31 Ekim 2008 Cuma

Son, Kiii, Üç, Dört

Az kaldı. Zor zamanlar.

Gece 12'ye kadar the Kitap'ın (!) ve de bilgisayarın başından ayrılmadığım; sonra başka heyecanlardan pırpır gecenin üç buçuğunda uyanıp, sabaha kadar dönüp durmadığım; kızımı aralarda görüp, "kaliteli zaman" geçirmeye and içmediğim; evin dışına çıkabilip, oksijen almayı becerebildiğim günleri bekliyorum.

Az kaldı, çok az.

Kasım ortasını bekliyorum. Kızımı kapıp kaçak gezmelere çıkacağım, sahilde dört nala yürüyeceğim, istediğim kitabı, istediğim yerde okuyabileceğim, yüzünü sesini unuttuğum arkadaşlarımla araya kapatacağım, sevdiğim işimi bu sefer en miniklerle yapmaya başlayacağım günleri bekliyorum.

Dokuzuncu Bölüm de bitti, On kaldı. On demek "son" demek. Sonra ver elini müzikli günler, heyecanlı açılışlar, müzikal buluşmalar. Can, kan, sokak, güneş, arkadaşlar. Kısaca hayata az kaldı. Başka bir koşturma var önümde, ama güzelinden... Bekliyorum.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Bugün Coşkuluyuz

29 Ekim 2007

29 Ekim 2008

Nice güzel Cumhuriyet Bayramları yaşa bebeğim...

25 Ekim 2008 Cumartesi

Blogger Kapatıldı

Çok konuşmayın diyorlar, tutmayın artık günlük diyorlar. İnanabiliyor musun kızım?

23 Ekim 2008 Perşembe

Özgür Kız - Parkta İlk Adımlar

21 Ekim 2008 Salı

İki Arada Bir Derede Yazı

Fılfır fıldır dönüyor. Çok söylenmişti, biliyordum her şeyin daha zor olacağını. Ama zorluktan çok sonsuz bir baş dönmesi gibi. Benim adıma yani. Gerçi hem dönüyorum, hem hoşuma gidiyor. O koşuyor ordan oraya, ben onun tepesinde, takipte. Oraya gidiyor, buraya geliyor. Hedef? Yok. Her yere gidiyor, her yere geliyor. Kaçırdığı günlerin acısını çıkarıyor adeta.

Önceden de böyleydi gerçi, tek fark elele olmayışımız. Buna üzüldüm desem çok mu egoist çıkar sesim? Elimi bırakması, bağımsızlığını ilanı... Zaten sarılıp mıncıklamak hep zordu. Bilmiyorum...

Aslında tepesinde dolaşmak yerine, onu uzaktan izlemek isterdim. Komik bir şekilde yürüyor. Belki bütün çocuklar gibi. Mesela elleri havada, ama gerçekten havada. Uzanabileceği en yüksek yere uzanıyormuş gibi yapıp, sonra da hızlı hızlı yürüyor, eller havada sallanıyor, imdaaat diye kaçarmış gibi! Kolları yanda açık olsa denge olur, ama böyle? Yine de temkinli, iki sallandığında duruyor, düşünüyor, ayaklarını yere sağlam basıyor, öyle devam ediyor.

Karakterleri şekil alıyor, kendini ele vermeye başlıyor. Daha neler göreceğiz kim bilir? Merak ediyorum. Her şey
heyecanlı geliyor bugünlerde.

İlk düşüşünü ilk gün yaşadı. Dişler dudağı yardı, içine kanlar aktı. Korktum çok, panik olmadım hiç (yani...). Kendimi takdir ettim! Onun için korkmadan, sonraki adımlarını tekrar atabildi diye düşünüyorum. Dudakları şişti lokum gibi oldu iki gün. Bugün yine eski Ada miniğim. Biraz daha şişman sanki hergünkünden. Kim diyordu yürüyünce gidecek bu kilolar diye?

Yazmak istiyorum. Çok.
Vakit istiyorum. Yok.

Bir bulsak şu Kasım ayını...

Bu arada Tracy yedi bitti, sekizdeyim, son 3 bölüm.

