Thursday, April 15, 2010

Ve Ada Okullu Oldu

Şapşal gibiyim. Aslında ağzım kulaklarımda, ama kalbim pıtpıt.

Eve gideyim diyorum. Manasız geliyor. Neden yani? Eve hep ya Ada'yla ya da Ada'ya kavuşmak için giderim, değil mi ama? Yolumu değiştireyim bari diyorum. Eve gitmek gelmiyor içimden.

Biraz dolaşayım caddede mesela. Ama tuhaf, biraz 'eksik' hissediyorum kendimi. Fazla sakin geliyor her şey. Oysaki kalbim pıtpıt. Dükkan görecek gözüm yok. CKM'ye doğru dönüyorum. Birkaç broşür bakar, kitapçıya uğrarım diyorum.

*

Kafamda düşünceler, sorular dönüyor da dönüyor. Yanımda biri olsun sürekli sorup, onay alayım istiyorum.

- Çok mutluydu değil mi?
- Nasıl ama hemen içeri girdi?
- Hiç yabancılık çekmeyecek galiba?
- Nasıl, giderken suratıma bile bakmadı?

O duymadığım onay sözcükleri yerine, kendi kendime sorduğum her soru sonrası ağzıma yapışmış olan tebessümü cevap niyetine daha bir büyütüyorum. Kafamı sallıyorum ulu orta. Bir onaydan, öne arkaya; bir hayretten, iki yana. Nerdeyse sesimi tutamayacağım, kaçacak ağzımdan, kendi kendime konuşmaya başlayacağım. Kahkaha atmak istiyorum bir de.

İnsanlar genelde hüzün yaşıyordu sanki, üzüntü duyuyordu. Ben neden böyleyim?
Şaşkınlık mı sebebi, yoksa gerçekten hazırlıksızlık mı? Farkında mı değilim mesela?
Gerçi caddede yürürken hissettiğim yalnızlık ağır ama mutsuz da değilim işte.

*

Giriyor içeri. Arkasına bile bakmadan. Kendi boyunda üç minik görüyor, minik minderlere oturmuşlar. Belli ki birileri daha gelecek, çember oluşacak. Onlarla gözgöze geldiğinde, minikler şaşkın, tepki vermiyorlar. "Günaydın" diyor bizimki. Ses yok. Ben "günaydın" diyorum ses yok. Ada iki kere daha söylüyor. İkincisi biraz yüksek sesle, hani 'duymuyor musunuz?' dercesine jestleriyle de soruyor. Kızlar hazırlıksız ya, şaşırmış, bakıyorlar öyle. Ses yok. Ben diyorum, "belki ingilizce söylememiz gerek, belki de bilmiyorlar türkçe Ada". Bu sefer, 'good morning' diyor bizimki. Yine no cevap mintoşlardan.

Bizimki kırıldı, kırılacak, o kadar heyecan, böylesi bir duvar, olmadı yani...

Diyorum ki "belki duymuyorlar Ada'cığım". İçlerinden biri duyuyoruz diyor, sonra 'good morning' diyor, ağzından çıkardığı anda o iki kelimeyi, o da belli ki rahatlıyor. Diğeri hemen arkadaşına katılıyor. 'Burası bizim sınıfımız, biz burayı çok seviyoruz, ingilizce de konuşuyoruz!!'

Tüm açıklamalar geliyor yani, istesek bu kadar iyi cevap olmaz, geç gelse de. Tek tek onlara tanıtıyorum kendimi, Ada'nın annesiyim diyorum, yeni bir arkadaş geldi sınıfınıza diyorum, sizin adınız ne diyorum. Tek tek tanışıyoruz, tanıştığımıza memnun oluyoruz. Sonra Ada tanıtıyor kendini, tek tek yanlarına gidiyor, adını söylüyor, tanışıyorlar. Birinin hiç sesi çıkmıyor. Sessiz konuşuyor yani ama bakışı samimi. Kabul ediyorlar yeni arkadaşlarını aralarına. Bizimki ise bu kabule çok minnettar, hemen minderini alıyor, oturuyor yanlarına.

Bu kadar.

Bu kadar yani.
7 saat sonra da zili çalıyorum, beni o karşılıyor.

*

Yine aynı şey oluyor işte. Sürekli dünü konuşmak, Ada'yı anlatmak istiyorum. O sürekli çocuklarını anlatan annelerin her cümlesinin kulağımda bin kez çınlayıp, beni deli etmesi gibi; şimdi kendi coşkum beni deli ediyor, kulağımda kendi sesim çınlıyor. Mahçup hissediyorum kendimi o annelere karşı. Elimde değil, tekrar tekrar beynimde aynı kalıplar:

- Çok mutluydu gerçekten.
- Hiç çekinmedi, hemen içeri girdi, 'kaynaştı'.
- Hiç yabancılık çekmeyecek galiba.

*

Ne olur bilmem. İlk gün mutlu oldu. Bugün gitmiyor diye üzüldü.
İlk gün mutlu oldum, bugün okul yok diye sevindim.
Yarın gidecek diye üzülüyorum...

10 comments:

Defnenin Annesi said...

darisi basimiza... Yazini okuduktan sonra biraz rahatladim, demek ki böyle cocuklarda varmis dedim :-)

defnede hic yabancilik cekmiyor ama bakalim bizi neler bekliyor.

Yarin hep beraber begendigimiz ana okullarini görmeye gidecegiz. Tepkisini cok merak ediyorum.

nohut oda said...

aman dikkat bazen böyle başlayıp durumu anlayınca geri dönüşler olabılıyor şaşırmayın..
tabıı ınş olmaz hep boyle olsun ınş..

elif ada said...

Ne cabuk buyuyup, okullu oldular. Bizim Ada'nın okullu olmasına daha var ama galiba ondan cok ben kotu olacagim.

Zeynep said...

Hayırlı olsun, en zor anı "ilk an, ilk tanışma" yı sorunsuz atlatmışsınız, devamı da güzel gelecektir. Darısı başımıza :)

azra said...

maşallah hemen kaynaşmış.
darısı bizim de başımıza. inşallah bu sene yuvaya başlıyor.

Gül said...

hayırlı olsun.. ne guzel.. buyuyorlar.. mutlulugunun icine sıgmayısı bence bu yuzden. kendi yapabilyor bensiz diye dusunup biraz mutlu olup sonra uzulyoruz iste. anneligin dogası galiba. ne garip varlıklarız dimi?
sevgiler,

yapıncak said...

* Defne'nin annesi, bol şans! Sadece siz tedirgin olmayın, bence o zaman o da kendini kötü hissetmeyeceltir.

* nohut oda, biliyorum, onun için her gün heyecanlı bizim için, iknci gün de gayet güzel geçti şimdilik, yarın 3 :)

* elif ada, bilmiyorum ama benim hissettiğim güzel bir duyguydu; kendi mutluydu, demek ki ihtiyacı vardı, ben de onu öyle görünce mutlu oldum... Devamı zor gelebilir ama, göreceğiz.

* Zeynep, sağol. Umarım öyle olur. Darısı başınıza.

* Azra, sağol, sizin de darısı başınıza.

* Gül, özlemişim :) Geçen gün uzun uzun okudum sizi. Garip varlılarız evet, uç duygular arasında gidip geliyoruz :)

AycA said...

bu yazıda ağlanacak ne vardı ?

HaNdE... said...

hadi bakalım, hayırlı uğurlu olsun.Hemen alışıyorlar hiiiç merak etme...

yapıncak said...

* Ayça :)

* Hande sağol, bakalım, göreceğiz...