16 Haziran 2008 Pazartesi

Büyükada'da Bir Konser daha

O kadar mutlu oluyorum ki anlatamam.

Adadaydık. İkincisini gerçekleştirdiğimiz salon konserimizi yapmak üzere. Heyecanlıydım, ilki çok güzel geçmişti. Eski arkadaşlarımla buluşmuş, yeni akrabalarla tanışmış, adalı dostlar edinmiş, minik bebeklerle şenlenmiştik. Kuş cıvıltıları arasında ilk ada konserimizi vermiştik. Kontrtenor dostum Rudi ile.


Tekrar ettik. Hem geçen seferki Flugtag fecaatinden dolayı iskeleye erişemeyip gelemeyen dostlarımızın ricası üzerine; hem de yine çalmak, yine paylaşmak, Babalar Günü'nde babalara müzikli bir gün hediye etmek için. Ne güzel oldu. Blog dostlarım Esra ve Pınar da geldi, aileleri, minikleriyle beraber. Ve daha kimler kimler... Herkese öncelikle büyük teşekkürler bizden. Müzik dört duvar arasından çıkıp paylaşılınca güzel.

Rudi'yle birlikte müzik yapmak büyük zevk. Birbirimize iyice alıştık, müzikal anlayışımız benzer ve beraber hissediyoruz. Umarım izleyenlere de yansımıştır bu. Fotoğraflar Erk'in çektiği fotoğraflar. Teşekkürler Erk. Yeni fotoğraflar gelirse slayta ekleyeceğim.

Kızım sadece biraz sarsılıyor bu mekan değişikliğinden. Ama konser günleri hep uslu ve memnun. En çok da birlikte olduğu arkadaşlarla mutlu oluyor. Biz içerde çalıp söylerken, minikler Ada, Melis, Duru, Duru, Defne, Alara ve 3 aylık Mert dışarda "sosyalleştiler". Hatta arada içeri girip dinleyen minikler bile olmuş diye duydum. Erken yaşta tanıştılar konser ortamıyla...

İyi ki geldiniz.

13 Haziran 2008 Cuma

Yollar, Keyifler, Sesler

Yollara düşüyoruz, bir kaç saat içinde. Kiminle? Gül Hanım'la. Gül'le. Galiba oldu bu iş. Hayat biraz kolaylaşacak galiba.

Kızım Ada'da, babayla. Bizse burda sabah Rudi ile provamızı yaptık. Çok güzel geçti. İnşallah konser de böyle güzel geçecek. Kızımı çok özledim, bu kadar ayrılık yeter, daha fazlasını istemem. Babasıyla konuşuyoruz hem, keyfi yerindeymiş, uykularını da iyi uyuyormuş. Başka ne isterim?


Yokluklarında n'aptım peki? Çalıştım ve dinlendim. Bir de...dün gece bir keyif yaptım ki sormayın. E mecbur. En güzeli ise, akşam balkonda kitap okumaya başlamışken -Kumral Ada, Mavi Tuna; evet, sonunda!- ve çok da keyif alıyorken, bir an fazla keyiften göz kapaklarımı tutamaz olduğumu fark ettim. Önce hafif kaykıldım, okumaya devam etmeye çalıştım. Mümkün değil. Şaşılaşıyor gözlerim.

'Ağır'ım. Hem düşüncelerim, hem göz kapaklarım.

Baktım dalmış gözlerim, iyice; hayallerimse uçuyor. Bıraktım kendimi hayallere. Sonra gerçekten bıraktım. Balkondaki kanapeye uzandım. Boylu boyunca!! Karşımda karşı apartmanın bilmemkaç dairesi, utanmadan. Ve bir uyku... (farkında değilim tabii, dalmışım ama ne dalış). Tam bir buçuk saat! Açık havada, şehrin içinde.

Olur mu? Oldu.


Varolmanın dayanılmaz ağırlığıyla uykuya dalıp, dayanılmaz hafifliğiyle uyandım. Nasıl bir güzellikti anlatamam.

Gidiyoruz. Konserde görüşmek üzere. Ya da dönüşte burda. Harıl harıl adadaki internet bağlantısı sorunumuzu çözmeye çalışıyoruz ama sonuç ne olur bilmiyorum. Sesimiz çıkmazsa; çalıyoruz, söylüyoruz, gelmek isteyenleri bekliyoruz. Havadisler dönüşte.

12 Haziran 2008 Perşembe

BEÖ: Kokular

Montessori grubumuzun 'Büyüyorum Eğleniyorum Öğreniyorum' aktivitesinin bu haftaki konusu "Kokular" idi.

