Ada'ya yeni bir kardeş, yeni bir arkadaş geldi. Nihan anne oldu. Ömer de dayı!
Çok güzel bir ömür geçir güzel Yağmur...
15 Ekim 2008 Çarşamba
Yağmur Bebek Doğdu
Etiketler:
Ada ve arkadaşları
14 Ekim 2008 Salı
"İşsş"
Kendime mi acıyayım? Miniğe mi?Salondaki küçük sekretere sığdırıyorum koca kitapla laptopumu. Ada'nın oyun havuzu da burda, çok fazla uzak kalmamış oluyorum ondan böylelikle. Sırtımı salona, zihnimi tercümeye vererek çalışıyorum iki ara, bir dere. Ada bunların bazılarında uyuyor; rahatım, daha hızlı koşuyorum. Bazılarında ise uyanık ve pıtırdıyor etrafımda. Benimse vicdan azabım tıkırdıyor ellerimde.
Anlatıyorum. Geçirdiğim koca ameliyatı tam da bir yaşında anlayan, ne yapıp ne yapmaması gerektiğini, annesinin neler hissettiğini gerçekten (altı çizili) anlayan bebeğin, onbeş aylık olduğunda bu durumu da anlayacağını düşünüyorum.
Diyorum ki "Bu 'iş' Ada'cığım, anne biraz iş yapsın, sonra hemen gelecek Ada'yla oynayacak, hem de neler neler oynayacak" (Ablası da duyuyorum arada Ada'ya 'orası annenin işyeri' diyor, çalışma odamız da babanın işyeri bu arada!) Minik de bakıyorum -her zaman olmasa da- sarılıp koklaştıktan sonra, kendi oyun alanına gidiyor, oyun havuzuna. Ablasıyla bakışıyoruz, "vay be" der gibi. Amaaa...3 dakika sürüyor, sonra pıtır tekrar geliyor. Reddetmek mümkün değil -olabilir mi? Çalışmamak...? O da mümkün değil.
Ama diyeceğim de, o değil.
Artık Ada ben çalışmazken de benim çalışma masasını gösterip "işşş" diyor. Aslında çoğu zaman ben çalışırken. Duyuyorum, anlıyorum arkamdan eliyle ablaya gösteriyor: "İŞSŞSS" ve... Yanıma gelmiyor!!
Şimdi ben sevineyim mi bu "iş" meselesini anladığına, üzüleyim mi? Kafam karıştı.
13 Ekim 2008 Pazartesi
Na Na
Belli oldu. Ada müziğe "nana" diyor.
Üç kişilik bir ekibiz. Zaman kıtkını şarkıcı anne, kızılderili edalı absolute kulak Türkmen abla ve titrek göbekli müzik canavarı prenses Ada.
Heyecan büyük, Music Together'a bir ay kalmış. Parçaları öğrenmek, gerekenleri Türkçeleştirmek, her birinin müzikal anlamda eğitici ögelerini ele alıp farklı alıştırma oyunları hazırlamak, her birine ne enstürman uyar ve ne tip aktivitelerle desteklenebilir karar vermek gerek. (Of, nefesim yetmedi) İş çok.
Ama eğlence de çok!
Tek tek anlatmayayım, sürer de sürer. Hem o laf vardır ya "anlatılmaz, yaşanır". Onun için susmak gerek. Amaaa...
Bunu anlatmadan geçemem: Ada artık tüm şarkıları biliyor! Hmm bir yaşında çocuk, nerden bilecek deyip kaşınızı gözünüzü kaldırmayın. Biliyor, çünkü şarkı isteğinde bulunuyor!
Meselaa...Nedense tuvalette otururken, open-and-shut-it'i istiyor. Hareket şu "nana" deyip, koca gözlerini açıp, pembecik dudaklarını bir yuvarlayıp, bir büzerek, kafasını konuşuyor gibi dilini anlatıyor gibi yaparak, sessizce şarkısını söylüyor! Çünkü...evet open-and-shut-it şarkısının ilk mısrası ikinci tekrarda, "sessiz" söyleniyor. Ada da bu işi çok seviyor! Sonra ille anne de yapsın. Yapıyoruz. O arada çişler kakalar da yapılıyor tabii. Çişler arada hala alta da yapılıyor ama olsun.