17 Ekim 2008 Cuma

Ada Yürüyoooooooor!!!



İlk adımlarını aylar önce atmıştı. Sonraki adımlarını hep elele birlikte attık, aylarca. Yorulduk. Şimdi galiba daha çok yorulacağız!

Canım kızım, 15 aylık olmana 9 gün kala bağımsızlığını ilan ettin. Geç oldu, güç olmadı. Hayatında attığın tüm adımlar mutlu, tüm adımlar sağlıklı olsun. Seni çok seviyorum pıtır mintoşum!

Nana, Nr.2


Bu kapıyı yumruklama faslı çok olmaya başladı. Aslında yumruklamıyor garibim, mırıltılar çıkararak kaşıyor sadece. Ama cevap gelmezse vay halimize.

Ada'yı derslere almıyorum. İki nedenle, birincisi -tabii ki- profesyonel bir durum olmayacağından. İkincisi ise, küçük öğrenciler Ada'yı, Ada o minik abla ve abileri görünce başka bir dünyaya geçiş yapabiliyorlar. Aniden. Tek kişiye zor piyanoyu, dört elle çalmaya çalışıyorlar. Sahne görülmeye, coşku hissedilmeye değer ama geçelim...

Zengin olursam en büyük hayalim kendi ellerimle bir paparazi tutmak, Adakızım'ın ve onun yanında bizlerin kaçak fotolarını çeksin diye. Kaydedemediğim her ana ağlamak istiyorum çünkü...

Dün de öyle oldu, akşamüstü bir minik derste, pımlatıyoruz, tınlatıyoruz, siyah tuşların üstünde kedi yürüyüşü yapıyoruz yandan yandan, notadaki resimlerden hikaye yaratmaya çalışıyoruz çaldığımız melodiye. İlgi üst sınırda, keyfimiz yerinde. Birden o kaşıntı kapıda. Mmmh, mmh sesi eşliğinde. Ah diyorum kapıyı açıp yanaklara yapışsam, sonra kapatsam. Olmaz. Kaşıntı sertleşiyor. Diyorum nerde bu Sultan abla?

Piyanodaki minik heyecanlanıyor, istiyor ki Ada gelsin, bir kedi de o olsun tuşlarda. Kaş kaldırıyorum tatlı-sert. Olmaz.

Yahu kaşıntı büyüyor, pat pat şaplak oluyor, abla nerde kalıyor, abla geliyor, kaşıntı çığlık oluyor, çığlığa sesler karışıyor, "nana", naa-naaa" ...!

Stüdyoyu evin dışına kaydırma vakti mi, yoksa park saatini ders saatine çekme vakti mi geldi acaba? Bu "nana" tutkusu fazla olmaya başladı!

15 Ekim 2008 Çarşamba

Yağmur Bebek Doğdu

Ada'ya yeni bir kardeş, yeni bir arkadaş geldi. Nihan anne oldu. Ömer de dayı!

Çok güzel bir ömür geçir güzel Yağmur...

14 Ekim 2008 Salı

"İşsş"

Kendime mi acıyayım? Miniğe mi?

Salondaki küçük sekretere sığdırıyorum koca kitapla laptopumu. Ada'nın oyun havuzu da burda, çok fazla uzak kalmamış oluyorum ondan böylelikle. Sırtımı salona, zihnimi tercümeye vererek çalışıyorum iki ara, bir dere. Ada bunların bazılarında uyuyor; rahatım, daha hızlı koşuyorum. Bazılarında ise uyanık ve pıtırdıyor etrafımda. Benimse vicdan azabım tıkırdıyor ellerimde.

Anlatıyorum. Geçirdiğim koca ameliyatı tam da bir yaşında anlayan, ne yapıp ne yapmaması gerektiğini, annesinin neler hissettiğini gerçekten (altı çizili) anlayan bebeğin, onbeş aylık olduğunda bu durumu da anlayacağını düşünüyorum.

