20 Haziran 2008 Cuma

Dalgalardan Korkan Bir Küçük Ada Varmış

Balkondayım, sessiz İstanbul'u dinleyip, ilk defa bana bu kadar ışıl ışıl görünen pencerelere bakıyorum. Herkes maç izliyor. Hatta ben bile, ucundan yamacından. Uzaktan.

Hava serince. Çok güzel. Ankara'nın kuru havasından sonra İstanbul'un yapışkan iklimine alışmak zor. Ada da Ankara'da doğduğu için belki de, aynı sıkıntıları yaşıyor. Çok terliyor bebeğim. Oysa ki geçen sene kayıtlardaki en sıcak Ankara'da, belediyenin suları kestiği o muhteşem günde doğmuştu. Ve hiç şikayeti yoktu. Nasılsa terlememişti bile tüm yaz. Bu yaz farklı, burda farklı. Nerdeyse çıplak yaşıyor, buna rağmen sıcaktan ve nemden yine de rahatsız. Babası gibi sıcacık teni. Annesinin buz parmaklarına, kırk derecede üşür bünyesine çekmemiş Adakız.

Her sabah 8-9 park ziyaretlerimize devam ediyoruz. Güneşten dolayı sahile inmiyoruz genelde. Ama bugün hafif yağmur kokulu serinlikle tamam dedik, yumuşakça sahile süzülüverdik. Ve... ilk kez, --yuh diyeceksiniz ama gerçekten ilk kez-- Ada'yı denizle tanıştırdım. Bizzat yani. Bebeğimin en sevdiği şey su. Gelin görün ki, bir ileri bir geri gidip gelen narin dalgalar miniğimi korkuttu. Şaşırdı bir kere. Ne şaşırmak hem de. E koccaa deniz tabii. Bir geliyor, bir gidiyor, gelirken hafiften de bir gürlüyor. Miniğimin de gözleri koca koca, kalbi tıpış tıpış; bir bana, bir dalgalara bakıyor.

İki adım ileri, bir adım geri, her dalgayla konuşa konuşa, koklaşa koklaşa, tanıştık denizle bir şekil. Minik ayaklar şapırdattı suları, ama ne tedirginlikle.

Olmaz böyle, her sabah bir uğramaya karar verdim. Yakışır mı Ada'ya, adalara karşı kaçar ayak cilveleşmek denizle?

19 Haziran 2008 Perşembe

Andreas Scholl, Aya İrini ve Bir Hediyeler Hikayesi

Bu gece masallar diyarındayız. Kızımın favori müzisyenini dinlemeye, kızımsız gitmek ağır geliyor. Gidiyoruz ama. Uzuuuun süredir birlikte dışarı çıkmamış biz, açılışımızı Scholl'un büyülü sesiyle yapıyoruz.

Konserin hikayesi de ilginç. Adakız'ın bebecikken en sevdiği CD idi kontrtenor Scholl'un CD'si. Onu koyduğumuzda sakinleşir, dinlerken uykuya dalardı. Biz de zevkle dinliyorduk, sıkmıyordu bin kere dinlemek.


Derken bir baktık, Scholl bizim diyarlara geliyor. Çıkamıyoruz bir yere ama. Ne iyi olur gidebilsek diyor, birbirimizin gözüne bakıyoruz. Ama zor.

Ve. Babalar Günü'nde -konser günü- dedim ki tamam gidiyoruz, bu da benim Babalar Günü hediyem olsun. Sevinecek eminim dedim. Pahalı, mahalı, böyle güzel bir konsere değer dedim, aldım biletleri. Öbür tarafta ise meğer Fethi de karısına konser hediyesi ararmış, o da demiş, tamam en çok buna sevinir, becerelim gidelim. Almış iki bilet gelmiş.

Yaaa... işte öyle oldu. İkimiz de hediyelerimize pek sevindik, çok şaşırdık. İkinci tepkimiz ise cins cins 4 bilete tebessüm eşliğinde üzülmek oldu tabii.

İki ekstra bilete sahip bulamadık, ne müşteri, ne misafir. İki koltuk konserde boş kaldı. Konser güzeldi...

18 Haziran 2008 Çarşamba

Müjde: Tracy Hogg Yakında Türkçede!!

