29 Haziran 2008 Pazar

Anneler, Babalar, Büyüyen Bebekler

Ada'nın arkadaşı Alya'nın birinci yaşını kutladık bugün. İyi ki doğdun Alya!

Anneler ve bebekleri olarak bugün yine babalı bir buluşma gerçekleştirdik. Yaz doğumgünleri dışarı taşınca, babalar da bize katılıyor. İyi de oluyor; arkadaşlıklar büyüyor, zahmetler paylaşılıyor onlar gelince. Kısaca: Çok güzel ve çok sıcaktı. Ada'nın sabah uykusundan dolayı, biz yine sahneye geç çıktık. Ama pastaya da yetiştik. Kimler mi vardı? Kimler yoktu ki? Yine öncelik bebeklerin: Alya, Borga, Ada, İdil, Arhan, Elif Rüya, Mehmet ve yeni tanıştığımız bir sürü abla-abi.

Ayben çok güzel bir doğumgünü hazırlamış, teşekkür ediyoruz her şey için (biliyorum internete girmiyorlar ama yine de...) Ayrıca doğumgününe gittik, hediyemizi aldık geldik! Bir yanlışlık var sanki ama??! Evet, doğumgünü kızı Alya, herkese minik bir hediye yapmış. Ada'nın hediyesi kuzucuk kuklaydı. Bayıldı minik, hala içerde onunla oynuyor.

Eve gelince pestilimiz çıkmış vaziyette, anne-baba olmadık yerlerde uyuyakalmışız. Uykusunu en çabuk alan Ada oldu. Sonra biraz Music Together hopladık; biraz şeftali partisi yaptık, çıplak ve şapır şupur. Şimdi baba içerde haftasonu marangozluğunu yapıyor, kız elde kukla ona eşlik ediyor. Yapıncak bir yazıyor, bir gidip ocaktaki yemekleri kontrol ediyor. Bir gün daha böyle geçip gidiyor.

Yarın önemli bir gün.

28 Haziran 2008 Cumartesi

11. Ay Doktor Randevumuz

Adakız 11 aylık kocaman bir bebek. Dünkü doktor randevumuz bugüne ertelenmişti. Ayça Hanım'la da onu konuştuk, ne kadar çabuk geçti zaman. 2600 gramla hastaneden çıkan mintoş şimdi 10795 gramlık bir dev bebek. Boy 74.5 cm. Her şey yolunda, bir ay daha yakınız artık ilk doğumgünümüze. Biz diye konuşmamın bir sakıncası yok şu durumda. Doğum günü ikimizin de günü ne de olsa!

Bu ay biraz farklı geçti. Mecburi bir şekilde bir anda başıma üşüşen derin düşünceler -bir derinlikten aşağısı bloglara düşmüyor bilirsiniz- Ada'yla ilişkimi de bir üçüncü göz gibi seyrettirdi bana.

Hem ciğerimde hissettim o sevgiyi -ama ne hissetmek, bile bile, anlaya anlaya.
Koklaya koklaya. Koşturmadan, an geçirmeden, "idare etmeden". Saniyesini yaşayarak, sömürerek, içime çekerek...

Hem de bir yabancı gibi, bir film gibi izledim bir anneyle kızının ilişkisini. Düşünceleri aktarmak zor. Fazla gizemli ya da fazla şekerli kulağa gelen. Daha açık anlatamam ki...


Büyüdü. Anlıyor artık konuştuklarımı. "Şeyler"i de anlıyor, resimli-yazılı kartlarını ayırdediyor, tek tek; fotoğraflara, komutlara, seslere cevap veriyor. Sevdiği şarkılarda, aktiviteleri önden hatırlıyor. Hala piyanoya veya duyduğu müziğe şarkı söyleyerek katılıyor. Şimdi yanında bir de göbekten göbekten danslar ediyor. Bir şey daha yapıyor ki, onu ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Şimdi değil en azından. Kısaca diyeceğim; yolunda gidiyor hayat, hep böyle gitsin Allah'ım.