Ada'nın kokuya karşı duyarlı olduğunu söylemem zor. Örneğin şu ana kadar hiç bir yemeği ayırmamış durumda. Ciğeri de (!), kuru eriği de, balığı, yoğurdu da aynı iştahla yiyor (ve tabii bizi sevindiriyor, sağolsun). Bazen hatta olur da yanlışlıkla bozuk bir şey yediriversek bir şekilde, onu da hiç fark etmeden iştahla midesine indirir diye korkuyorum.

Bu sebeple bu haftaki BEÖ deneyimizi daha bilinçli şekilde yapmaya çalıştık. Ada'ya sırayla çok keskin kokulu bir kırmızı gülü, ağır şekerli kokulu bir tatlı kavunu, parfüm şişesinden gelen keskin kokuyu, bir limonu ve diş macununu koklattım. Koklarken abartı burun hareketleri yaparak ona örnek olmaya çalışıp, beni taklit etmesini ve nefesini bilinçle içine çekmesini sağlamaya çalıştım.

Sonuç: Ada hepsini yemek, gülü de yalamak istedi. Yüzünde koku değişimini veya koku zevkini ele verecek hiç bir değişim olmadı. Ama ona gösterdiğim şekilde nefesi içine çekerken yeni bir mimik sahibi oldu (Aslında ilk öğretmeni büyük hala Büşşin'dir söylemem gerek).

Şimdi koklayacak bir şey olsun olmasın, bu suratla karşımıza çıkıp hem ilgimizi kendine çekiveriyor, hem de bizi güldürüyor.

Reunion ve Hayaller

Dün akşam Berfu'lardaydık. Birlikte beş yıl okuduktan sonra, çoook yıl aradan sonra gerçekleşen ikinci "Kolej-5/A" buluşması. İlkokul arkadaşları 25 yıl sonra tekrar biraradaydık. 3 yıl önce de ilk kez Ankara'da bizim evde buluşmuştuk. Dün İstanbul takımındaydı sıra. Berfu ve Ömer evsahipliğinde çok güzel, çok keyifli, bol sohbetli bir akşam geçirdik. Ve...yine fotoğraf yok. Teşekkürler Tolga!


Dünün bir önemi de, Ada doğduğundan beri 3. kez (yazıyla : Üç) gece dışarı çıktım. Ve Fethi ikide kaldı. Çünkü evde Ada'nın başında kaldı. Yardımcımız gelmemişti ya, dışarıya çıkabilme hayalleri kurup, hüsrana uğramıştık ya. İşte o yüzden. Biraz gelişmeler var, herşey belli olunca yazacağım.

Nefes almak iyi geliyor. Dün buluşmadan sonraki feci (mide bulantılı, baygınlıklı) baş ağrıma bakılırsa, ve sebep olduğu şeye -aşırı gevezelik!, durumumun artık vahimleştiği söylenebilir. Yapıncak artık hayata dönmek istiyor. Arada sırada yani, çok iddialı değilim. Ama ayda bir sinema, ayda bir arkadaş ziyareti, ayda bir dışarda yemek, gece sahilde yürümek gibi şeyler artık çok çekici geliyor. Ve tüm bunları Ada'nın evde mışıl mışıl, güvende uyuduğunu düşünerek yapabilmek.

Olacak, olacak. O günleri de göreceğiz. Küçüğümle geçen her dakikanın tadına varmam için artık bu gerekli, şarj olarak yorgunlukları atmak zorundayız.

10 Haziran 2008 Salı

Yardım! Yardımcım Geliyor!

Geçen haftalardaki bol yorgunluğum üzerine beliren beklenmedik sağlık problemlerim üzerine, zaten beni aylardır bu konuda kandırmaya çalışan annem ve kayınvalidemin artık tehditleşen ısrarlarına dayanamayarak, sürekli bir yardımcı tutmaya karar verdik. Çok dolaylı bir referansla -neydi bu referans onu bile toparlamıyorum şu anda, bir Türkmen Hanım'la tanıştık, Gül Hanım.

Gül Hanım her işi yaparmış, ütü, yemek, temizlik, çocuk bakımı. Kulağa pek güzel geldi. Haftada da iki gece kalmasını istedik, pek hevesli görünmese de kabul etti. Yani 10.5 aydır, sadece 2 gece dışarı çıkan bize (biri evlilik yıldönümüz, diğeri de felekten bir geceydi) de böylelikle mazeret çıkacak ve kendimizi dışarı atmaya başlayabilecektik. (Nasıl bir şeydi ki o? Hem ne gerek var çıkmaya?)