Geçen haftalarda bir dönem hastalık, kaza, yardımcı krizi haberleri...ile tam bir"gamlı baykuş" olmuştum. Bu hafta ise, aydınlık bir hafta anlaşılan, ardarda güzel şeyler oluyor. İnşallah böyle devam eder. O zaman müjdeye geleyim.

Biliyorum çok kişinin beklediğini.
Güzel haber netleşti ve paylaşılabilir kıvama geldi: Vesile, bu blog. Ve burdaki pek coşkulu Tracy Hogg yazılarım. Bir gün, bu yazılara yolu düşen bir yayınevi, kitabın çevirisiyle ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Cevabımı tahmin edersiniz.

Başladım. Giriş ile ilk bölüm bitti...

Geliyor, müjdeler olsun!!! Tabii bu sorumluluğun altından alnımın akıyla kalkabilirsem eğer.

17 Haziran 2008 Salı

Gazetedeyiz

Sabahın erkeeen saatinde Rudi'den bir mesaj: Gazetedeyiz, Radikal al.

İpek Çalışlar Latife Hanım'ı yazarken, Fethi ile de biraraya gelmiş, birlikte eski belgeleri yoklamışlardı. Pazar günü eşi Oral Bey'le beraber konserimizdeydiler. Bana sorarsanız Oral Bey özel ilgisiyle kopyayı vermişti zaten. Bugün yeni gazetesi Radikal'deki köşe yazısında, konserimizden ve bizden bahsetmiş. Bolca da Ada'nın büyükdedesinden, mekanın tarihçesinden ve atmosferinden. Ada da var yazıda!

Kızıma hatıra...

16 Haziran 2008 Pazartesi

Büyükada'da Bir Konser daha

O kadar mutlu oluyorum ki anlatamam.

Adadaydık. İkincisini gerçekleştirdiğimiz salon konserimizi yapmak üzere. Heyecanlıydım, ilki çok güzel geçmişti. Eski arkadaşlarımla buluşmuş, yeni akrabalarla tanışmış, adalı dostlar edinmiş, minik bebeklerle şenlenmiştik. Kuş cıvıltıları arasında ilk ada konserimizi vermiştik. Kontrtenor dostum Rudi ile.


Tekrar ettik. Hem geçen seferki Flugtag fecaatinden dolayı iskeleye erişemeyip gelemeyen dostlarımızın ricası üzerine; hem de yine çalmak, yine paylaşmak, Babalar Günü'nde babalara müzikli bir gün hediye etmek için. Ne güzel oldu. Blog dostlarım Esra ve Pınar da geldi, aileleri, minikleriyle beraber. Ve daha kimler kimler... Herkese öncelikle büyük teşekkürler bizden. Müzik dört duvar arasından çıkıp paylaşılınca güzel.

Rudi'yle birlikte müzik yapmak büyük zevk. Birbirimize iyice alıştık, müzikal anlayışımız benzer ve beraber hissediyoruz. Umarım izleyenlere de yansımıştır bu. Fotoğraflar Erk'in çektiği fotoğraflar. Teşekkürler Erk. Yeni fotoğraflar gelirse slayta ekleyeceğim.

Kızım sadece biraz sarsılıyor bu mekan değişikliğinden. Ama konser günleri hep uslu ve memnun. En çok da birlikte olduğu arkadaşlarla mutlu oluyor. Biz içerde çalıp söylerken, minikler Ada, Melis, Duru, Duru, Defne, Alara ve 3 aylık Mert dışarda "sosyalleştiler". Hatta arada içeri girip dinleyen minikler bile olmuş diye duydum. Erken yaşta tanıştılar konser ortamıyla...

İyi ki geldiniz.

13 Haziran 2008 Cuma

Yollar, Keyifler, Sesler

Yollara düşüyoruz, bir kaç saat içinde. Kiminle? Gül Hanım'la. Gül'le. Galiba oldu bu iş. Hayat biraz kolaylaşacak galiba.

Kızım Ada'da, babayla. Bizse burda sabah Rudi ile provamızı yaptık. Çok güzel geçti. İnşallah konser de böyle güzel geçecek. Kızımı çok özledim, bu kadar ayrılık yeter, daha fazlasını istemem. Babasıyla konuşuyoruz hem, keyfi yerindeymiş, uykularını da iyi uyuyormuş. Başka ne isterim?