26 Haziran 2008 Perşembe

Tracy Şaştı

Tracy bebekleri mizaçlarına göre inceliyor kitabında. Ada, Angel Bebekler'e (Melek Bebekler) veya Textbook Bebekler'e (Kitap Bebekler) uyuyor. Üzerinde çok düşünmedim aslında hiç bir zaman. Mizaç olarak hemen her zaman uyumlu ve dertsiz bir bebekti. Doğrudur, bir sistem uygularken bebeğinizin mizacı önemli. Hele Tracy'nin sisteminde. Genellikle bize büyük sorunlar yaşatmadığı için (ikinci ayındaki zavallı kolik vakasını saymazsak) daha çok -ve hemen- kitaptaki E.A.S.Y. sistemine odaklanmıştık.

Uygulamaya başladığımız ilk günden beri Ada günlük bir rutine sahip, huzurlu bir bebek. E (Eat): Yemeğini yiyor, A (Activity) : Oynuyor-oyalanıyor, hareketli zaman geçiriyor; S (Sleep): Uyuyor ve Y (Your Time): O uyuduğu zaman bana da günlük işlerim için zaman kalıyor. Ve bu E.A.S.Y. her zaman bu sırayla uygulanıyor. "Zor" demeyin, ben "Çok Zor!" demiştim -hem de gözlerimi açıp, kafamı iki yana sallayarak- ve oldu. Sayesinde, hem kızım, hem de biz rahat ettik bunca zaman. Neyse bu kadar reklam yeter.

Bugünkü hesaba göre 9 aydır bu sıralamaya göre yaşadı Adakızım. Hatta ders kitabı bebek tipi olduğu için büyük ihtimal -Tracy bu konuda çok temkinli davranarak saate bağlı kalmaya karşı koysa da- tam da onun önerdiği saatlere göre gitti programı. Nerdeyse dakika şaşmadan.


Hazırlıklıydık, Tracy birinci yaşa yaklaşırken rutinde gevşemeler, değişimler olabileceğini söylüyor, hatta olmazsa üç uykuyu tek uykuya indirmemiz için acil önerilerini bile sıralıyordu. Bugün olan oldu. Rutinden çıktık. E.A.S.Y.'nin sırası şaştı. Ada'nın gözler şaştı. Uykular şaştı, en çok da anne bu işe şaştı!!

Yemek canavarı vahşi Ada, yemek yerken uykuyakaldı!

Ah miniğim benim. Etrafta orda burda uyuyakalan minik bebekleri görüp üzülen annen, bir gün seni de bu halde göreceğini bilebilir miydi? (Bu arada bir sürü kişinin de bana üzüldüğünü bilmiyor değilim, Ada evde uyuyor diye hayatı ıskaladığım için).

Ada bugün tam tamına 11 aylık. Yarın doktor randevumuz...

25 Haziran 2008 Çarşamba

Biraz Futbol, Biraz Foto

Eminim tüm bebeklerin odalarındaki pencereler, balkon kapıları kapatılmıştır sıkı sıkı. Kazanıp avaz avaz sevinç kusacağız ya! Duymasın minikler, uyanmasınlar heyecanla titreyerek.

Diyerek.

Dışarda -sanki- fırtınanın habercisiyim diyen bir rüzgar. Böylesi bir rüzgar -her ne kadar çölden çölden esse de- böylesi sıcak bir havada, müjde duymuşçasına mutlu ediyor insanı. Akşamki mutluluğun habercisi olsun. Ben de kaptırdım kendimi bu maça. Kazanmak güzel şey ne de olsa. İnsanın canı istiyor.

Gelelim başka konulara. Bugün akraba günüydü buralarda. Önce kuzen Ceyda ile Elian geldi (yanlış yazıyorum eminim. Ceyda?). Ceyda Ada'yı zayıflamış, saçlarını sararmış buldu. Adakız'ın yemek yeyişini görüp ikisi de dehşete düştü, çok güldüler. Akşamüstü de hala geldi. Ada'nın yüzünde çiçekler açtı görür görmez Buğda'yı. Getirdiği oyuncaklara bayıldı ve tabii Buğda'yla uzuun bir sohbete daldı! Çok iyi anlaşır minik halasıyla.

Ceyda'ya dönüyorum. Ondan bahsetmek için nasıl bu kadar geç kalabildim bilmiyorum. Kendinden değil -o sayfalar sürebilir! Fotoğraflarından. Hmm...yine de konuşmamak daha iyi, fotoğraflar anlatsın. Mutlaka ziyaret edin.

Yazık, kazanamadık...

24 Haziran 2008 Salı

Sıcak

Sıcak, ıslak. Yoğun, terli. Boğucu, nemli. İstanbul.

