tam da ders sayılmaz aslında. Hala o beni yönetme hevesinde!

Ne olursa olsun eğleniyoruz, biraz çizgi dışı gitsek de, öğreniyor. Ve bu benim çok hoşuma gidiyor. An değerli, çocuklar TonTon gibi. Bugün böyle, yarın bir "Değiş TonTon" diyorlar, tepetaklak oluyorlar. Gittiği yere kadar gitsin bakalım, zevkle, keyifle...

26 Ocak 2012 Perşembe

Elde Var Bir

Bunca ayı kaçırıp geri dönüp kalakaldığımda düşündüm, neler yazmak isterdim en çok diye.


Bir koca yaz var mesela atladığım, kollukları atıp, yüzeradam olduğu, kendi kendine yüzmeyi öğrendiği, sadece büyükler havuzuna girdiği. Ya da... tam bir yıl önce ilk gittiği klasik müzik konseri var mesela, devamına daha da büyüklerin eklendiği, bir değişik heyecan yaşadığı. Sonra, yeni zaman haberi, piyanonun yanında kemana da başlaması işte, hatta bana eşlik etmesi Brahms sonat çalarken, keman partisini çalıyormuş-muş gibi yapması. Ya da ya da kusma fobisi tabii. Evet evet, kusmuk fobisi de diyebiliriz, okulu bırakma sebebi olan, kuyruğum olmaya terfi ettiği, her saniye birlikte geçirdiğimiz çoook zor bir üç ay var mesela. E sonra, sonrası büyük mesele, yeni okulu var sırada, hayatına girecek yeni arkadaşlar, yeni bir sistem, yeni bir dil. Ve tabii kaçan kaçlarca şey, onlarca sohbet, hafızamda kalan yüzlerce görüntü, binlerce anı...

Her geri döndüğümde -ki bu sefer ara çook uzun olmuş, hep yazsaydım diyorum. Bin pişman boyun büküyorum. Çünkü hafıza da silikleşiyor, renkler matlaşıyor. Maalesef... Bunların adı 'elde var bir' işte.

26 Temmuz 2011 Salı

Ve Dört Yaşında Oldun!

Bu hayatta en güzel müzikler eşliğinde danset, en güzel melodileri fısılda etrafına.
Çal, söyle, gül, eğlen. Mutlu ol, mutluluk ver. Yaşa.
Hep sağlıkla...

İyi ki doğdun minik kızım. Ve iyi ki bu dört yıldır seninle birlikteyim.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Bu Parçanın Adı: Bebeğim



Çaldığı bu parçanın adı "Bebeğim".

...O da benim bebeğim. İsterdim ki -ne hakkım varsa?- resim yapsın. Hani ille aileden bir şeyler geçiyorsa beceri olarak, resim olsun yapacağı. Sorarlardı ve eklerledi, "Çocuğunun ne olmasını istersin? O da piyanist olsun!" Aman ha derdim, çok zor, yazık olur.

O sormadı, ben söylemedim. Sadece sevdi sanki müziği doğduğundan beri. Bir de Music Together vardı, kuşkusuz etkisi oldu. En çok etki ise benim evde çalmam sanıyorum, gelen giden öğrenciler sonra. Hani anne ne yaparsa çocuk onu yapıyor, hani en yakın model biziz ya.

Nasıl ki Music Together'ın ilk denemelerini evde Ada ile yaptım, Piyanomini'yi de ilk onunla testten geçirmiş oldum. Bu sefer hatta tersten oldu. Yani Ada yönlendirdi beni, ben şekil aldım. Olur mu, dedim. Oldu. Oluyor. Olmakta yani, heyecanla yol alıyoruz yeni programda. Piyanomini'nin ilk sınıfı insan önünde ilk dinletisini gerçekleştirdi bile. Bir veri mi? Neden olmasın? Music Together'a daha minicik çocukken başlayan çocuğum Can Ege, bireysel derslere geçti bile mesela. Ailesi izin verirse, onun konserini burada yayınlamak isterim.