Yokluklarında n'aptım peki? Çalıştım ve dinlendim. Bir de...dün gece bir keyif yaptım ki sormayın. E mecbur. En güzeli ise, akşam balkonda kitap okumaya başlamışken -Kumral Ada, Mavi Tuna; evet, sonunda!- ve çok da keyif alıyorken, bir an fazla keyiften göz kapaklarımı tutamaz olduğumu fark ettim. Önce hafif kaykıldım, okumaya devam etmeye çalıştım. Mümkün değil. Şaşılaşıyor gözlerim.

'Ağır'ım. Hem düşüncelerim, hem göz kapaklarım.

Baktım dalmış gözlerim, iyice; hayallerimse uçuyor. Bıraktım kendimi hayallere. Sonra gerçekten bıraktım. Balkondaki kanapeye uzandım. Boylu boyunca!! Karşımda karşı apartmanın bilmemkaç dairesi, utanmadan. Ve bir uyku... (farkında değilim tabii, dalmışım ama ne dalış). Tam bir buçuk saat! Açık havada, şehrin içinde.

Olur mu? Oldu.


Varolmanın dayanılmaz ağırlığıyla uykuya dalıp, dayanılmaz hafifliğiyle uyandım. Nasıl bir güzellikti anlatamam.

Gidiyoruz. Konserde görüşmek üzere. Ya da dönüşte burda. Harıl harıl adadaki internet bağlantısı sorunumuzu çözmeye çalışıyoruz ama sonuç ne olur bilmiyorum. Sesimiz çıkmazsa; çalıyoruz, söylüyoruz, gelmek isteyenleri bekliyoruz. Havadisler dönüşte.

12 Haziran 2008 Perşembe

BEÖ: Kokular

Montessori grubumuzun 'Büyüyorum Eğleniyorum Öğreniyorum' aktivitesinin bu haftaki konusu "Kokular" idi.

Ada'nın kokuya karşı duyarlı olduğunu söylemem zor. Örneğin şu ana kadar hiç bir yemeği ayırmamış durumda. Ciğeri de (!), kuru eriği de, balığı, yoğurdu da aynı iştahla yiyor (ve tabii bizi sevindiriyor, sağolsun). Bazen hatta olur da yanlışlıkla bozuk bir şey yediriversek bir şekilde, onu da hiç fark etmeden iştahla midesine indirir diye korkuyorum.

Bu sebeple bu haftaki BEÖ deneyimizi daha bilinçli şekilde yapmaya çalıştık. Ada'ya sırayla çok keskin kokulu bir kırmızı gülü, ağır şekerli kokulu bir tatlı kavunu, parfüm şişesinden gelen keskin kokuyu, bir limonu ve diş macununu koklattım. Koklarken abartı burun hareketleri yaparak ona örnek olmaya çalışıp, beni taklit etmesini ve nefesini bilinçle içine çekmesini sağlamaya çalıştım.

Sonuç: Ada hepsini yemek, gülü de yalamak istedi. Yüzünde koku değişimini veya koku zevkini ele verecek hiç bir değişim olmadı. Ama ona gösterdiğim şekilde nefesi içine çekerken yeni bir mimik sahibi oldu (Aslında ilk öğretmeni büyük hala Büşşin'dir söylemem gerek).

Şimdi koklayacak bir şey olsun olmasın, bu suratla karşımıza çıkıp hem ilgimizi kendine çekiveriyor, hem de bizi güldürüyor.

Reunion ve Hayaller

Dün akşam Berfu'lardaydık. Birlikte beş yıl okuduktan sonra, çoook yıl aradan sonra gerçekleşen ikinci "Kolej-5/A" buluşması. İlkokul arkadaşları 25 yıl sonra tekrar biraradaydık. 3 yıl önce de ilk kez Ankara'da bizim evde buluşmuştuk. Dün İstanbul takımındaydı sıra. Berfu ve Ömer evsahipliğinde çok güzel, çok keyifli, bol sohbetli bir akşam geçirdik. Ve...yine fotoğraf yok. Teşekkürler Tolga!