Diyorum ki "Bu 'iş' Ada'cığım, anne biraz iş yapsın, sonra hemen gelecek Ada'yla oynayacak, hem de neler neler oynayacak" (Ablası da duyuyorum arada Ada'ya 'orası annenin işyeri' diyor, çalışma odamız da babanın işyeri bu arada!) Minik de bakıyorum -her zaman olmasa da- sarılıp koklaştıktan sonra, kendi oyun alanına gidiyor, oyun havuzuna. Ablasıyla bakışıyoruz, "vay be" der gibi. Amaaa...3 dakika sürüyor, sonra pıtır tekrar geliyor. Reddetmek mümkün değil -olabilir mi? Çalışmamak...? O da mümkün değil.

Ama diyeceğim de, o değil.

Artık Ada ben çalışmazken de benim çalışma masasını gösterip "işşş" diyor. Aslında çoğu zaman ben çalışırken. Duyuyorum, anlıyorum arkamdan eliyle ablaya gösteriyor: "İŞSŞSS" ve... Yanıma gelmiyor!!

Şimdi ben sevineyim mi bu "iş" meselesini anladığına, üzüleyim mi? Kafam karıştı.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Na Na

Belli oldu. Ada müziğe "nana" diyor.

Üç kişilik bir ekibiz. Zaman kıtkını şarkıcı anne, kızılderili edalı absolute kulak Türkmen abla ve titrek göbekli müzik canavarı prenses Ada.

Heyecan büyük, Music Together'a bir ay kalmış. Parçaları öğrenmek, gerekenleri Türkçeleştirmek, her birinin müzikal anlamda eğitici ögelerini ele alıp farklı alıştırma oyunları hazırlamak, her birine ne enstürman uyar ve ne tip aktivitelerle desteklenebilir karar vermek gerek. (Of, nefesim yetmedi) İş çok.

Ama eğlence de çok!

Tek tek anlatmayayım, sürer de sürer. Hem o laf vardır ya "anlatılmaz, yaşanır". Onun için susmak gerek. Amaaa...

Bunu anlatmadan geçemem: Ada artık tüm şarkıları biliyor!
Hmm bir yaşında çocuk, nerden bilecek deyip kaşınızı gözünüzü kaldırmayın. Biliyor, çünkü şarkı isteğinde bulunuyor!

Meselaa...Nedense tuvalette otururken,
open-and-shut-it'i istiyor. Hareket şu "nana" deyip, koca gözlerini açıp, pembecik dudaklarını bir yuvarlayıp, bir büzerek, kafasını konuşuyor gibi dilini anlatıyor gibi yaparak, sessizce şarkısını söylüyor! Çünkü...evet open-and-shut-it şarkısının ilk mısrası ikinci tekrarda, "sessiz" söyleniyor. Ada da bu işi çok seviyor! Sonra ille anne de yapsın. Yapıyoruz. O arada çişler kakalar da yapılıyor tabii. Çişler arada hala alta da yapılıyor ama olsun.

Sonra... Sonra bir bakıyorum eller kafasının tepesine pıt pıt yapıyor. Ritmik. Ablayla birbirimize bakıyoruz, ding-a-ding! Başlıyoruz söylemeye, abla benden şarkıcı, inanamıyorum, ekip iyi diyorum. Bunu da nedense genelde yemekte yapıyor, elindeki yemek parçalarının böylelikle daha rahat kafasına bulaşabileceğini düşündüğünden sanırım!

Şimdi ise "oooo, Aaa-daaa, Ada'ymış adıııı" şarkısındaki -ki bu aslen güzel bir kızılderili şarkısı, türkçesinde biz isim şarkısı yaptık- ooo'lardaki çılgın el hareketlerini öğrenmiş durumda. İki kulağının yanından
wiggle wiggle yapıyor; deli deli hareketi! Ada bunları yaptığı anda ablayla ben başlıyoruz kurulu saat gibi, şarkıya ve dansa: Oooo, Aaa-daaa, Ada'ymış adııı... Ada mest.

Amaaa... bir de kriz anı geliyor ki; sormayın. Mutfağa mama diye can hıraş tırmanışına benzedi. Nana'sı geldiğinde de müzik setine atlıyor, dolabı yumruklamaya başlıyor, nana nana diye. O zaman işte açıyoruz CD'yi başlıyoruz hep birlikte nana yapıp, danslar etmeye.

Bebeğim uyuyor, uyansa da iki nana yapsak.