Tuesday, July 29, 2008

Hastane Günleri

Ve ameliyatın üzerinden iki haftadan fazla zaman geçti. Dün dikişler alındı. Büyük gündü yani. Bu iki hafta boyunca hergün hastaneye gitmeye ve kan vermeye devam ettim. Ne damar kaldı, ne kan. Boş boş enjeksiyon giriyor çıkıyor, şansım varsa ikinci üçüncü vuruşta bir damar(ımsı) bulabiliyorlar. Damarlar kaçar, saklanırlarmış. Vücut da yetti diyor anlaşılan. Üç gün ara veriyoruz ilk kez, perşembe yine hastane. Bir ilaç ayarlanıyor. Adettenmiş bu hikaye. Benimki biraz uzun sürüyor anlaşılan.

Tatlı konular konuşmak gerek. Çünkü var. Mesela hayat. Arada duraksayıp, yahu bir hafta önce şu şekildim diye düşününce veya küçüklüğümü filan hatırlayıp, Yapıncak ikinci kalp ameliyatını oldun diye kendi kendime konuşmaya başlayınca ciddiyeti kavrayıp vay be diyorum. Sonra da şükret de şükret, kıza bakıp, göz dolup, sessizleşip. Ne sıkıntı kalıyor, ne şikayet. Döndün ya, çok konuşma diyorsun kendi kendine.


Çok sorun da yok aslında. Bu işin sorunu uykusuzluk, sıkıntı, kılıç yutmuşluk, popo değişmezlik. Aynı pozisyonda insan kaç saat uyuyabilir ki? Amaa bu gece tam 6 saat uyumuşum. Neredeyse yeterli bir uyku demek. Mutluluğuma diyecek yok.


Ada'yla ilgili yazacaktım, kendi meselelerim öne çıktı yine. Madem öyle burdan devam edeyim. Ama içacıcı şeylerle. Vardı vardı. Hastane günlerimde içaçıcı anlar da vardı.





Melekler vardı mesela, pek kanatsız, pek mütevazı. Bu kadar mı iyi bakılabilir bir insana, hiç şikayetsiz, sakin, uykuyu unutmuşçasına.


Sanatsal düşünceler vardı. En baygın zamanlarımda bile hastanenin ilginç mekansal motifleriyle ve hastaların ve refakatçilerinin yarattığı garip fakat çok etkileyici figür motifleriyle heyecanlandım. Kafamdan her anın fotoğrafını çektim, desenini çiziktirdim. Sürekli aklıma, çektiği acılardan dolayı ve uzun hastane ziyaretlerinden dolayı Frida Kahlo, hasta haliyle full-otoportresiyle Neşe Erdok, hayatı ve ölümü cansız canlılar üzerinden dehşet şekilde sorgulayan çağın en zengin delisi Damien Hirst gelip durdu. Ordayken hep bir hastane portflio'su, çizimlerden yağlıboyalardan oluşan bir hastane günlüğü yapmanın hayalini kurdum. Şimdi düşünüyorum, bana heyecan veren şey, kimsenin bakmak istemediği bir şey olurdu. Bu resimler, çizimler ille de başka bakışları misafir etmek için mi yaratılır???


İstanbul. Kendi çırpınışalarımla yoğundan çıkmışım, yoğundakinden bin beterim, yarı baygın. Ankara'nın en sıcak günü. Hastanenin en sıcak odası. Birden serin bir rüzgar esiveriyor. Yo öldüğümü düşünmüyorum. Düşündüğüm. Ohhhh işte İstanbul, boğaz havası, ne güzel bir deniz kokusu. !!! Bu iki kez oldu. Eminim ki ne serinlik, ne boğaz kokusu vardı, bir Ankara'lı da İstanbul'u bu kadar özleyebiliyor demek ki. Hem de hasta yatağında.