Sonra... Sonra bir bakıyorum eller kafasının tepesine pıt pıt yapıyor. Ritmik. Ablayla birbirimize bakıyoruz, ding-a-ding! Başlıyoruz söylemeye, abla benden şarkıcı, inanamıyorum, ekip iyi diyorum. Bunu da nedense genelde yemekte yapıyor, elindeki yemek parçalarının böylelikle daha rahat kafasına bulaşabileceğini düşündüğünden sanırım!
Şimdi ise "oooo, Aaa-daaa, Ada'ymış adıııı" şarkısındaki -ki bu aslen güzel bir kızılderili şarkısı, türkçesinde biz isim şarkısı yaptık- ooo'lardaki çılgın el hareketlerini öğrenmiş durumda. İki kulağının yanından wiggle wiggle yapıyor; deli deli hareketi! Ada bunları yaptığı anda ablayla ben başlıyoruz kurulu saat gibi, şarkıya ve dansa: Oooo, Aaa-daaa, Ada'ymış adııı... Ada mest.
Amaaa... bir de kriz anı geliyor ki; sormayın. Mutfağa mama diye can hıraş tırmanışına benzedi. Nana'sı geldiğinde de müzik setine atlıyor, dolabı yumruklamaya başlıyor, nana nana diye. O zaman işte açıyoruz CD'yi başlıyoruz hep birlikte nana yapıp, danslar etmeye.
Bebeğim uyuyor, uyansa da iki nana yapsak.
Üç kişilik bir ekibiz. Zaman kıtkını şarkıcı anne, kızılderili edalı absolute kulak Türkmen abla ve titrek göbekli müzik canavarı prenses Ada.
Heyecan büyük, Music Together'a bir ay kalmış. Parçaları öğrenmek, gerekenleri Türkçeleştirmek, her birinin müzikal anlamda eğitici ögelerini ele alıp farklı alıştırma oyunları hazırlamak, her birine ne enstürman uyar ve ne tip aktivitelerle desteklenebilir karar vermek gerek. (Of, nefesim yetmedi) İş çok.
Ama eğlence de çok!
Tek tek anlatmayayım, sürer de sürer. Hem o laf vardır ya "anlatılmaz, yaşanır". Onun için susmak gerek. Amaaa...
Bunu anlatmadan geçemem: Ada artık tüm şarkıları biliyor! Hmm bir yaşında çocuk, nerden bilecek deyip kaşınızı gözünüzü kaldırmayın. Biliyor, çünkü şarkı isteğinde bulunuyor!
Meselaa...Nedense tuvalette otururken, open-and-shut-it'i istiyor. Hareket şu "nana" deyip, koca gözlerini açıp, pembecik dudaklarını bir yuvarlayıp, bir büzerek, kafasını konuşuyor gibi dilini anlatıyor gibi yaparak, sessizce şarkısını söylüyor! Çünkü...evet open-and-shut-it şarkısının ilk mısrası ikinci tekrarda, "sessiz" söyleniyor. Ada da bu işi çok seviyor! Sonra ille anne de yapsın. Yapıyoruz. O arada çişler kakalar da yapılıyor tabii. Çişler arada hala alta da yapılıyor ama olsun.
Sonra... Sonra bir bakıyorum eller kafasının tepesine pıt pıt yapıyor. Ritmik. Ablayla birbirimize bakıyoruz, ding-a-ding! Başlıyoruz söylemeye, abla benden şarkıcı, inanamıyorum, ekip iyi diyorum. Bunu da nedense genelde yemekte yapıyor, elindeki yemek parçalarının böylelikle daha rahat kafasına bulaşabileceğini düşündüğünden sanırım!