Ada asi bir arkadaş, biliyorsunuz. Yo, aslında tamam, tatlı, bal, lokum... Ama bir şey öğretmeye kalkarsanız kaplan kesilir, reddeder, hırçınlaşır, uyarırım. Bunun için; öğretemiyorum! Ama yine bunun için o sınıfta. Çünkü Piyanomini'de öğretmek-öğrenmek yok. Biraz Music Together gibi. Bu yazı reklam yazısı değil. Onu daha açık yaparım bir ara :)

Bu yazı Ada'nın piyanodan ilk anlaşılır ses çıkarmaya başladığı bu yaşların kaydı. Sevgisinin ilanı. Bazen kapımı aşındırıp, hadi ders yapalım diye bezdirmese beni veya dersimsi birlikteliklerimizde asi yanıyla birden tepeme öğretmen kesilmese çok daha memnun olacağım. Ama benden kime ne? O istediği gibi oynuyor piyanoyla, çoğu zaman kendi 'beste'lerinin peşinde, her defasında değişen ve gelişen motiflerle; şimdi şimdi duyduğu şeyleri çıkarmaya çalışıyor bir çaba, çoğunlukla kızgın kendine, daha iyisini istiyor. Ama işte tuşlar elinde hamur gibi, sesler kulağında sürekli bir hareket.

Göreceğiz bakalım bu heves ne kadar sürecek?

6 Temmuz 2011 Çarşamba

13 Nisan 2011 Çarşamba

Yatağının Adı


Altı aydır "ben erkeğim" diyen, kızlarla ilgili her şeyi reddeden kızımdan duyduklarıma inanamıyorum. Aramızda geçen bir sohbeti aynen aktarıyorum:

Ben:
Ada'cım sana yeni bir yatak alma vakti geldi. Ne renk olsun yatağın? Tercih ettiğin bir renk var mı?
Ada: Annecim pembe olsun.
Ben: ??? (Pembe en nefret ettiği renk-ti)
Ada: Yok yok beyaz olsun. Yanında da böyle güzel dantelleri olsun.
Ben: ??? (Dantel?!)
Ada: Anne?
Ben: Efendim kızım?
Ada: (Kocaman bir gülümsemeyle) Adı da Burçak olsun mu?

Burçak...

O gün ne pembe giyinmiştin, ne de dantelli bir şeyler; ne bebek oynadınız kızımla, ne evcilik. Ama işte o içini eriten şey, belki de senin sıcaklığın, senin inceliğin, senin duyarlılığın, senin şefkatindi.

Birkaç gün sonrasında da hafif kikirdeyerek, hafif utangaç ne dedi biliyor musun?

- Anne, Maviş'i görmeye gidelim mi? (Doğrusu o an, maviş dediğinde, senin maviş kuşun aklıma gelmemişti) Antalya'ya yani? Burçak'a?

Uzaktasın canım arkadaşım, ama sıcaklığın yanımızda. Biz nasıl ki bu kadar az görüşerek hala "en iyi arkadaş" kaldıysak, kızım da seni neredeyse hiç görmeden bir teyze kazandı. Gerçek bir teyze yani, annesinin kardeşi olandan.

Ne desem bilmiyorum. O gün bugündür seni konuşuyoruz.
(Her defasında içimden ne dilek tutuyorum, tahmin edebilirsin)

İyi ki geldin. Yine gel...

28 Şubat 2011 Pazartesi

Music Together Bahar Dönemi Başlıyor!

Aslında kayıtlar başlıyor, 1 Mart'ta. Bilgiler ve online kayıtlar websitemizde: www.musictogetherist.com


0-5 yaş arası çocuğu olan tüm aileleri bekliyoruz. Müziğimizle baharı getireceğiz, çocuklarımızla birlikte öğrenecek, eğleneceğiz.

Facebook grubumuza katılmak için tıklayın.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Entellektüel Dönem



Bundan öncesi erken ergenlik dönemi idi ise, bu dönem de entellektüel dönem olsa gerek.

Garip şeyler oluyor.

Bugün başıma gelenleri söylesem yeterli herhalde. Sabah: Bir elinde birlikte yattığı miniş kuzusu, diğer elinde bir Piyano Kitabı mahmur bir suratla yanıma geliyor, henüz uykudan sıyrılmamışım, beni dürtüyor, daha doğrusu sarsıyor, uyanayım istiyor: "Annee, hadi uyan, bana notaları öğret, hangisi re'ydi?"

