3 Haziran 2008 Salı

Kalpten Teşekkür

İyiyim. Verilen tonla ilaç olumlu etkisini gösteriyor. Bir de tabii baş ağrısı, göz kızarıklığı, sersemlik ve uyku gibi olumsuz etkilerini de. Anladığım "müşahade" altında tutulacağım. Düzenli aralıklarla hastane ziyareti. Hadi bakalım... Kötüsünden korkuyordum, şimdilik ertelendi gibi, en azından bir ay.

Arayan, yazan, sevgisini, desteğini gönderen herkese en en içten teşekkürlerimi yolluyorum. İyi ki varsınız...

30 Mayıs 2008 Cuma

Küs Kalp

Bugünse benim doktor günümdü. Hani dertlerim vardı ya.

Meğerse sorun kalbimdeymiş.

Ben ki onu ne kadar iyi tutarım, severim, okşarım, üzülmesin diye hayatımı diken üstünde yaşarım. Kötü şeyler görmeyeyim, duymamayım diye gözümü, kulağımı kapar; hayata pembe gözlükle bakarım.

Oysa hala üzgün. Derbeder. Kapakçığı bir tarafta, kulakçığı öbür tarafta. Yaygara da yaygara. Tepinip durur. Komşularına da rahat vermez. Ciğerlere kovalarla su atar. Ciğerler de benden alır hıncını, uyku uyutmaz, nefes aldırmaz.

Bilmiyor onlar da, kalbimi ne kadar iyi tuttuğumu.

Ben öyle diyorum ama kalbim bana hala küs...

29 Mayıs 2008 Perşembe

Büyüyorum, Eğleniyorum, Öğreniyorum: Spor

Montessori grubumuzun bu haftaki teması "spor"du. Bir fotoğraf sıkıntısı var hayatımda. Yaşananları kaydetmeyi son derece önemsediğim iki olayda, hiç fotoğraf çekemedim: Son iki Music Together dersi ve Büyükada Şan-Piyano Resitali.

Bu seferse BEÖ aktivitemiz için buraya ekleyeceğim fotoğraf yok. Fotoğraf çekmeyi bekledikçe yazmayı erteliyorum. Biraz daha geç kalırsam hafta bitecek, aktiviteyi kaydetmemiş olacağım.

Onun için...kısa keserek, hemen başlayayım. Fotoğrafımız yok, çekersek anında burda ama.

Tema "spor". Sportif aktivite yaptıracağım Ada'ya. Yaptık, hem de bol bol. Aslında günlük rutinimizin bir kısmını zaten bu aktiviteler oluşturuyor, doğal olarak. Ama bu hafta daha bilinçliydik.

Ada bazı hareketlerinde biraz önden, bazılarındaysa biraz arkadan gidiyor her yaşıtı gibi. Oturmayı, dönmeyi erken erken beceren kızım, ayakları üzerine basmayı mesela çok geç öğrenmişti. Bunun bir sebebi de benim ona yol göstermekte geç kalmamdı. Geçen haftalarda sadece bir haftalık çalışma sonucu ayakların da önemli bir organ olduğunu, hatta onlarla pek de eğlenceli şeyler yapılabileceğini fark etmişti Adakız.

Bu hafta bir-iki hareket üzerinde daha yoğunlaşalım istedim. Çok çalıştık: Ellerinden tuttum yürüdük -her bir adıma hep birlikte "hoop, hoop" diyerek! Ve yüzüstü yatış pozisyonundan geri dönmeyi öğrendi Adakız. Sonunda.

İkincisinde o kadar inatçıydı ki, en az 4-5 aydır kolayca sırtüstünden yüzüstüne dönerken, bir türlü tersini yapmak aklına gelmiyordu. Bazen bu, geceleri panik halinde uyanmasına da sebep oluyordu. Sırtüstünden fark etmeden yüzüstüne dönüp, elleri üzerinde kalıp napacağını bilemiyordu. Zavallı bir durum yani.

Sonuç: Anneye babaya görev düşüyor, bir şeyi bol tekrarla gösterirsen, çalıştırırsan, oluyor. Öğrendi minik. Henüz gece panik halindeyken bu yeni yetiyi hatırlayıp dönmeyi becerir mi bilmiyorum ama normal zamanda artık her iki yöne dönebiliyor. Diğerinde ise, evet bol bol evde hop hop yürüyouz, üşenmeden, bacakları böylece daha da güçlenecek bebeğimin. sonra da gerçek adımlar gelecek. Gelecek mi gerçekten?

