12 Temmuz 2008 Cumartesi

Resim, Tat, Hayat

Tatsızlıklar olabilir hayatta ama güzel tatların değerini bilmek gerek. Güzel anların, güzel dostların değerini her şeyin üstünde tutmak.

O kadar büyük güç verdiniz ki bana. Göğsüm dik, başım dik gideceğim bugün hastaneye. Gönderdiğiniz enerjilerle, ettiğiniz dualarla daha çabuk dönmek için en azından bilin ki "görev başında olacağım". Teşekkür kelimesi o kadar az ki bu büyük destek için...

En büyük güç ama tahmin edersiniz ki, Adakızım'ın verdiği güç. Onun verdiği güç ile gidiyorum. Eşimin desteği ile (üç yıldır akciğer hırıltılarımı akşam ağır yemeğe, ya da türlü başka sebebe bağlayan eşimin desteğiyle!). Olsun... şimdi yanımda. Yetti, unuttum gitti.

Bu resimleri hazırlarken fark ettim ki, kısacık bir haftada bile ne güzel şeyler yaşamışım. Hem de lacivert, gri dediğim zor günlerde. Ne iyi yapmışım.

En güzel anların, en güzel fotoğraflarını seçmeye çalıştım. Bundan sonra çünkü ne Ada'nın peşinden koşup "anlar" yakalayabileceğim, ne de güzel "resim verebileceğim" bir süre.

Çirkinini de versem bir ömre bedel ya...

10 Temmuz 2008 Perşembe

Küpeler, Kolyeler

İki gün sonra, hastanede bilgisayar kullanma şansım olabilir mi bilmiyorum. İnternet erişimim olur mu? Şüpheli. İnternet yoksa tercümeme devam ederim, varsa iki haber ederim buraya, Adakız'ıma da bilmem kaçıncı mektubumu yazarım. Eh, bilgisayar hayatın parçası...

Hayatsa pazartesi bir süreliğine tatile girecek. Benim için. Kalbim "çalışmaya ara verecek". Bakım yaptıracak kendine. Yıkama, yağlama, masaj, aklınıza ne gelirse, sonra da takacaklar takıları, süsleyecekler orasını burasını, küpeler, kolyeler... İnşallah tıpır tıpır atmaya devam edecek tatil dönüşü.

İyiyim aslında.

Bazen ameliyatı unutacak kadar hatta -iki gün önce hastaneye gitmeyi unutacak kadar! Aslında en kötüsü plan yaparken kendini kötü hissetmek galiba. Yani kızın doğumgününü düşünürken boynunu büküvermek mesela. Ya da MT ile ilgili birkaç mail atmak gerekirken, yazıp yazıp yollayamamak bir türlü. Sonra...tatil programları konuşulduğunda iç çekmek bir şekil. Tercümeye devam ederken -inatla, şu gün bu bölüm de biter düşüncesini susturuvermek hızlı. Ada bugün yarın yürüyecek galiba der demez, gözlerin pusulanması. Yarın alıştırma külotlarına geçeriz diye verilen karar sonrası, coşkunun pısss...sönmesi.

Müjdemiz var bu arada: 24 hazirandan beri Ada'nın bezleri temiz. Çişi-kakayı tuvalete yapıyor.

İlk ameliyatımda geleceği düşünmemiştim hiç. Herkes plan yaptıkça ağızlarına tıkıyordum, şimdi zamanı değil diye. Bu sefer tuhaflık bende. Sürekli bir şeyler, yapılacaklar, yapılması gerekenler aklımda... Sanki açmayacaklar içimi, tutmayacaklar kalbimi. Of, bir an önce zaman gelsin istiyorum. Hayırlısıyla tabii. Ve ürküyorum ama çaktırmıyorum.

Bugün havuza gideceğiz, "tatil"den önce tatil yapmaya. Adakız'ımla yüzmeye. Gülmeye. Eğlenmeye. Öyle karar verdim.

6 Temmuz 2008 Pazar

Eşik Deşik

Tamam belki becerip toz pembe bakabiliyorum dünyaya da; dünya bazen aynı şekilde bakmıyor bana, n'apayım?