Şimdi ise "oooo, Aaa-daaa, Ada'ymış adıııı" şarkısındaki -ki bu aslen güzel bir kızılderili şarkısı, türkçesinde biz isim şarkısı yaptık- ooo'lardaki çılgın el hareketlerini öğrenmiş durumda. İki kulağının yanından wiggle wiggle yapıyor; deli deli hareketi! Ada bunları yaptığı anda ablayla ben başlıyoruz kurulu saat gibi, şarkıya ve dansa: Oooo, Aaa-daaa, Ada'ymış adııı... Ada mest.
Amaaa... bir de kriz anı geliyor ki; sormayın. Mutfağa mama diye can hıraş tırmanışına benzedi. Nana'sı geldiğinde de müzik setine atlıyor, dolabı yumruklamaya başlıyor, nana nana diye. O zaman işte açıyoruz CD'yi başlıyoruz hep birlikte nana yapıp, danslar etmeye.
Bebeğim uyuyor, uyansa da iki nana yapsak.
Etiketler:
Ada'nın gelişimi,
Bebek ve Müzik,
Music Together
12 Ekim 2008 Pazar
Oyun Oyuna
Google Reader'larında listeli olduklarımdan kaçamasam da (anladı onlar ne dediğimi!), sürmenajımsı halim malum... Bir maratondur gidiyor, her şey bu yüzden. Cuma günü Hamileler Grubu'muzun anne-bebek toplantısına, Cumartesi günü Oyun Grubu toplantısına gidemedik. Oysa ki bunlar aslında Ada'nın aktiviteleriydi, yuh bana. Ama beceremedim işte miniğim.
Annen bitap. İşler var. İşler çok...
Yine de nefesimi senden alıyorum, biliyor musun? Senden aldığım güçle devam ediyorum bu kalabalık işlere.
Hem 10 kilometre yürüyoruz ama günde, itiraf et. Hiç bir elini uzatışına "hayır" dediğim oldu mu? Hiç "nana" deyip, iki kıvır hareket parçalamaya başladığında, CD'yi koyup, enstürmanları alıp müzik yapmamışlığımız var mı? Dünyanın en güzel sevinç çığlığını attığında, kaptığım gibi (şartlar dahilinde!) büyük yatağa atmıyor muyum seni? Can cana, koyun koyuna, oyun oyuna yapmıyor muyuz birlikte?
Bugün becerdik neyse ki. Minik Berk'in kocaman birinci yaşını kutladık. Evrim her şey için teşekkürler! Harika bir gündü. Ama özgür ruhlu kızım farkında mı bilmiyorum. En son özgür ruhlu baba ile gördüm. Yürüyorlardı, denize doğru. Ne oyun kaldı, ne bebek arkadaşlıkları... İyi vakit geçirmişler ama. Öyle duydum. Yetti. Sosyalleşmek de anneye kaldı. İyi oldu, bir Pazar da böyle geçti.
Tracy Altıncı Bölüm de bitti! Yedinci Bölüm hoşgeldi: "We're still not Getting Enough Sleep" Bu Tracy de amma uyku yazmış.
Etiketler:
Ada ve arkadaşları,
anneler ve bebekleri
9 Ekim 2008 Perşembe
Bir Küçücük Kesecik
Birkaç yıl önce gittiğimiz anlamsız bir yılbaşı mekanından kalan hatıranın, işe yarayacağını tahmin mi ederdim. Henüz çoluk yok, çocuk yok, plan yok. Mekan anlamsız, hayat anlamsız.
...mışşş.
Sonra hayatın anlamı gelmiş. Birdenbire. Adakız iki insanın hayatına güneş gibi doğuvermiş.
...mışşş.
Sonra hayatın anlamı gelmiş. Birdenbire. Adakız iki insanın hayatına güneş gibi doğuvermiş.
**
Veee eski bir yılbaşından kalma bir kırmızı kadife kesecik Adakız'ın eline düşmüş. Anne tabii boş keseyi "evde ne varsa"larla doldurmuşmuş. Şööyle bir açıp bakmış, içinden biiiir biiiir mini mini şeyleri çıkarmış. Neler mi varmış? Ruj kutusu, minik parfüm şişesi, küçük dikiş çantası, renkli bir fular, kelebek toka, boncuk bilezik... Hmm. Bunlar annenin her gereksiz şeyin becerebildiğince yok edildiği evde bulduğu son işe yaramazlar.