Gül Hanım bugün işe başlıyor. Bir hafta deneme süresi dedik. 9'da gelecekti, saat 9.20, gelen yok, giden yok... Of bu işler çok sıkıyor beni.

Rengarenk Hayat

Geçen yıl bugün. 7 aylık hamileyim. Ada henüz içeride. Dayanamayıp, 1.5 ay sonra "geliyorum" diye yumruklamaya başlayacak karnımı. Bebeğimin ilk pastasını kesiyoruz. Sıkı dostum Funda'nın Amerika'dan döner dönmez ayağının tozuyla hazırladığı sürpriz parti. Bizim "Bebeğe Hoşgeldin Partisi" dediğimiz, ama hemen her yerde alışılmış "Baby Shower" partisi denen parti.

Aslında bana göre anneye moral partisi olan, bana çok iyi gelen parti. Akrabalar, arkadaşlar, sadece kızlar değil, kadınlar-erkekler, herkesin bizimle olduğu; çok gülüp, çok eğlendiğimiz güzel gün. Yazdı, adadaydık, piyanoda da sana özel bir program çalmıştı
annen, hamileyken hep çaldıklarını: Mozart "Ah! vous dirai-je maman" (Daha Dün Annemiz Çeşitlemeleri), Chopin Berceuse (Ninni) ve Brahms ninniler...

Ah Adakızım, bana o kadar güzel bir hamilelik yaşatmıştın ki sen, hayatımın belki de en sağlıklı ve en güzel hissettiğim günleriydi. Şimdi de melek gibisin evet. Ama beni yormaya da başladın artık, değil mi bebeğim, n'apacağız? Dişler çıkıyor pıtır pıtır, aklın fikrin, elin kolun her yerde.

Hayatı keşfetmeye çalışıyorsun. Keşfet hayatı, dibine kadar yaşa. Tüm renklerini gör, tanı, en çok da parlak renkleri bebeğim. İlk partindeki balonlar gibi cıvıl cıvıl bir hayat olsun önünde...

9 Haziran 2008 Pazartesi

Ne Mutlu Ettiniz

Ce-eee yaptılar gittiler. Ada değil. Anneanne ve dede. Kısacık kalıp, hemencecik gittiler. Büyük hala Büşşin de onlara uydu.

Olmadı ama, olmadı. Doyamadık ki size...

Bizimkiler gideli bir haftayı geçti. Ama fotoğraflar şimdi elime geçince kaydetmemek, arada iki de sitem etmemek olmazdı fırsat bulmuşken. Geldiler, sevindirdiler, gittiler. Şimdi oğullarının yanında Kaş'talar, hatta belki ordan da ayrılmış durumdalar. Hızlı ya bizimkiler. Çat ordalar, çat burdalar. Bilmece gibi.

Ankara'yı sever, ayrılamazlar. Her zaman yalvar yakarla gelir, çabucak kaçıp giderler, doyamadan. Nezaket mi? Hmm. Ana-babadan bu kadar nezaket fazla değil mi? Hadi bize tamam da, küçücük, minicik kızı hiç mi özlemiyorlar? Onlara da sorsak, "Dayanamıyoruz bu Adakız'ın özlemine, yine kaçtık geldik" diyorlar.

Dedim ya sitem yapacağım, yoksa bilmiyor muyum içlerinin titrediğini?

Ayrıca biliyorum ki, tüm bu ce-eee'ler biz Ankara'ya onlara gidelim, rahat rahat uzun uzun onlarda kalalım diye. Geleceğiz, geleceğiz. Babamız gelecek haftasonu Ankara'daki büyük partiye katılmaya razı olmasa da; yakındır, sıra bizde, biz de yollara düşeceğiz.

Haftaya pazar, Ankara'da değil ama burda Ada'dayız. Babalara da hediye, bir konser yapacağız. Bekleriz...

6 Haziran 2008 Cuma

Yazının Dili

Pınar'la buluştuk bugün. Pınar kırk yıllık arkadaşım. Benzer şeylerden zevk alır, benzer şeylerin hayalini kurarız. Onu dinlemek harikadır, o da can kulağı ile dinler, her konuda fikri vardır. Dobradır Pınar. İçi neyse dışı odur. İncedir, yırtıcı bir meslekte de olsa, hayatı bir sanatçı gibi yaşar. Görür, duyar, düşünür.

Pınar kırk yıllık arkadaşım.
Ben de bir yalancıyım.