Yine sabah el-yüz yıkama faslında: "Anne, sana bir şey söyliicem: Beni bir konsere götürür müsün? Ama orkestra olsun. Bir de ben de çıkayım, tamam mı?" Şaşırıyorum, çaktırmıyorum. "Hmm, tamam Ada'cım" diyorum. "Senin kadar küçükleri almayabilirler ama bir sorarız, sen sahneye mi çıkmak istiyorsun? "Evet, ben de çalıcam" "Ne çalacaksın Ada'cım?" "Simbal, hani var ya, dat daradaradara, dat dara daradara, dat dara..."

Sonrasında, bu sefer ben hızımı alamıyorum, youtube'u açıyoruz. Bir Dudamel izliyoruz; tamam izliyor, tamam ilgiyle ama tam dört kere "tekrar" diyor. O arada tabii enstürmanları hatmediyor. Pikolo, flüt, korno, trombon, çello, neyi gösterirse kamera artık. Ben de o arada Venezuella'lı varoş çocuklarının başarısına ağlaşıyorum. Ada'ya da anlatmak istiyorum, hani şöyle masal gibi ama o beni durduruyor, müzik dinlerken konuşmamdan hoşlanmıyor.

Ona orkestra yöneten 3 yaşındaki çocuğu açıyorum sonra, ona da bayılıyor, iki-üç kere de onu dinliyoruz. Sonra başka kayıtlar, başka konserler... O arada -hasta olduğu için evde olduğu için- iki küçük öğrencimin üstüste dersini dinliyor. Sus-pus. Arada piyanonun ayna gibi yüzeyinden bakışıyoruz. Gülümsüyor bana.

Hadi bunlar tamam. Müzikle yaşayan bir evin ferdi.

Ama diğeri... Bir garip.

Bugün akşam yemeği bitiminde ağzından çıkan laf: "Hadi anne, Yaşar Kemal okuyalım" (!) "Mustafa'yı ama."

Ben şaşmıyorum ama Fethi şok, anlatmıştım, kendi şahit olmamıştı. Yemekten sonra Yaşar Kemal'in 18 sayfalık Beyaz Pantolon hikayesini okuyorum. Dün iki kere istemişti, bugünü üç kezle kapatıyoruz. Sesim kısılıyor, nefesim tükeniyor-kolay da sayılmaz dili, soru işaretleri beynimde dört dönüyor...

***

Böyle oldu.
Kendini beğendirme kaygısı değil. Çünkü tüm tiyatro becerimi kullanmaya çalışarak, hayret etme güdümü bastırıyorum. Sadece içinden öyle geliyor. Evet evet böyle. Yani "annemi şaşırtayım, aman babama hava atayım" değil durum.

İlle de trompet çalmak istiyor mesela. Ama bu ara Carmen'den dolayı simballere takmış vaziyette. El simballeriyle eşlik ediyor esere ama her gün en az birkaç kere büyük simbal almamız için yalvarıyor. Baktı kafamız karışık, bizden cevap gelmiyor, bu gece Amerika'dan aldırmamı önerdi!

Repertuarın klasikleri normal olarak kafasında ve her gün istek parçaları var, kuyruğumda dolaşarak hem de. Türk Marşı, Für Elise, bir Chopin Nocturne, Vivaldi Mevsimler ama ille de İlkbahar ve son günlerde defalarca Carmen (bu Little Einstein'lardan dolayı repertuarına girdi, bizde duymamıştı hiç). Caz da dinliyoruz, onda da bugünlerde favorisi Sophie Millman, Beautiful Love. Ipod profesörü oldu kendisi.

Arada piyano da çalıyoruz, kitabı koltuğunun altına kapıp, ders almak istediğinde, piyano odasında girince ben, ders aldığını zannediyor gerçekten. Ama değil, çünkü o bana ders veriyor, "şimdi hadi Für Elise çalalım, tamam mı? Ama ben şurdan çalayım!"

Bir de PiyanoMini'ye katılmaya başladı. İki haftadır ders günü, ders öncesinde ve sonrasında bana "Yapıncak Öğretmen" diyor!! (ben de onu yemek istiyorum ama bu başka bir konu)

***

Adakızım'ın bugünlerde yaptığı şeyler; kanını kaynatan, ona heyecan veren şeyler bunlar işte. Yo, yo, büyüyünce müzisyen olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. O konuda net ve ısrarcı: 'Tamiratçı' olacak. Değişmedi yani kararı.

***

Müzisyen olur mu? Bilemem. Henüz çok erken. Ama şu anda bu müziği çok seviyor. Bestecilerle, eserlerle tanışmak en büyük heyecanı. Ve bu tabii ki benim çok hoşuma gidiyor :) Yaşar Kemal'e gelince...

