5 Kasım 2008 Çarşamba

Dilek

Aslında ne istiyorum en çok? Gezmeleri geçtim, yürüyüşleri de, ertelenip duran buluşmaları bile geçtim. Biraz daha dayanırım gün yüzü görmemeye sokaklarda, sorun değil. Şımaracak iki şey almayıversem n'olur kendime? İki gün daha durabilir bu şımartma hayalleri, bunca ay durduktan sonra.

Ah ne istiyorum en çok?

Bir restoda yeni tadlarla tanışmayıvereyim bir süre, olsun. Çok istediğim iki filmi sinemada değil, DVD'de seyredivereyim, ay sonra, dokunmaz. Kızım kalbimde, canımda, ondan eksiğim yok, pişmanlık da yok. Hem yerime, dağ taş gezmiyor mu babaymış, parkmış, adaymış...

İstediğim başka, ben biliyorum... ah ne zor.

Uyumak istiyorum şöyle. Uyumak evet. U Y K U.

Derin. Çıt sesinden uyanmamacasına. Bir üşüyüp, bir terlemeden, bir güzel-bir kötü rüya görmeden, hatta mümkünse hiç rüya görmeden uyumak istiyorum.

Yattığım anda, kaslarimin her düğümünü gevşetebilmek mesela. Sonrasında gözümü kapatabilmek, akabinde uyumak, uyku, ama gerçekten...

Mesela? Olur a?

Uzun zaman oldu 4 saatten fazla uyumayalı.
Yo, Ada değil sebep, o hep aynı, uzun ve mışıl.


Uyumak istiyorum işte, unuttuğum şeyi hatırlamak, gözümü kapatıp, bin dönmeden dalabilmek rüyaya. Yo, rüyayı geçtim, istemem. Dinlenmek istiyorum. Hiç... Karanlık... Beynimde düşünceler dönmezcesine.

Music Together Açılıyooooor

Güncelleme-2012: Türkiye'deki ilk Music Together 4 yıl önce Salon Sanat bünyesinde öğrencileri ile buluşmaya başlamıştır. Salon Sanat Music Together derslerini sadece Emirgan Do-um'da, Caddebostan İyi Cüceler'de ve Ankara Yoga'da sürdürmektedir. Sonbahar 2012 kayıtları için: www.salonsanat.com/register.aspx sayfasını ziyaret edebilirsiniz. 

.........
Uzuuuun bir yolculuğun sonuna geldik. Harika bir başlangıç için enerjimiz, müzik sevgimiz, mutluluğumuz bulutlarda uçuyor. Değil mi Adakızım? Yeter artık evde başbaşa hoplayıp, zıplamak. Arkadaşların geliyor bekle.

Hadi anneler, hadi çocuklar, birlikte müzik yapmaya!

Artık websitemizdeyiz:


www.salonsanat.com

Ücretsiz deneme derslerimiz 12 Kasım Çarşamba günü başlıyor. Websitesinde "Register" linkini tıklayarak, kaydınızı yaptırabilirsiniz.

Ve ayrıca...

Bu blogdaki okuyucularımıza, sevgili dostlarıma, beni bu yolculukta, emeklerimde destekleyen, moral veren, programla ilgili önerilerde, yorumlarda bulunan, cesaretlendiren herkese tek tek teşekkürlerimi gönderiyorum.

2 Kasım 2008 Pazar

Nokta

2 Kasım 2008
Pazar günü
Saat 23.31
Sayfa 390

Tercümedeki son noktamı koydum

.

31 Ekim 2008 Cuma

Son, Kiii, Üç, Dört

Az kaldı. Zor zamanlar.

Gece 12'ye kadar the Kitap'ın (!) ve de bilgisayarın başından ayrılmadığım; sonra başka heyecanlardan pırpır gecenin üç buçuğunda uyanıp, sabaha kadar dönüp durmadığım; kızımı aralarda görüp, "kaliteli zaman" geçirmeye and içmediğim; evin dışına çıkabilip, oksijen almayı becerebildiğim günleri bekliyorum.

Az kaldı, çok az.

Kasım ortasını bekliyorum. Kızımı kapıp kaçak gezmelere çıkacağım, sahilde dört nala yürüyeceğim, istediğim kitabı, istediğim yerde okuyabileceğim, yüzünü sesini unuttuğum arkadaşlarımla araya kapatacağım, sevdiğim işimi bu sefer en miniklerle yapmaya başlayacağım günleri bekliyorum.

Dokuzuncu Bölüm de bitti, On kaldı. On demek "son" demek. Sonra ver elini müzikli günler, heyecanlı açılışlar, müzikal buluşmalar. Can, kan, sokak, güneş, arkadaşlar. Kısaca hayata az kaldı. Başka bir koşturma var önümde, ama güzelinden... Bekliyorum.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Bugün Coşkuluyuz

29 Ekim 2007

29 Ekim 2008

Nice güzel Cumhuriyet Bayramları yaşa bebeğim...

25 Ekim 2008 Cumartesi

Blogger Kapatıldı

Çok konuşmayın diyorlar, tutmayın artık günlük diyorlar. İnanabiliyor musun kızım?