Kırk yıllık arkadaşım değil, blog arkadaşım. Onu blogundan, blogumdaki yorumlarından; tam da yukarda anlattığım gibi tanıdım. Bir de Music Together buluşmasındaki "memnun oldum", "ben de"lerden. O kadar. Bugün buluştuk. Kahvaltı yaptık, 4 saat. Eski bir dost bulmuş gibi oldum. Konuşmaktan sesim kısıldı, yoruldum.

Ne güzel oldu...

5 Haziran 2008 Perşembe

Kaza

Dün Adakız ilk korkulu kazasını yaşadı. Kaşla göz arası yataktan düştü ve yere kafasını vurdu. Kabus gibiydi.

Ben üstümü değiştirmek üzere odaya gelmişim, Ada'yı iki kişilik yatağın ortasına oturtmuşum -her zaman olduğu gibi. Oynuyor. Ne ara nasıl olduğunu göremeden, bir ses ve Ada yerde. Bilemezsiniz kendimi nasıl hissettiğimi. Aslında bilirsiniz, çünkü çoğunuz annesiniz.

Parkeye vurmuş kafasını, sesi geldi. Kaptığım gibi fırladım. Soğukkanlıydım neyse ki, o da azıcık ağladı ve sustu -inanamıyorum. Önce biraz soğuk su -evde buz yoktu, aksilik ya; sonra da hemen yola koyulduk. 5 dakikada hastanedeydik. Şansımıza akşam olmasına rağmen Ayça Hanım hala yerindeydi. O arada kızımın alnı şişmeye ve morarmaya başlamıştı. Ne dualar ettim, nasıl kendi kendime yollarda konuştum sormayın. Bebeklere ilkyardım dersi almıştım hamileliğimde, ama buz dışında bir şey gelmiyordu aklıma. Buz ve doktor.

Doğru yapmışım. Doktorumuz bizi hemen sakinleştirdi. Alna alınan darbe genelde tehlikeli sonuç doğurmazmış. Ayrıca 6. aydan sonra bebekler, kendilerini koruma refleksi geliştirdikleri için usturuplu düşerlermiş. Gerçekten de öyleydi, kollarıyla kendini korumuş gibiydi yerde kuzum. Doktorumuz buzlu kompres ve Lasonil sürmemizi, uyutmada bir sıkıntı olmadığını ama 2 saatte bir kulak memesini sıkarak hafifçe uyandırmamızı ve her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol etmemizi önerdi. Kusma ve bilinç kaybı gibi bir şey olursa da derhal acile gelmemizi söyledi.

Adakız iyi. Dün hatta iyice belirgin olacak gibi görünen morluk ve şişlik bile azalmış durumda bugün. Çok ciddi bir şey atlattık. Ama çok da güzel bir şey yaşadım bu sayede: Kızımı uyurken gördüm, gittim geldim seyrettim uzun uzun.

O kadar güzeldi ki, o kadar derin ve güzel uyuyordu ki. Biz odasına görüntülü telsizlerden koymayı hiç istemedik. Yanlış diyebilirsiniz ama bebekken bile sanki onun kişilik haklarına saldırmak gibi geliyordu bana. Sonuçta yattığı gibi kalkan bir bebekti. İyi geceler öpücüğü verir, kapısını kapatır çıkardık. Zaten sadece ilk ay, Ankara'da aynı odada yatmıştık. Çok güzel uyuyormuş bebeğim, ve rahat. Öyle mutlu oldum ki...

Sabah da yine her zamanki güleryüzüyle uyandı minik. Ne büyük bir şey atlattığının farkında mı bilmem... Bense şükredip duruyorum. Kazalar olacak, ama Allah hepimizin çocuklarını kötü kazalardan korusun.

4 Haziran 2008 Çarşamba

Elma Şekeri

Bir kaç günlük inziva yetti, canımıza tak etti. İdil'ciğin ilk doğumgününde kendimizi dışarı attık. Fenerbahçe True Blue'daydık. İlk gidişimiz, sevdim. Buralar böyle, şehrin içinde birden bir plaj çıkıyor karşına, ya da bir orman, artık şaşırmıyorum ben bu İstanbul'a. Çiğdem bizi çok güzel ağırladı, anneye teşekkürler, kızına mutlu yaşlar!

Ben herkesi özlemişim, artık bence çocuklar da birbirlerini özlüyorlar. Tamam tamam özlemeseler de, en azından birbirlerinin gerçekten farkındalar. Arayı açmak iyi olmuyor. Bizimkini yine kilo almış buldu herkes, herkesin ablası gibiydi, doğruya doğru. Korkmuyor değilim hafiften, artık şekil tam bir şişman çocuk görünümüne dönmeye başladı.

Canım elma şekerim, seni şapır şupur yerim.