Hmm...

* Kaydetmesem olmazdı, linkler de senin için Adakızım, belki büyüyünce tıklarsın :)

6 Ocak 2011 Perşembe

Müzikle Tazeleniyoruz



Birkaç gündür harıl harıl çalışıyorum. Music Together yeni dönemimiz başlıyor, kolay değil. Yeni yıl, yeni dilekler; yeni şarkılar, yeni müzikler.

Tazelenme...

Zaman su gibi akıp gidiyor. Bu yedinci dönemimiz olacak, inanılır gibi değil! Bebekliklerine şahit olduğum bir sürü miniğin artık birer çocuk olduğunu görüyorum. Bazıları hatta piyanist olma yolunda ilk adımlarını attılar. Çok mutluyum...

İki dönem arası üç hafta tatil fazla geldi. O canlılık, müziğin dokunuşuyla değişen ruh halleri, cıvıltılar her zaman olmalı. Müzik hiç durmamalı.

Baharı şarkılarımızla getirelim, bloglarımıza müzikle bereket getirelim; daha çok yazalım, daha çok çizelim. Daha çok yaşayıp, daha çok gülelim.

Moral dolu bir yazı oldu bu. Müziğin sihri herhalde. Düşününce bile serotonin salgılıyorum :)

27 Aralık 2010 Pazartesi

İyiyiz Hoşuz

Öncelikle,
İyiyim.

Yine kablodan, kordondan girip, üstüne suspus olmam düpedüz ayıp bir olay. Farkındayım. Kontrollerim vardı. Benim yaramaz kalbim, malum... Bir durdu, bir vurdu, hayatımın tuzu biberi oldu geçen günlerde. (Yok, yok, kafiyeden öyle dedim, yoksa çok da vurdulu, kırdılı bir aksiyon olmadı).

Yine.

Tuz biber iyidir, yaşamın önemini idrak ettirir.
Ettim mi? Ettim. Bu konuyu burda kestim mi? E tamam kestim.

*
Yolculuklardaydık yine. Nefes alma, özlem giderme yolculukları. Ankara-İstanbul yolları. Partiler, partiler, düğünler, yemekler... Ordan oraya savrulduk, dans ettik, yorulduk, enerji dolduk, uykumuzdan olduk. İyi geldi. Ada'ya da iyi geldi. Pistte durmaksızın dans eden özgür çocuk modelinde bir çocuk artık Ada. Hani benim eskiden en 'sinir olduğum', şimdi en 'şirin bulduğum model'! Annelik tuhaf şey.

Pek güzel ilk partimiz Ceyda'daydı geçen hafta. Baba tarafı tüm aile, kuzenlerle mesut Ada. Boncuk-ışık harika ağaç, hediyeler, maskeler, mamalar, boğuşmalar... Sonra koşa koşa Ankara'ya döndük, Ceylan'ımızın düğünü, Ada'nın peşinde ablalar, ablaların peşinde Ada ve tabii pistte Ada, uyumayan Ada, mutlu Ada... Sonra da bizim evdeki parti, fazla nüfuslu parti, annemin 70 kişilik klasiği! Çılgın parti, çekilişli, hediyeli, müzikli, danslı, gürültülü ve boool yemekli parti.

Yorgunum. Gerçekten. Sırf geçen hafta 3 kere Ankara-İstanbul yapmışım otobüs, tren. Okumak istiyorum bol bol, bir de yazmak. Aslında bu aralar, iki arada bir derede de olsa, hem okuyorum, hem yazıyorum. Tekdüze hayatımın renklerini kitaplarda buluyorum. Yeni yazarlarla tanışıp heyecanlanıyorum. Başka şeyler de yapıyorum kaçarken, kovalarken: Yeni bir program hazırlıyorum, pre-piano. Bir de güzel isim buldum: piyanomini -beğendiniz mi? 3-5 yaş çocuklar için oyunlu, bireysel ders öncesi piyano hazırlık programı. Music Together'ın bir nevi devamı, Music Together eksi anne-baba, eşittir bir piyano, bir öğretmen ve 2-3 arkadaş. Güzel olacak...

Böyle geçiyor günler işte. Yıl bitiyor, yazısız kalmak olmazdı. Yine yazarım ama bilmiyorum ne zaman. Yakında fotoğraflar eklenecek, söz.