Hayat bu diyoruz. Hep pembe değil.
Bu aralar lacivert mesela bu tarafta, ultramarine blue ve hatta. Işıklıdır ya o, ışığı gitmesin hiç değilse, tek derdim. Yo, kızım hala pembe merak etmeyin, toz pembe, çingene pembesi, elma şeker pembesi... Kararan benim azıcık. Elif Şafak'ın "eşik" meselesi vardır ya, oralardayım, düşün dur. Geçen hafta öyle dedi doktorum zaten, "eşikteyiz". "Eşiktesin" tabii aslı, 'biz' deyince yumuşuyor ya biraz.

Dün Ankara'ya geldik. Fıkır fıkır bir uçak yolculuğu, indiğimizde yine bizimki Şeker Kız Candy. İnsanlar sohbet etrafta.
-Ankara'da mı oturuyorsunuz?
Yo hayır, İstanbul
-Aaa o zaman tatile geldiniz, ya da ziyarete
Yo hayır, ameliyat olmaya geldim de...

Nedense sesim içime kaçıyor gibi çıkıyor, boğazım düğümleniveriyor.

Biraz tatsız bu aralar hayat, ama ben iyiyim merak etmeyin.

Bakır

Ne yapmam gerek bilmiyorum.

O kadar çok şey beynimde. Olan biten tonla...
Elim gitmiyor, bilgisayarı bile açmıyorum.

An geliyor, yazmak istiyorum deli...
Mantık geliyor, sus daha iyi diyor.

Yer demir, gök bakır.

29 Haziran 2008 Pazar

Anneler, Babalar, Büyüyen Bebekler

Ada'nın arkadaşı Alya'nın birinci yaşını kutladık bugün. İyi ki doğdun Alya!

Anneler ve bebekleri olarak bugün yine babalı bir buluşma gerçekleştirdik. Yaz doğumgünleri dışarı taşınca, babalar da bize katılıyor. İyi de oluyor; arkadaşlıklar büyüyor, zahmetler paylaşılıyor onlar gelince. Kısaca: Çok güzel ve çok sıcaktı. Ada'nın sabah uykusundan dolayı, biz yine sahneye geç çıktık. Ama pastaya da yetiştik. Kimler mi vardı? Kimler yoktu ki? Yine öncelik bebeklerin: Alya, Borga, Ada, İdil, Arhan, Elif Rüya, Mehmet ve yeni tanıştığımız bir sürü abla-abi.

Ayben çok güzel bir doğumgünü hazırlamış, teşekkür ediyoruz her şey için (biliyorum internete girmiyorlar ama yine de...) Ayrıca doğumgününe gittik, hediyemizi aldık geldik! Bir yanlışlık var sanki ama??! Evet, doğumgünü kızı Alya, herkese minik bir hediye yapmış. Ada'nın hediyesi kuzucuk kuklaydı. Bayıldı minik, hala içerde onunla oynuyor.

Eve gelince pestilimiz çıkmış vaziyette, anne-baba olmadık yerlerde uyuyakalmışız. Uykusunu en çabuk alan Ada oldu. Sonra biraz Music Together hopladık; biraz şeftali partisi yaptık, çıplak ve şapır şupur. Şimdi baba içerde haftasonu marangozluğunu yapıyor, kız elde kukla ona eşlik ediyor. Yapıncak bir yazıyor, bir gidip ocaktaki yemekleri kontrol ediyor. Bir gün daha böyle geçip gidiyor.

Yarın önemli bir gün.

28 Haziran 2008 Cumartesi

11. Ay Doktor Randevumuz

Adakız 11 aylık kocaman bir bebek. Dünkü doktor randevumuz bugüne ertelenmişti. Ayça Hanım'la da onu konuştuk, ne kadar çabuk geçti zaman. 2600 gramla hastaneden çıkan mintoş şimdi 10795 gramlık bir dev bebek. Boy 74.5 cm. Her şey yolunda, bir ay daha yakınız artık ilk doğumgünümüze. Biz diye konuşmamın bir sakıncası yok şu durumda. Doğum günü ikimizin de günü ne de olsa!

Bu ay biraz farklı geçti. Mecburi bir şekilde bir anda başıma üşüşen derin düşünceler -bir derinlikten aşağısı bloglara düşmüyor bilirsiniz- Ada'yla ilişkimi de bir üçüncü göz gibi seyrettirdi bana.