...mışşş.
Oysa kii, a aaaa...
Adakız'ın elinde bunlara bir şeyler olmuş!
Ruj kutusu, içindeki minik aynada en güzel gülücüğü saklar olmuş. Japonik tatlı, mavi dikiş çantacığı Ada'nın gizli bahçesi, merak nesnesi olmuş. Elinden bırakmamış.
Mini şişedeki parfüm, kokusunu pembe yanaklı miniğe vermiş, Adakız misler gibi kokmuş. Boncuk bileziğin her boncuğuna yeni bir renk yerleşmiş, her renk parlamış, kocaman gözleri kamaştırmış. Sever ya Adakız, o da takmış takıştırmış.
Tokanın kelebeği canlanmış, minik ve tombul bir parmağa konmuş, fulardaki yedi renk yedi güzelliğe dönüşmüş, küçükhanımın odasına dolmuş; yüzüne ce-ee yaptığında Adakız'ın tüm dilekleri gerçek olmuş.
**
Off bilmiyorum Ada'yla yaşadığımız bugünler o kadar sihirli görünüyor ki gözüme. Bu nasıl hayalgücü, bu ne merak, bu ne heyecan, ne coşku. Sonra da düşünüyorum: Nasıl kaybediyoruz yıllar içinde bu güzel duyguları, bu saflığı? Niye onlar gibi -ama gerçekten onlar gibi- mutluluk çığlıkları atamıyoruz? Nasıl köreliyoruz? Nasıl büyüyoruz?Geliyor şap şap. Yaşasın yine oyun oynayacağız galiba!! Nerde o küçücük çantacık Ada'cım?
7 Ekim 2008 Salı
Pıtır Pıtır Mıncık Mıncık
Kuş heyecanlı. Kuş canlı kanlı. Evde ve parkta şu birkaç haftadır kaç kilometre yürümüşüzdür Allah bilir. Bir gayret, tutuyor kolumdan yürüyor da yürüyor. Bir de tutmadan yürüse... Bekliyoruz, bir gün elbet.
Ben çalışıyorum, bilgisayar başı. Sıkıcı. Arkamdan pıtır pıtır bir şey geliyor. Yerden yerden. Aksak ritm. Yengeç kılığında bir pıtır. Bir ayağıyla yürürken, diğeriyle emekliyor. İşte o sesi duyuyorum önce. Kafamı kaldırmıyorum, aklımı kaçırmış olmalıyım iki kelime daha çeviririm diye kaldırmıyorum hem de. Utanmadan.
Ama yo, o benim oyunum. İki kelimenin peşindeyim diye kendimi kandırıp pıtırı dinliyorum. Avuçlar parkede şap şap yapıyor, ayaklar dizler pıtıra devam ediyor. Hedef "anne". Ses yaklaşıyor. Bakmıyorum. Oyun ya. Sonra bir mücadele, nefes nefese. Belli ki koca popoyu kaldırmaya çalışıyor. Kolay mı? Değil. Sandalyeye tırmanıyor arkamdan arkamdan, hala bakmıyorum.
Amaaa,
O ses gelince, o şakıma sesi, o mutluluk sesi... Cıvıltı... Nedir ki onun adı? Ne iki kelimesi kalıyor çevrilecek, ne sözü kalıyor tutulacak; böyle bir mintoş varken evde, çalışmak mümkün mü?
Kelimelerden sıyrılıp, cıvıltılara süzülüyorum. Kelimeler, çeviriler uçup gidiyor. Uzaklara. Evrilip çevrilen bir mintoş kalıyor. Bir de mutlu ben.
Mıncık mıncık mıncık. İçim dışım can kızım, Ada'cım. Çalışamıyorum be gülüm senin yüzünden...