Bu komik: Yine yoğundan çıktım, ama haşatım. Annemlere gülümseyebilmek için insanüstü enerji sarfediyorum. İyiyim ya, çıktım ya. Ama ne mümkün. Zaten ağzımdan bir kelime çıkması bile olay, çünkü nefes sıfır. Ve ne oluyor? Yapıncak şarkı söylemeye başlıyor. Music Together'ın Hello şarkısı, haha: "Hello, everybody, so glad to see you, hello everybody so glad to see you"


Bir de damat, kaynana ve olay kız bendeniz bir gece geçirmişliğimiz var, o da kayda değerdi. Sinirler gevşemiş, onlar benden yorgun, zaten olmayan resmiyet sınırları gevşemiş de gevşemiş, samimiyet sınırları tavan yapmış. Sürreal konuşmalar geçiyor aramızda, daha çok onların arasında. Kimse çenesini tutamıyor, ağızdan çıkanların komikliği anlatılmaz. Susun diyorum dikişlerim patlayacak, annem kırmızı suratla odayı terkedip dışarda gülüyor geliyor. Ben kendimi yoğunu hatırla, yoğunu hatırla diyerek sahneden kopartıyorum.


Pazarlık sonra. Hemşirelerle dost olduk. Çoğu anne, dertten anlıyorlar. Bebeğim bekliyor, ayarlayın bir şey diyorum, doktorların yanında beni bir övüşleri var, gözgöze gelip gülüyoruz. İşe yarıyor mu? Hayır. 5 gün kalmayı planlarken, on günde ancak çıkabiliyorum.


Şimdilik bu kadar, sabahın 5'i, belki biraz daha uyurum.

8 comments:

Çağlayan said...

Merhaba Yapıncak,
Şehir dışından Ankara'ya gelir gelmez seni aradım hastane hastane inanır mısın.Evdeyim ve kızımı bırakacak kimse yok arıyorum,eşim diyor delirdin mi, telin başındayım, ta ki senin eve geldiğini öğrenmemle ne kadar mutlu oldum, evet iyileşmiş Yapıncak taburcu.Hastane günlüğün çok komik, her şeyden bir gülümseme çıkarıyorsun gerçekten.Pozitif enerjin bizlere okuyuculara da yansıyor inan...
Çağlayan & Ayça

annecik said...

iyi olmana sevindim herşeyin yolunda gitmesi çok güzel sen bu pozitif enerjinle dünyayı yerinden oynatırsın

kızını öptüm senide tabiki iyi habarlerinin devamını bekliyorum

ela selin said...

gene aglayarak okudum seni... sense gülerek girmissin ameliyata...
hep gül yapincak...

Mine said...

ay Yapincak "hellooo everybody" olayina cok guldum! ya insanin kafasina cok fena takiliyor o sarkilar.
"sesin" iyi cikiyor, hizli toparlaniyorsun anlasilan. cok optum.

Meltem said...

koruyucu melekler yanindan hic eksik olmasin. Zaten bir tanesi her zaman yaninda bile var: Ada kuzun ;))

Açalya said...

Ben Ela SElin`in blogundan ogrendim durumu. Cok gecmis olsun, simdi iyi olmana sevindim. 1 yasina giren Ada`nin da dogum gunu kutlu olsun, ailecek nice mutlu yillar dilerim.

hayal said...

Şöyle bir buluşsak.. Sen iyileşmiş olsan, hello everybody'yi söylesek, tepinsek, zıplasak, sen hatta hiç hasta olmamış kadar olsan.
Ada hanım da bir yaşında sonunda, en mutlu yılları dilerim ona.
Sevgiler.

yapıncak said...

Bu işin ilacı pozitif olmak, ama gerçekten şu ameliyattan çıkmış olma işi bile bir ömre bedel! Onun için ağlamayalım boş verin, gülelim arkadaşlar.

Ve hayal'ciğim o dediğin anı nasıl beklediğimi anlatamam!

Açalya sağol, iki haftada neler değişiyor değil mi?