Hem ciğerimde hissettim o sevgiyi -ama ne hissetmek, bile bile, anlaya anlaya.
Koklaya koklaya. Koşturmadan, an geçirmeden, "idare etmeden". Saniyesini yaşayarak, sömürerek, içime çekerek...

Hem de bir yabancı gibi, bir film gibi izledim bir anneyle kızının ilişkisini. Düşünceleri aktarmak zor. Fazla gizemli ya da fazla şekerli kulağa gelen. Daha açık anlatamam ki...


Büyüdü. Anlıyor artık konuştuklarımı. "Şeyler"i de anlıyor, resimli-yazılı kartlarını ayırdediyor, tek tek; fotoğraflara, komutlara, seslere cevap veriyor. Sevdiği şarkılarda, aktiviteleri önden hatırlıyor. Hala piyanoya veya duyduğu müziğe şarkı söyleyerek katılıyor. Şimdi yanında bir de göbekten göbekten danslar ediyor. Bir şey daha yapıyor ki, onu ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Şimdi değil en azından. Kısaca diyeceğim; yolunda gidiyor hayat, hep böyle gitsin Allah'ım.

26 Haziran 2008 Perşembe

Tracy Şaştı

Tracy bebekleri mizaçlarına göre inceliyor kitabında. Ada, Angel Bebekler'e (Melek Bebekler) veya Textbook Bebekler'e (Kitap Bebekler) uyuyor. Üzerinde çok düşünmedim aslında hiç bir zaman. Mizaç olarak hemen her zaman uyumlu ve dertsiz bir bebekti. Doğrudur, bir sistem uygularken bebeğinizin mizacı önemli. Hele Tracy'nin sisteminde. Genellikle bize büyük sorunlar yaşatmadığı için (ikinci ayındaki zavallı kolik vakasını saymazsak) daha çok -ve hemen- kitaptaki E.A.S.Y. sistemine odaklanmıştık.

Uygulamaya başladığımız ilk günden beri Ada günlük bir rutine sahip, huzurlu bir bebek. E (Eat): Yemeğini yiyor, A (Activity) : Oynuyor-oyalanıyor, hareketli zaman geçiriyor; S (Sleep): Uyuyor ve Y (Your Time): O uyuduğu zaman bana da günlük işlerim için zaman kalıyor. Ve bu E.A.S.Y. her zaman bu sırayla uygulanıyor. "Zor" demeyin, ben "Çok Zor!" demiştim -hem de gözlerimi açıp, kafamı iki yana sallayarak- ve oldu. Sayesinde, hem kızım, hem de biz rahat ettik bunca zaman. Neyse bu kadar reklam yeter.

Bugünkü hesaba göre 9 aydır bu sıralamaya göre yaşadı Adakızım. Hatta ders kitabı bebek tipi olduğu için büyük ihtimal -Tracy bu konuda çok temkinli davranarak saate bağlı kalmaya karşı koysa da- tam da onun önerdiği saatlere göre gitti programı. Nerdeyse dakika şaşmadan.


Hazırlıklıydık, Tracy birinci yaşa yaklaşırken rutinde gevşemeler, değişimler olabileceğini söylüyor, hatta olmazsa üç uykuyu tek uykuya indirmemiz için acil önerilerini bile sıralıyordu. Bugün olan oldu. Rutinden çıktık. E.A.S.Y.'nin sırası şaştı. Ada'nın gözler şaştı. Uykular şaştı, en çok da anne bu işe şaştı!!

Yemek canavarı vahşi Ada, yemek yerken uykuyakaldı!

Ah miniğim benim. Etrafta orda burda uyuyakalan minik bebekleri görüp üzülen annen, bir gün seni de bu halde göreceğini bilebilir miydi? (Bu arada bir sürü kişinin de bana üzüldüğünü bilmiyor değilim, Ada evde uyuyor diye hayatı ıskaladığım için).

Ada bugün tam tamına 11 aylık. Yarın doktor randevumuz...

25 Haziran 2008 Çarşamba

Biraz Futbol, Biraz Foto

Eminim tüm bebeklerin odalarındaki pencereler, balkon kapıları kapatılmıştır sıkı sıkı. Kazanıp avaz avaz sevinç kusacağız ya! Duymasın minikler, uyanmasınlar heyecanla titreyerek.

Diyerek.