25 Mayıs 2008 - devam

Hikaye şöyle başlıyor: Benim evlenip geldiğim şehirde oda müziği çalışmalarım için fıldır fıldır müzisyen aradığım dönem, kimseyi tanımıyorum Istanbul'da. O da deliler gibi kendine bir piyanist arıyor. "Dualarım gerçek oldu" diyor.

Rudi Romeri ile, ben 7.5 aylık hamileyken tanışıyoruz. Haftada bir buluşalım müzik yapalım diyorum. Ada bir ay sonra gelecek, olsun. Üniversiteyi, konserleri bırakıp Istanbul'a gelmişim ya, müziği çok özlemişim ya, bebek engel olmaz diyorum.

Buluşuyoruz, bol sohbetli, bol müzikli cumalar var artık. Ada müzikle büyüyor. Genelde koltuğunda Rudi'nin şarkılara kendi şarkılarıyla eşlik ediyor. İlle de piyano başına oturmak isteyip mızmıza başladığında Rudi kucağına alıyor, öyle söylüyor.

Çoğunlukla yaylılarla çalışmışım. Kontrtenor repertuarı çok tanıdık değil. Çalıyorum, tanıyorum, çok seviyorum. Rudi de iyi söylüyor. Bir bakıyoruz, bir sürü eser çıkarmışız. O arada 29 Ekim'de Cumhuriyet Balosu'na davet ediliyoruz, kısa bir resital için. Herkes çok memnun, biz de bu memnuniyetten daha memnun kalarak tamam diyoruz, devam.


Gün bu günü buluyor, mayıs sonu bizim evde bir mini resital yapalım derken, bir bakıyoruz bizim düşündüğümüz hafta benim doğumgünüme denk geliyor.

Devamı resimlerde... Öncesi, gece bülbül sesleri eşliğinde çalışırken; ertesi gün Rudi ile konserin son selamında; konser sonrası pastamı keserken; her şey bittikten sonra Ada ile iki tıntın, bir pımpım yaparken. Dediğim gibi, ben resim çekemedim, çekenler yolladıkça slayda ekleyeceğim.

Rüya gibi bir gündü benim için, en güzel doğumgünlerimden biri. Ve tabii hayallerin gerçekleştiği. O evde -Fethi'ye dedesinden miras anı dolu bir mekan- böyle konserler gerçekleştirmeyi kaç zamandır düşlüyordum. Aile arasında çalmıştım da, ama bu seferki başkaydı, kalabalıktı, ve mutlu, pozitif bir kalabalık. Gelen herkese teşekkürler.

Devam edeceğiz, belki yazın ayda bir kere? Belki başka enstürmanlarla? Bakalım... Düşle Yapıncak düşle.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

10. Ay Doktor Randevumuz



Ve Adakız minik hayatının çift rakamlı aylarına geçti. Büyüdü! Tam tamına 10 aylık oldu miniğim, kocaman bebeğim.

Uslu kızım çılgınlaşmaya da başladı bu ay, fıkır fıkır yerinde duramaz oldu. Yormaya başladı sanki bizi
yavaştan. Yakında başımıza geleceklerin sinyaliyse bu, yandık!


Ben küçükken hiç oyuncakla oynamamışım, ne bebeklere ne başka herhangi bir oyuncağa yüz vermişim (varsa yoksa resim yapar ya da dergi okurmuşum-bebek okuması, renkli sayfalar bir baştan sona, bir sondan başa...).

Annem şimdi diyor ki, sen çocukken kaçırdığın şeyin tadını şimdi çıkartıyorsun. Ada senin oyuncak bebeğin. Onunla evcilik oynar gibi oynuyorsun. Doğrudur. Bu resme bakınca annemin bu lafları aklıma geldi. Benim oyuncak bebeğim Ada'cığım, can kızım.

10. ay doktor randevumuz vardı dün. Her şey yolunda. Boy 73.5 cm, kilo 10035 gr. Ferrum'umuz 7 damlaya çıktı. Menümüze haftada 2 öğün balık eklendi. Adakız yaşadı. Tek sebze yemeklerine geçiyoruz sonra. Demektir ki, Ada artık bizimle gerçekten aynı yemekleri yiyebilecek. Tuzsuz ve az yağlı olmak şartıyla tabii.