**
Ben çalışıyorum, bilgisayar başı. Sıkıcı. Arkamdan pıtır pıtır bir şey geliyor. Yerden yerden. Aksak ritm. Yengeç kılığında bir pıtır. Bir ayağıyla yürürken, diğeriyle emekliyor. İşte o sesi duyuyorum önce. Kafamı kaldırmıyorum, aklımı kaçırmış olmalıyım iki kelime daha çeviririm diye kaldırmıyorum hem de. Utanmadan.
Ama yo, o benim oyunum. İki kelimenin peşindeyim diye kendimi kandırıp pıtırı dinliyorum. Avuçlar parkede şap şap yapıyor, ayaklar dizler pıtıra devam ediyor. Hedef "anne". Ses yaklaşıyor. Bakmıyorum. Oyun ya. Sonra bir mücadele, nefes nefese. Belli ki koca popoyu kaldırmaya çalışıyor. Kolay mı? Değil. Sandalyeye tırmanıyor arkamdan arkamdan, hala bakmıyorum.
Amaaa,
O ses gelince, o şakıma sesi, o mutluluk sesi... Cıvıltı... Nedir ki onun adı? Ne iki kelimesi kalıyor çevrilecek, ne sözü kalıyor tutulacak; böyle bir mintoş varken evde, çalışmak mümkün mü?
Kelimelerden sıyrılıp, cıvıltılara süzülüyorum. Kelimeler, çeviriler uçup gidiyor. Uzaklara. Evrilip çevrilen bir mintoş kalıyor. Bir de mutlu ben.
Mıncık mıncık mıncık. İçim dışım can kızım, Ada'cım. Çalışamıyorum be gülüm senin yüzünden...
6 Ekim 2008 Pazartesi
Bir Bayram Böyle Geçti
Blog blog olalı böyle tatil görmemişti. Yazacak çok şey vardı, ama vakit?
Huyumuzdur, bu bayram da şehrimizin nöbetini tuttuk. Huyumuzdur, bundan şikayetçi olmadık. Hep beraberdik, mutluyduk; bayram bitti, yorgun düştük, yığıldık.
Üçüncü gün aile saaddeti yaptık. Parkta. Aman ne güzeldi! Ceyda'nın fotoğraflarıyla güzel anlar kayda da geçmiş oldu. Bir gece önce de Ceyda karnımıza bayram ettirmişti. Karideslisinden! Mmm.
Sonrasında bol bol misafir ağırladık. Güldük oynadık. Küçükken pek bir kaçtığım bayram ritüellerinden Ada'nın zevk almasını, bu ritüellere kızımın değer vermesini istiyorum. Bu sene pek farkında olmadı haliyle. Gelecek bayramları merak ediyorum.
Geç oldu biliyorum ama kutlu mutlu olsun herkese.
Bunca şey arasında nasıl oldu bilmiyorum, Tracy'de Beşinci Bölüm de bitti! Galiba boş olduğum her an -ama gerçekten her an!- masa başındaydım. Hafif isyan konusu olmaya başladı evde, ama yapacak bir şey yok, çalışmaya devam...
Huyumuzdur, bu bayram da şehrimizin nöbetini tuttuk. Huyumuzdur, bundan şikayetçi olmadık. Hep beraberdik, mutluyduk; bayram bitti, yorgun düştük, yığıldık.
Güzel geçti aslında. Kalbimden geçen, miniğime cicilerini giydirip, kapı kapı sevenlerinin gününü aydınlatmaktı. Güzel insanlardan bayram coşkusu almak. Bayram havası koklamak hep birlikte.
Kıyamadık miniğime.
İlk gün İstinye'den başlayıp, Bakırköy'de bitecek sahil ve sahilüstü çizgide yaptığımız tam altı ziyarete taşıyamadık miniğimi. Ama ikinci gün kendi kıtamızdaki teyzelerimize hep birlikte gidebildik. Ne iyi oldu! Ada'nın saçtığı gençlik ışığı nasıl da parlatıyor gözlerini. Evlerine, odalarına tazelik geliyor. Öyle diyorlar... Ada da yaşlıları çok seviyor, başka bir huzur geliyor pırpır kalbine, onlarla şakalaşıyor, ciddi suratı hafiften gevşeyiveriyor. Bu ziyaretleri çok seviyorum.