Dışarda -sanki- fırtınanın habercisiyim diyen bir rüzgar. Böylesi bir rüzgar -her ne kadar çölden çölden esse de- böylesi sıcak bir havada, müjde duymuşçasına mutlu ediyor insanı. Akşamki mutluluğun habercisi olsun. Ben de kaptırdım kendimi bu maça. Kazanmak güzel şey ne de olsa. İnsanın canı istiyor.

Gelelim başka konulara. Bugün akraba günüydü buralarda. Önce kuzen Ceyda ile Elian geldi (yanlış yazıyorum eminim. Ceyda?). Ceyda Ada'yı zayıflamış, saçlarını sararmış buldu. Adakız'ın yemek yeyişini görüp ikisi de dehşete düştü, çok güldüler. Akşamüstü de hala geldi. Ada'nın yüzünde çiçekler açtı görür görmez Buğda'yı. Getirdiği oyuncaklara bayıldı ve tabii Buğda'yla uzuun bir sohbete daldı! Çok iyi anlaşır minik halasıyla.

Ceyda'ya dönüyorum. Ondan bahsetmek için nasıl bu kadar geç kalabildim bilmiyorum. Kendinden değil -o sayfalar sürebilir! Fotoğraflarından. Hmm...yine de konuşmamak daha iyi, fotoğraflar anlatsın. Mutlaka ziyaret edin.

Yazık, kazanamadık...

24 Haziran 2008 Salı

Sıcak

Sıcak, ıslak. Yoğun, terli. Boğucu, nemli. İstanbul.

Bunaldık...

Ada'm sıcaktan perişan. Bir şey giydirmiyorum evde. Çaresiz. Çeşmeden akan su gibi akıyor ağzındaki diş tükürükleri. Boncuk boncuk terleri irileşip, dalga dalga dizlerine inen göbeğinden (!) aşağı süzülüyor. Bezini ıslatıyor! Dıştan.


Dün sıcaktan uyandı bir-iki. Çıplak yatıyor, üstünde bir tülbent ya da hiç bir şey. Islanıyor o saçlar, yapışıyor garibin kafasına. Pencere aralık ama kaç nefes kazanılır ki ordan?

Böyle zamanlarda Ankara'nın serin gecelerini özlüyorum. Bir de bizim evi tabii, rüzgarlı bahçemizi...

23 Haziran 2008 Pazartesi

Medeni Olmak - Önemli Bir Yazı

Yardımcım geliyor feryatlarımla ilgili yazımı okumuşsunuzdur. Sonrasında bazı gelişmeler oldu. Gül tanışmaya geldiğinde 5 dakika Ada'yla ve bizimle tanıştı, gitti. Onun kucağında Ada'nın mutluluğunu görmek çok değişik bir deneyimdi, hele de 5 dakika sonunda giderken arkasından ağlaması. Gül'ün doğru seçim olabileceğinin ilk işaretini vermişti Ada. Bebeklerin içgüdülerine güvenenlerdeniz.

Sonrasında bir hafta deneme süresi yaşadık, iki taraflı. Sevdik birbirimizi. Biz hele çok sevdik, Gül bizi çok rahat ettirdi, Ada'yı da mutlu. Benim kendime dikkat etmem gereken bir zamanda, hayat kurtarıcı gibi girdi bir anda hayatımıza. İşe aldık, bu konuşmayı yaptığımız gün de kendisine, bir sağlık testine tutulması gerektiğini söyledik. Tahmin edersiniz, hafif utana çekine. Bir kerecik şu hayatta "medeni olmak" adına. Kızımız için, en değerli varlığımız için.

Bugün sonuçlar geldi, Gül Hepatit-C. Yıkıldık. Konuştuk, bilmiyormuş. Sarsıldı. Hastalık 20 yıl fark etmeden gelişebilir, o esnada bulaşıcı olduğu için başkalarına da geçebilirmiş.

Belki bir hayat kurtardık, belki biraz kararttık. Bilmiyorum. Ada için ise en doğru olanı yaptık. Biliyorum.

O gönderime gelen yorumlardan anladığım birçok annenin, benim gibi, Türk veya yabancı hanımların yardımlarına başvurduğu. İster Türk, ister yabancı, lütfen evinizi, evladınızı başka birisine emanet etmeden önce birlikte bir sağlık kurumuna gidip gerekli tahlilleri yaptırın. Canınıza zarar gelmesin.