Yine keyifliydi mintoş hastanede ve yine Ayça Hanım'a Banu Alkan pozları veriyordu. Pek güldürdü bizi. Hadi bakalım küçüğüm, 2 ay sonra bir yaşında olacaksın. Ne çabuk geçiyor değil mi zaman? Ama sanki mutlusun bu dünyada olmaktan. Biz öyle mutluyuz ki seninle olmaktan.

26 Mayıs 2008 Pazartesi

25 Mayıs 2008 Konser ve Doğumgünü


Günün güzelliğini hangi sözlerle anlatabilirim ki? Anlatamam... Resimlerle anlatmayı denesem, hatta bir-iki video ile? Çünkü kaydetmek gerek. Kesinlikle. Ama şimdi değil. Bundan sonraki postta.

Music Together 7. ve 8. Buluşmalar

24 Mayıs'taki müzikal buluşmalarımızda bizi Derin Eğitim ve Danışmanlık Merkezi misafir etti. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Evet 8 kere toplanmışız bugüne bugün. Yeni yeni ailelerle tanıştık, daha önceden gelenlerle tekrar buluştuk. Harika bebekler, harika ablalar, abiler; çocuklarıyla çocuklaşan anneler-babalar. Zıp zıp zıpladık, hop hop hopladık. İngilizceler, Türkçeler, bir sürü şarkı söyledik; bidi bidiler bada badalar yaptık. Eğlendik, yorulduk, terledik. Müzik yaptık sevindik.

Ve...fotoğrafları bekliyoruz eklemek için. Ben çekemedim, haliyle. Gönderenler olursa fotoğraflar en kısa zamanda burda -umarım!

23 Mayıs 2008 Cuma

Ada Ada Yollarında

Öncelikle önemli bilgi: Yarınki Music Together dersleri olacak, iptal edilmedi.

Çünküüü...iyiyim, hırıltım geçti, ağrılar kayboldu gitti (gerçi bir tek geceleri çıkıp giriyorlar hayatıma). Çünkü moralliyim, çünkü mutluyum. Sebep: Kimler geldi bugün? Ankara'lardan?

Ada'nın Neşe'siyle, Yapo'nun Büşin'i geldi. Kim olurlar? Neşe bizzat anneannesidir Adakız'ın, hafiften aykırı olduğu için anneanne lafını istemez, Neşe dedirtir -henüz diyemese de Ada.

Büşin kim olur? Yapo'nun pek sevgili halasıdır. 'Hala' lafını ikisi de sevmez. Önce Bürçin Abla'dır, sonra bir şekilde Büşin'leşmiştir.

İkisi de Yapıncak'ın, dolayısıyla, Yapıncak'ın yavrusunun sevgilisidir. Ve bu önemli günlerde, kendilerini yollara vurup bendenizi mutlu etmişlerdir. Hem de ne mutluluk! Evlenip başka şehre gidenler ancak bu mutluluğu 'damardan' hisseder. Başka söze ne gerek?

Günümün mutlulukları ve biz ana-kız, kendimizi önce gül bahçesine, sonra da ada yollarına vurduk. İlki iyi geldi, ikincisi biraz mecburiyettendi. Onlar çok memnun, ben çok yorgun (Adakız ise şaşkın, bkz.foto). Yarın dersler, pazar konser.

Bol heyecan... Sağlam bir uyku gerek şimdi, bıçaksızından.

Ekşi Yazı

Tatsızım, gece geç. Uyandım. Göğsümde bıçak gibi bir ağrı. Her nefes aldığımda saplanıyor, kötü saplanıyor hem de. Ben de küçücük nefesler alıyorum, bıçak çok acıtmasın diye.

Aslı: Alamıyorum.

Bir de hırıltı. Yanında bonus. Tanıdık sahne. Kaç kere beni uyutmayan, karşıya derdimin büyüklüğünü bir türlü iletemediğim, sözlü anlatımı imkansız; sözsüz görüntünün -bir şekilde (şaşarım)- şefkat (veya yardım) yerine eleştiriyi çağırdığı.

Doktorlar mı? Her şeyden şüphelenip, hiç bir şey diyemiyorlar. Dik duruyorum ya şimdi, yatar pozisyonda değilim; daha iyiyim. Yazdım ya derdimi, oh ferahladım, daha rahatım... Blog, internet günlüğü; her derde deva mısın sen?