Kıyamadık miniğime.
İlk gün İstinye'den başlayıp, Bakırköy'de bitecek sahil ve sahilüstü çizgide yaptığımız tam altı ziyarete taşıyamadık miniğimi. Ama ikinci gün kendi kıtamızdaki teyzelerimize hep birlikte gidebildik. Ne iyi oldu! Ada'nın saçtığı gençlik ışığı nasıl da parlatıyor gözlerini. Evlerine, odalarına tazelik geliyor. Öyle diyorlar... Ada da yaşlıları çok seviyor, başka bir huzur geliyor pırpır kalbine, onlarla şakalaşıyor, ciddi suratı hafiften gevşeyiveriyor. Bu ziyaretleri çok seviyorum.
Üçüncü gün aile saaddeti yaptık. Parkta. Aman ne güzeldi! Ceyda'nın fotoğraflarıyla güzel anlar kayda da geçmiş oldu. Bir gece önce de Ceyda karnımıza bayram ettirmişti. Karideslisinden! Mmm.
Sonrasında bol bol misafir ağırladık. Güldük oynadık. Küçükken pek bir kaçtığım bayram ritüellerinden Ada'nın zevk almasını, bu ritüellere kızımın değer vermesini istiyorum. Bu sene pek farkında olmadı haliyle. Gelecek bayramları merak ediyorum.
Geç oldu biliyorum ama kutlu mutlu olsun herkese.
Bunca şey arasında nasıl oldu bilmiyorum, Tracy'de Beşinci Bölüm de bitti! Galiba boş olduğum her an -ama gerçekten her an!- masa başındaydım. Hafif isyan konusu olmaya başladı evde, ama yapacak bir şey yok, çalışmaya devam...
28 Eylül 2008 Pazar
Bir Nefes, Mis Nefes
Bugün Adakız'ın "baba günü"ydü. Birlikte ikizleri görmeye gittiler, Selim'le Yasemin'i, Ada'nın kuzenlerini. Çok iyi vakit geçirmişler. Orda fotoğraflar da çekmişler. Elime geçerse bu yazı renklenir.
Biz mi ne yaptık? Koskoca bir bayram temizliği yaptık ve misss gibi olduk. Arada nefes iyi geliyor. İş çıkıyor, mis çıkıyor.
Tracy, Dördüncü Bölüm de bitti, maratona devam...
Biz mi ne yaptık? Koskoca bir bayram temizliği yaptık ve misss gibi olduk. Arada nefes iyi geliyor. İş çıkıyor, mis çıkıyor.
Tracy, Dördüncü Bölüm de bitti, maratona devam...
26 Eylül 2008 Cuma
Çok Minik Kuş
Bu haftanın ikinci anneler ve bebekleri buluşmasındaydık bugün. Herkes ne kadar büyümüş yahu! Uzun aradan sonra Melisa'nın annesi Meltem'lerde buluştuk. Çocuklarımız oynarken, biz de yedik, içtik, önümüzdeki buluşmalara ekleyeceğimiz "oyun saati" uygulamalarını planladık. Nerdeyse tüm minikler ordaydı: Melisa, Elif Rüya, Uluç, Doğay, Mehmet, Alya ve Ada.
Bugün en büyüklerin büründüğü -Ada, grubun yine en küçüğüydü- nispeten sakin yapı beni şaşırtan şey oldu. Hande ve Sıla'ya sorduğumda, işlerin 1.5 yaş civarı biraz kolaylaştığını, Mehmet'le Uluç'un eskisi gibi hareketli olmadığını söylediler. Sıla ayrıca bu zamanlarda çocukların yine biraz anneci olabileceğinden, bazı ortamlarda çekingen tavırlar sergileyebileceklerinden bahsetti. Tabii ki oğluna refernasla!
Annelik bitmeyen bir deneyim. Ve ne büyük heyecan. Her gün diğerinden farklı. Bazen birbirini takibeden dönemler siyahla beyaz gibi ayrı. Ama hepsi birbirinden güzel.