Bunaldık...

Ada'm sıcaktan perişan. Bir şey giydirmiyorum evde. Çaresiz. Çeşmeden akan su gibi akıyor ağzındaki diş tükürükleri. Boncuk boncuk terleri irileşip, dalga dalga dizlerine inen göbeğinden (!) aşağı süzülüyor. Bezini ıslatıyor! Dıştan.


Dün sıcaktan uyandı bir-iki. Çıplak yatıyor, üstünde bir tülbent ya da hiç bir şey. Islanıyor o saçlar, yapışıyor garibin kafasına. Pencere aralık ama kaç nefes kazanılır ki ordan?

Böyle zamanlarda Ankara'nın serin gecelerini özlüyorum. Bir de bizim evi tabii, rüzgarlı bahçemizi...

23 Haziran 2008 Pazartesi

Medeni Olmak - Önemli Bir Yazı

Yardımcım geliyor feryatlarımla ilgili yazımı okumuşsunuzdur. Sonrasında bazı gelişmeler oldu. Gül tanışmaya geldiğinde 5 dakika Ada'yla ve bizimle tanıştı, gitti. Onun kucağında Ada'nın mutluluğunu görmek çok değişik bir deneyimdi, hele de 5 dakika sonunda giderken arkasından ağlaması. Gül'ün doğru seçim olabileceğinin ilk işaretini vermişti Ada. Bebeklerin içgüdülerine güvenenlerdeniz.

Sonrasında bir hafta deneme süresi yaşadık, iki taraflı. Sevdik birbirimizi. Biz hele çok sevdik, Gül bizi çok rahat ettirdi, Ada'yı da mutlu. Benim kendime dikkat etmem gereken bir zamanda, hayat kurtarıcı gibi girdi bir anda hayatımıza. İşe aldık, bu konuşmayı yaptığımız gün de kendisine, bir sağlık testine tutulması gerektiğini söyledik. Tahmin edersiniz, hafif utana çekine. Bir kerecik şu hayatta "medeni olmak" adına. Kızımız için, en değerli varlığımız için.

Bugün sonuçlar geldi, Gül Hepatit-C. Yıkıldık. Konuştuk, bilmiyormuş. Sarsıldı. Hastalık 20 yıl fark etmeden gelişebilir, o esnada bulaşıcı olduğu için başkalarına da geçebilirmiş.

Belki bir hayat kurtardık, belki biraz kararttık. Bilmiyorum. Ada için ise en doğru olanı yaptık. Biliyorum.

O gönderime gelen yorumlardan anladığım birçok annenin, benim gibi, Türk veya yabancı hanımların yardımlarına başvurduğu. İster Türk, ister yabancı, lütfen evinizi, evladınızı başka birisine emanet etmeden önce birlikte bir sağlık kurumuna gidip gerekli tahlilleri yaptırın. Canınıza zarar gelmesin.

20 Haziran 2008 Cuma

Dalgalardan Korkan Bir Küçük Ada Varmış

Balkondayım, sessiz İstanbul'u dinleyip, ilk defa bana bu kadar ışıl ışıl görünen pencerelere bakıyorum. Herkes maç izliyor. Hatta ben bile, ucundan yamacından. Uzaktan.

Hava serince. Çok güzel. Ankara'nın kuru havasından sonra İstanbul'un yapışkan iklimine alışmak zor. Ada da Ankara'da doğduğu için belki de, aynı sıkıntıları yaşıyor. Çok terliyor bebeğim. Oysa ki geçen sene kayıtlardaki en sıcak Ankara'da, belediyenin suları kestiği o muhteşem günde doğmuştu. Ve hiç şikayeti yoktu. Nasılsa terlememişti bile tüm yaz. Bu yaz farklı, burda farklı. Nerdeyse çıplak yaşıyor, buna rağmen sıcaktan ve nemden yine de rahatsız. Babası gibi sıcacık teni. Annesinin buz parmaklarına, kırk derecede üşür bünyesine çekmemiş Adakız.