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Dondurulmuş Sütlere Veda

Aylar önce sağıp buzluğa kaldırdığım sütlerin son paketleri.

Gözyaşları eşliğinde...
Çöpe.

Hikaye hazin. Ve bunu yapmak hiç hoş değil, anneler anlar. Ama bitti. Hem zamanları doldu. Hem de dolmadan önce Ada'ya verdiğimde hiç beklemediğim bir reddediş olmuştu zaten.

Ona rağmen, son kullanım tarihlerini de aşarak dolapta kaldılar. Atamadım. Kısmet bugüneymiş.

Hikayem şöyle: Süt vermek, mümkün olan en geç zamana kadar sürdürmek amaçtı. Şanslıydım, süt boldu, Ada'nın arası da sütle iyiydi. Ama Ada geceleri uyanmazdı, bense kalkar patlamaya hazır bombaları sağardım. Mecbur. Öyle öyle buzlukta paketler birikiyordu. Bunları bazen dışarı çıkarken kullanırdık. Biberona koyar, parkta, sahilde içirirdim. Ada severdi, problem yaşamazdık.

Sonra bir gün, 4.ayın sonlarında, süt azalmaya başladı. Panik, depresyon, ne derseniz işte. İnsan inanamıyor, çok üzülüyor. Verdikçe çoğalır demeyin, sürekli veriyor, sürekli de sağıyordum. Ama işte cc'ler azalmaya başlamıştı. Geriye bakınca, iki sebep net. Biri bir konserimiz olacaktı, fark etmeden heyecan yaptım muhtemelen. Diğeri de, tam da o konser günlerinde ciddi bir akciğer enfeksiyonu geçirdim. Sonuç...mama takviyesi.

Küfür gibi! Nefret ediyordum. Öyle öyle bir kaç zaman daha gitti, ben meme vermeye devam ettim. Ek mama vermeye de. Ara ara sütümün çoğaldığı da oldu, sevindik. Ve size söyleyeyim, Ada 10 aylık, hala meme veriyorum. İki damla evet. Ama iki damla! Her damlası kıymetli ya, o iki damla bizim için önemli.

Anafikir: Emziren anneler yorulmayacak, morallerini sağlam tutacak ve sağlıklı olacak. Başka çare yok. Çevreleri de onlara bu huzuru sağlayacaklar. Bu kadar. Şakası yok, vücut derhal cevap veriyor.

Gelelim dondurma meselesine. Ve hemen kısa birkaç bilgi, bilmeyenlere, bilip de unutanlara (bu siteden derlenmiştir):

Önce rakamlar:

Sağılmış sütleri 16 derecede 24 saat, 19-22 derecede 10 saat, 26 derecede 4-6 saat, 30-38 derece arası 4 saate kadar dışarda tutabilirsiniz. Sütler 0-4 derece sıcaklığı olan bir buzdolabında 8 saate kadar, tek kapılı buzdolabı dondurucusunda 2 haftaya kadar, altta üstte kendi kapısı olan dondurucularda 3-4 aya kadar, ticari dondurucu veya sürekli -18'de çalışan dondurucularda ise 6 aydan 1 yıla kadar bozulmadan bekleyebilir.


Süt paketlerinin üzerine mutlaka sağıldığı tarih yazılmalıdır. Buzluktan çıkan sütler buzdolabında veya serin suda çözülmeli, sonra ılık suda bekletilip, hafifçe karıştırılmalıdır. Mikrodalga veya ocakta ısıtmak yok. Çözülen süt 24 saate kadar tekrar buzdolabında saklanabilir ama bir daha buzluğa kesinlikle konulmamalıdır. 24 saat içinde de tüketilmesi gerekir. İşyerinden eve getirilirken buzlu çantada taşınması uygun olur.

Haa bunlara dikkat edince bebeklerimiz sorunsuzca lüpletir mi sütü? Çoğunlukla evet. Süte sinen buzdolabının hafif kokusu bile zararlı değilmiş miniklere, hatta fark etmeden afiyetle içerlermiş genellikle. Ama bir de bazı anneler varmış ki, sütlerindeki yağ oranları ve bu yağın dondurma işlemi içinde geçirdiği değişimler, sütü bozarmış. O zaman da bebek hemen anlarmış.

Bu konuda birkaç şey daha yazacağım galiba...