"Miniğim, canım, kanım, kızım. Ada kızım. Bu sayfa sana ve seninle gecirdiğimiz hayatımıza ait". Demişim.
Yani bu başlığı atmışım, blogumun açılışına. Ne zaman? Bilemiyorum ama tahminen Ada henüz bir kaç haftalıkken.
Ada şu anda tam 7 ayını doldurmuş kocaman bir bebek. 9 kilo, 69 cm! Doğduğunda ise 2900 gr, 47 cm bir minnoştu. Tam bir ay erken doğdu miniğim. Tam da sabırsızlanmaya başladığım günde. "Hadi gel canım kızım, seni çok özledim" dediğim anda.
Duydu. Geldi.
Doğum Ankara'da oldu. 26 Temmuz tarihinin ilk saatlerinde, 02.20'de Gazi Hastanesi'nde. Ameliyathaneye girdikten 4.5 saat sonra bebeğimi kucağıma alabildim. Onun öncesi ise sisli puslu bir rüya gibiydi. Samimi olmak gerekirse, bir kabusa bile benzediği anlar vardı. Doğum, benim hayatımdaki 5.ameliyattı ama geçirdiğim kalp ameliyatından da zor geçti! Sebep belli aslında, uyanık olmak ve uyuşamamak! Doğum anı. Karnım civarında bir arbede ve dişim çekilirmişçesine içimden çekilen bir bebek. İlk görüş. Mucize. Evet mucize, ama panik de aynı anda. Bir de hesaplanan günden bir ay önce olunca, psikolojik hazırlık da tam tamamlanmamış...
Hayatım değişti. Geriye dönüş????
Yok.
Bir bebeğim oldu. Kara, kuru, mor ve çirkin ama benim olan ve en seveceğim bebeği beklerken... sarı, sulu, şeftali renkli, son mohikan saçlı bir şey çıktı içimden, gözleri açık! Kimdi bu? Çok güzeldi ama...bu benim beklediğim değildi ki. Anlayın...garip hisler, belki hayal ettiğiniz şeyler değil ama böyle. Nerden çıktı bu? dedim, babaya da bana da benzemeyen bu güzel minik de kim...? Görmesem içimden çıktığı anı benim olduğuna inanmayacağım. Peki yani şimdi hep birlikte mi yaşayacağız? Bütün hayat?
Anestezi.
Olmalı.
Ayılmam uzun sürdü. Kafam ayıldıktan sonra, vücudumun ayılması daha uzun sürdü. O arada ise gerçeklerle yüzleşecek, mucizeyi fark edecek ve anneliği damarlarımda hissedecek vaktim oldu.