Ada hem yaşıtlarının çokluğuna, hem de oyuncakların bolluğuna şaştı kaldı. O bisikletten, öbür arabaya atladı durdu -ne o dil kızım yine dışarda?. Adakız biraz oyuncak fakiridir, gaddar annesi çok oyuncak almaz ona; vardır tabii en gerekli, eğitici bir şeyleri. Ama oyunları hayal güçleriyle kurarlar çoğunlukla, müzikle desteklerler her oyunun ucunu bucağını.
Bugün kızım kendinden ayca büyük diğer arkadaşlarını seyretti ciddi ciddi. Sonra da katıldı oyunlara; oyuncaklar, kitaplar paylaştı arkadaşlarıyla. Meltem'e burdan teşekkür ediyoruz. Bir hafta sonraki buluşmayı dört gözle bekliyoruz.
Etiketler:
Ada ve arkadaşları,
anneler ve bebekleri
25 Eylül 2008 Perşembe
Üç Minik Kuş
Şarj aleti kayıp, fotoğraf çekemiyorum. Çekenlerin fotoğrafları da elime geçmeyince, beklerken gecikiyor da gecikiyor yazacaklarım.
Ada anneler ve bebekleri buluşmalarına alışık. Ama Ayça'nın Oyun Grubu'ndaki ilk buluşmamızı ancak geçen Cumartesi gerçekleştirebildik. Bunca zaman nasıl beceremedik bilemiyorum, hep bir mazeretimiz oldu, çoğu sağlık.
Sonunda Duru, Ceylin ve Ada ilk gerçek buluşmalarını gerçekleştirdiler. İlk olarak Music Together tanıtım derslerinde biraraya gelmişlerdi. Sevgili Pınar bizi ağırladı ve saatin nasıl da çabuk geçtiğini fark etmediğimiz çok güzel bir gün geçirdik.
Ayça'nın öncülük ederek kurduğu Benimle Oynar mısın Anne? grubu, belli kurallara sahip. Ayça'nın ve diğer annelerin pedagoglardan duydukları öneriler ve deneyimleri sonucu konulmuş bu kurallar. Yakın aydaki beş çocuğun buluşması, aynı grubun uzun süre sürekliliğini devam ettirmesi, çocukların birlikte beslenme saati geçirmeleri, buluşmalarda bazı eğlenceli/eğitici/öğretici aktivitelerin yapılması, yeme-içme konularına (anneler ve kilolar için!) girilmemesi ilk aklıma gelenler.
İlk buluşmamız daha çok diğer anne-bebek buluşmalarımızın içeriğinde geçti. Çocuklar özgürce oynadılar, anneler biraz kaçamak atıştırmalar yapıp sohbet ettiler. Minik ev sahibi Durukuş'un misafirperverliğini unutmayacağız. Ada'yı kapıda ismiyle karşıladı. Ceylin'e -ve fırsat verirse Ada'ya!- kendi üzümlerinden ikram etti. Ceylin bıcır bıcır etrafta dolaşıyor, o oyuncaktan öbürüne heyecanla koşuyor; Duru da sevgi gösterileri yapıp, şarkılar söyleyip danslar ediyordu. En küçük -ve hala bağımsızca yürümeye başlamamış olan Adakız ise- çoğunlukla ablalarını izledi bu buluşmada. Yaz süresince çok fazla bebekle karşılaşmadığı için sosyal alana ağırdan ve temkinli geçmeyi tercih ettiğini söyleyebilirim. Yine de uyumluydu ve ablalarından çok şey öğrendi!
Tanıştık.
Bundan sonraki buluşmalarımızda bilinçli ve hazırlıklı aktivitelere geçmek için hazır olduğumuzu düşünüyorum. Ayça ve Aybala'nın grubun yazışmalarında yinelediği gibi "daha az oyuncak, daha fazla oyun" düşüncesini de kuvvetle destekliyorum.
Kızlar, bayram dönüşü bende miyiz?
Etiketler:
Ada ve arkadaşları,
anneler ve bebekleri,
Blog talk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