Her sabah 8-9 park ziyaretlerimize devam ediyoruz. Güneşten dolayı sahile inmiyoruz genelde. Ama bugün hafif yağmur kokulu serinlikle tamam dedik, yumuşakça sahile süzülüverdik. Ve... ilk kez, --yuh diyeceksiniz ama gerçekten ilk kez-- Ada'yı denizle tanıştırdım. Bizzat yani. Bebeğimin en sevdiği şey su. Gelin görün ki, bir ileri bir geri gidip gelen narin dalgalar miniğimi korkuttu. Şaşırdı bir kere. Ne şaşırmak hem de. E koccaa deniz tabii. Bir geliyor, bir gidiyor, gelirken hafiften de bir gürlüyor. Miniğimin de gözleri koca koca, kalbi tıpış tıpış; bir bana, bir dalgalara bakıyor.

İki adım ileri, bir adım geri, her dalgayla konuşa konuşa, koklaşa koklaşa, tanıştık denizle bir şekil. Minik ayaklar şapırdattı suları, ama ne tedirginlikle.

Olmaz böyle, her sabah bir uğramaya karar verdim. Yakışır mı Ada'ya, adalara karşı kaçar ayak cilveleşmek denizle?

19 Haziran 2008 Perşembe

Andreas Scholl, Aya İrini ve Bir Hediyeler Hikayesi

Bu gece masallar diyarındayız. Kızımın favori müzisyenini dinlemeye, kızımsız gitmek ağır geliyor. Gidiyoruz ama. Uzuuuun süredir birlikte dışarı çıkmamış biz, açılışımızı Scholl'un büyülü sesiyle yapıyoruz.

Konserin hikayesi de ilginç. Adakız'ın bebecikken en sevdiği CD idi kontrtenor Scholl'un CD'si. Onu koyduğumuzda sakinleşir, dinlerken uykuya dalardı. Biz de zevkle dinliyorduk, sıkmıyordu bin kere dinlemek.


Derken bir baktık, Scholl bizim diyarlara geliyor. Çıkamıyoruz bir yere ama. Ne iyi olur gidebilsek diyor, birbirimizin gözüne bakıyoruz. Ama zor.

Ve. Babalar Günü'nde -konser günü- dedim ki tamam gidiyoruz, bu da benim Babalar Günü hediyem olsun. Sevinecek eminim dedim. Pahalı, mahalı, böyle güzel bir konsere değer dedim, aldım biletleri. Öbür tarafta ise meğer Fethi de karısına konser hediyesi ararmış, o da demiş, tamam en çok buna sevinir, becerelim gidelim. Almış iki bilet gelmiş.

Yaaa... işte öyle oldu. İkimiz de hediyelerimize pek sevindik, çok şaşırdık. İkinci tepkimiz ise cins cins 4 bilete tebessüm eşliğinde üzülmek oldu tabii.

İki ekstra bilete sahip bulamadık, ne müşteri, ne misafir. İki koltuk konserde boş kaldı. Konser güzeldi...

18 Haziran 2008 Çarşamba

Müjde: Tracy Hogg Yakında Türkçede!!

Geçen haftalarda bir dönem hastalık, kaza, yardımcı krizi haberleri...ile tam bir"gamlı baykuş" olmuştum. Bu hafta ise, aydınlık bir hafta anlaşılan, ardarda güzel şeyler oluyor. İnşallah böyle devam eder. O zaman müjdeye geleyim.

Biliyorum çok kişinin beklediğini.
Güzel haber netleşti ve paylaşılabilir kıvama geldi: Vesile, bu blog. Ve burdaki pek coşkulu Tracy Hogg yazılarım. Bir gün, bu yazılara yolu düşen bir yayınevi, kitabın çevirisiyle ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Cevabımı tahmin edersiniz.

Başladım. Giriş ile ilk bölüm bitti...

Geliyor, müjdeler olsun!!! Tabii bu sorumluluğun altından alnımın akıyla kalkabilirsem eğer.

17 Haziran 2008 Salı

Gazetedeyiz

Sabahın erkeeen saatinde Rudi'den bir mesaj: Gazetedeyiz, Radikal al.

İpek Çalışlar Latife Hanım'ı yazarken, Fethi ile de biraraya gelmiş, birlikte eski belgeleri yoklamışlardı. Pazar günü eşi Oral Bey'le beraber konserimizdeydiler. Bana sorarsanız Oral Bey özel ilgisiyle kopyayı vermişti zaten. Bugün yeni gazetesi Radikal'deki köşe yazısında, konserimizden ve bizden bahsetmiş. Bolca da Ada'nın büyükdedesinden, mekanın tarihçesinden ve atmosferinden. Ada da var yazıda!

Kızıma hatıra...