Dünün bir önemi de, Ada doğduğundan beri 3. kez (yazıyla : Üç) gece dışarı çıktım. Ve Fethi ikide kaldı. Çünkü evde Ada'nın başında kaldı. Yardımcımız gelmemişti ya, dışarıya çıkabilme hayalleri kurup, hüsrana uğramıştık ya. İşte o yüzden. Biraz gelişmeler var, herşey belli olunca yazacağım.

Nefes almak iyi geliyor. Dün buluşmadan sonraki feci (mide bulantılı, baygınlıklı) baş ağrıma bakılırsa, ve sebep olduğu şeye -aşırı gevezelik!, durumumun artık vahimleştiği söylenebilir. Yapıncak artık hayata dönmek istiyor. Arada sırada yani, çok iddialı değilim. Ama ayda bir sinema, ayda bir arkadaş ziyareti, ayda bir dışarda yemek, gece sahilde yürümek gibi şeyler artık çok çekici geliyor. Ve tüm bunları Ada'nın evde mışıl mışıl, güvende uyuduğunu düşünerek yapabilmek.

Olacak, olacak. O günleri de göreceğiz. Küçüğümle geçen her dakikanın tadına varmam için artık bu gerekli, şarj olarak yorgunlukları atmak zorundayız.

10 Haziran 2008 Salı

Yardım! Yardımcım Geliyor!

Geçen haftalardaki bol yorgunluğum üzerine beliren beklenmedik sağlık problemlerim üzerine, zaten beni aylardır bu konuda kandırmaya çalışan annem ve kayınvalidemin artık tehditleşen ısrarlarına dayanamayarak, sürekli bir yardımcı tutmaya karar verdik. Çok dolaylı bir referansla -neydi bu referans onu bile toparlamıyorum şu anda, bir Türkmen Hanım'la tanıştık, Gül Hanım.

Gül Hanım her işi yaparmış, ütü, yemek, temizlik, çocuk bakımı. Kulağa pek güzel geldi. Haftada da iki gece kalmasını istedik, pek hevesli görünmese de kabul etti. Yani 10.5 aydır, sadece 2 gece dışarı çıkan bize (biri evlilik yıldönümüz, diğeri de felekten bir geceydi) de böylelikle mazeret çıkacak ve kendimizi dışarı atmaya başlayabilecektik. (Nasıl bir şeydi ki o? Hem ne gerek var çıkmaya?)

Gül Hanım bugün işe başlıyor. Bir hafta deneme süresi dedik. 9'da gelecekti, saat 9.20, gelen yok, giden yok... Of bu işler çok sıkıyor beni.

Rengarenk Hayat

Geçen yıl bugün. 7 aylık hamileyim. Ada henüz içeride. Dayanamayıp, 1.5 ay sonra "geliyorum" diye yumruklamaya başlayacak karnımı. Bebeğimin ilk pastasını kesiyoruz. Sıkı dostum Funda'nın Amerika'dan döner dönmez ayağının tozuyla hazırladığı sürpriz parti. Bizim "Bebeğe Hoşgeldin Partisi" dediğimiz, ama hemen her yerde alışılmış "Baby Shower" partisi denen parti.

Aslında bana göre anneye moral partisi olan, bana çok iyi gelen parti. Akrabalar, arkadaşlar, sadece kızlar değil, kadınlar-erkekler, herkesin bizimle olduğu; çok gülüp, çok eğlendiğimiz güzel gün. Yazdı, adadaydık, piyanoda da sana özel bir program çalmıştı
annen, hamileyken hep çaldıklarını: Mozart "Ah! vous dirai-je maman" (Daha Dün Annemiz Çeşitlemeleri), Chopin Berceuse (Ninni) ve Brahms ninniler...

Ah Adakızım, bana o kadar güzel bir hamilelik yaşatmıştın ki sen, hayatımın belki de en sağlıklı ve en güzel hissettiğim günleriydi. Şimdi de melek gibisin evet. Ama beni yormaya da başladın artık, değil mi bebeğim, n'apacağız? Dişler çıkıyor pıtır pıtır, aklın fikrin, elin kolun her yerde.

Hayatı keşfetmeye çalışıyorsun. Keşfet hayatı, dibine kadar yaşa. Tüm renklerini gör, tanı, en çok da parlak renkleri bebeğim. İlk partindeki balonlar gibi cıvıl cıvıl bir hayat olsun önünde...