23 Ekim 2008 Perşembe

Özgür Kız - Parkta İlk Adımlar

21 Ekim 2008 Salı

İki Arada Bir Derede Yazı

Fılfır fıldır dönüyor. Çok söylenmişti, biliyordum her şeyin daha zor olacağını. Ama zorluktan çok sonsuz bir baş dönmesi gibi. Benim adıma yani. Gerçi hem dönüyorum, hem hoşuma gidiyor. O koşuyor ordan oraya, ben onun tepesinde, takipte. Oraya gidiyor, buraya geliyor. Hedef? Yok. Her yere gidiyor, her yere geliyor. Kaçırdığı günlerin acısını çıkarıyor adeta.

Önceden de böyleydi gerçi, tek fark elele olmayışımız. Buna üzüldüm desem çok mu egoist çıkar sesim? Elimi bırakması, bağımsızlığını ilanı... Zaten sarılıp mıncıklamak hep zordu. Bilmiyorum...

Aslında tepesinde dolaşmak yerine, onu uzaktan izlemek isterdim. Komik bir şekilde yürüyor. Belki bütün çocuklar gibi. Mesela elleri havada, ama gerçekten havada. Uzanabileceği en yüksek yere uzanıyormuş gibi yapıp, sonra da hızlı hızlı yürüyor, eller havada sallanıyor, imdaaat diye kaçarmış gibi! Kolları yanda açık olsa denge olur, ama böyle? Yine de temkinli, iki sallandığında duruyor, düşünüyor, ayaklarını yere sağlam basıyor, öyle devam ediyor.

Karakterleri şekil alıyor, kendini ele vermeye başlıyor. Daha neler göreceğiz kim bilir? Merak ediyorum. Her şey
heyecanlı geliyor bugünlerde.

İlk düşüşünü ilk gün yaşadı. Dişler dudağı yardı, içine kanlar aktı. Korktum çok, panik olmadım hiç (yani...). Kendimi takdir ettim! Onun için korkmadan, sonraki adımlarını tekrar atabildi diye düşünüyorum. Dudakları şişti lokum gibi oldu iki gün. Bugün yine eski Ada miniğim. Biraz daha şişman sanki hergünkünden. Kim diyordu yürüyünce gidecek bu kilolar diye?

Yazmak istiyorum. Çok.
Vakit istiyorum. Yok.

Bir bulsak şu Kasım ayını...

Bu arada Tracy yedi bitti, sekizdeyim, son 3 bölüm.

17 Ekim 2008 Cuma

Ada Yürüyoooooooor!!!



İlk adımlarını aylar önce atmıştı. Sonraki adımlarını hep elele birlikte attık, aylarca. Yorulduk. Şimdi galiba daha çok yorulacağız!

Canım kızım, 15 aylık olmana 9 gün kala bağımsızlığını ilan ettin. Geç oldu, güç olmadı. Hayatında attığın tüm adımlar mutlu, tüm adımlar sağlıklı olsun. Seni çok seviyorum pıtır mintoşum!

Nana, Nr.2


Bu kapıyı yumruklama faslı çok olmaya başladı. Aslında yumruklamıyor garibim, mırıltılar çıkararak kaşıyor sadece. Ama cevap gelmezse vay halimize.

Ada'yı derslere almıyorum. İki nedenle, birincisi -tabii ki- profesyonel bir durum olmayacağından. İkincisi ise, küçük öğrenciler Ada'yı, Ada o minik abla ve abileri görünce başka bir dünyaya geçiş yapabiliyorlar. Aniden. Tek kişiye zor piyanoyu, dört elle çalmaya çalışıyorlar. Sahne görülmeye, coşku hissedilmeye değer ama geçelim...

Zengin olursam en büyük hayalim kendi ellerimle bir paparazi tutmak, Adakızım'ın ve onun yanında bizlerin kaçak fotolarını çeksin diye. Kaydedemediğim her ana ağlamak istiyorum çünkü...

Dün de öyle oldu, akşamüstü bir minik derste, pımlatıyoruz, tınlatıyoruz, siyah tuşların üstünde kedi yürüyüşü yapıyoruz yandan yandan, notadaki resimlerden hikaye yaratmaya çalışıyoruz çaldığımız melodiye. İlgi üst sınırda, keyfimiz yerinde. Birden o kaşıntı kapıda. Mmmh, mmh sesi eşliğinde. Ah diyorum kapıyı açıp yanaklara yapışsam, sonra kapatsam. Olmaz. Kaşıntı sertleşiyor. Diyorum nerde bu Sultan abla?

Piyanodaki minik heyecanlanıyor, istiyor ki Ada gelsin, bir kedi de o olsun tuşlarda. Kaş kaldırıyorum tatlı-sert. Olmaz.

Yahu kaşıntı büyüyor, pat pat şaplak oluyor, abla nerde kalıyor, abla geliyor, kaşıntı çığlık oluyor, çığlığa sesler karışıyor, "nana", naa-naaa" ...!

Stüdyoyu evin dışına kaydırma vakti mi, yoksa park saatini ders saatine çekme vakti mi geldi acaba? Bu "nana" tutkusu fazla olmaya başladı!