26 Mayıs 2008 Pazartesi

Music Together 7. ve 8. Buluşmalar

24 Mayıs'taki müzikal buluşmalarımızda bizi Derin Eğitim ve Danışmanlık Merkezi misafir etti. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Evet 8 kere toplanmışız bugüne bugün. Yeni yeni ailelerle tanıştık, daha önceden gelenlerle tekrar buluştuk. Harika bebekler, harika ablalar, abiler; çocuklarıyla çocuklaşan anneler-babalar. Zıp zıp zıpladık, hop hop hopladık. İngilizceler, Türkçeler, bir sürü şarkı söyledik; bidi bidiler bada badalar yaptık. Eğlendik, yorulduk, terledik. Müzik yaptık sevindik.

Ve...fotoğrafları bekliyoruz eklemek için. Ben çekemedim, haliyle. Gönderenler olursa fotoğraflar en kısa zamanda burda -umarım!

23 Mayıs 2008 Cuma

Ada Ada Yollarında

Öncelikle önemli bilgi: Yarınki Music Together dersleri olacak, iptal edilmedi.

Çünküüü...iyiyim, hırıltım geçti, ağrılar kayboldu gitti (gerçi bir tek geceleri çıkıp giriyorlar hayatıma). Çünkü moralliyim, çünkü mutluyum. Sebep: Kimler geldi bugün? Ankara'lardan?

Ada'nın Neşe'siyle, Yapo'nun Büşin'i geldi. Kim olurlar? Neşe bizzat anneannesidir Adakız'ın, hafiften aykırı olduğu için anneanne lafını istemez, Neşe dedirtir -henüz diyemese de Ada.

Büşin kim olur? Yapo'nun pek sevgili halasıdır. 'Hala' lafını ikisi de sevmez. Önce Bürçin Abla'dır, sonra bir şekilde Büşin'leşmiştir.

İkisi de Yapıncak'ın, dolayısıyla, Yapıncak'ın yavrusunun sevgilisidir. Ve bu önemli günlerde, kendilerini yollara vurup bendenizi mutlu etmişlerdir. Hem de ne mutluluk! Evlenip başka şehre gidenler ancak bu mutluluğu 'damardan' hisseder. Başka söze ne gerek?

Günümün mutlulukları ve biz ana-kız, kendimizi önce gül bahçesine, sonra da ada yollarına vurduk. İlki iyi geldi, ikincisi biraz mecburiyettendi. Onlar çok memnun, ben çok yorgun (Adakız ise şaşkın, bkz.foto). Yarın dersler, pazar konser.

Bol heyecan... Sağlam bir uyku gerek şimdi, bıçaksızından.

Ekşi Yazı

Tatsızım, gece geç. Uyandım. Göğsümde bıçak gibi bir ağrı. Her nefes aldığımda saplanıyor, kötü saplanıyor hem de. Ben de küçücük nefesler alıyorum, bıçak çok acıtmasın diye.

Aslı: Alamıyorum.

Bir de hırıltı. Yanında bonus. Tanıdık sahne. Kaç kere beni uyutmayan, karşıya derdimin büyüklüğünü bir türlü iletemediğim, sözlü anlatımı imkansız; sözsüz görüntünün -bir şekilde (şaşarım)- şefkat (veya yardım) yerine eleştiriyi çağırdığı.

Doktorlar mı? Her şeyden şüphelenip, hiç bir şey diyemiyorlar. Dik duruyorum ya şimdi, yatar pozisyonda değilim; daha iyiyim. Yazdım ya derdimi, oh ferahladım, daha rahatım... Blog, internet günlüğü; her derde deva mısın sen?

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Dondurulmuş Sütlere Veda

Aylar önce sağıp buzluğa kaldırdığım sütlerin son paketleri.

Gözyaşları eşliğinde...
Çöpe.

Hikaye hazin. Ve bunu yapmak hiç hoş değil, anneler anlar. Ama bitti. Hem zamanları doldu. Hem de dolmadan önce Ada'ya verdiğimde hiç beklemediğim bir reddediş olmuştu zaten.

Ona rağmen, son kullanım tarihlerini de aşarak dolapta kaldılar. Atamadım. Kısmet bugüneymiş.

Hikayem şöyle: Süt vermek, mümkün olan en geç zamana kadar sürdürmek amaçtı. Şanslıydım, süt boldu, Ada'nın arası da sütle iyiydi. Ama Ada geceleri uyanmazdı, bense kalkar patlamaya hazır bombaları sağardım. Mecbur. Öyle öyle buzlukta paketler birikiyordu. Bunları bazen dışarı çıkarken kullanırdık. Biberona koyar, parkta, sahilde içirirdim. Ada severdi, problem yaşamazdık.

Sonra bir gün, 4.ayın sonlarında, süt azalmaya başladı. Panik, depresyon, ne derseniz işte. İnsan inanamıyor, çok üzülüyor. Verdikçe çoğalır demeyin, sürekli veriyor, sürekli de sağıyordum. Ama işte cc'ler azalmaya başlamıştı. Geriye bakınca, iki sebep net. Biri bir konserimiz olacaktı, fark etmeden heyecan yaptım muhtemelen. Diğeri de, tam da o konser günlerinde ciddi bir akciğer enfeksiyonu geçirdim. Sonuç...mama takviyesi.

Küfür gibi! Nefret ediyordum. Öyle öyle bir kaç zaman daha gitti, ben meme vermeye devam ettim. Ek mama vermeye de. Ara ara sütümün çoğaldığı da oldu, sevindik. Ve size söyleyeyim, Ada 10 aylık, hala meme veriyorum. İki damla evet. Ama iki damla! Her damlası kıymetli ya, o iki damla bizim için önemli.

Anafikir: Emziren anneler yorulmayacak, morallerini sağlam tutacak ve sağlıklı olacak. Başka çare yok. Çevreleri de onlara bu huzuru sağlayacaklar. Bu kadar. Şakası yok, vücut derhal cevap veriyor.

Gelelim dondurma meselesine. Ve hemen kısa birkaç bilgi, bilmeyenlere, bilip de unutanlara (bu siteden derlenmiştir):

Önce rakamlar:

Sağılmış sütleri 16 derecede 24 saat, 19-22 derecede 10 saat, 26 derecede 4-6 saat, 30-38 derece arası 4 saate kadar dışarda tutabilirsiniz. Sütler 0-4 derece sıcaklığı olan bir buzdolabında 8 saate kadar, tek kapılı buzdolabı dondurucusunda 2 haftaya kadar, altta üstte kendi kapısı olan dondurucularda 3-4 aya kadar, ticari dondurucu veya sürekli -18'de çalışan dondurucularda ise 6 aydan 1 yıla kadar bozulmadan bekleyebilir.


Süt paketlerinin üzerine mutlaka sağıldığı tarih yazılmalıdır. Buzluktan çıkan sütler buzdolabında veya serin suda çözülmeli, sonra ılık suda bekletilip, hafifçe karıştırılmalıdır. Mikrodalga veya ocakta ısıtmak yok. Çözülen süt 24 saate kadar tekrar buzdolabında saklanabilir ama bir daha buzluğa kesinlikle konulmamalıdır. 24 saat içinde de tüketilmesi gerekir. İşyerinden eve getirilirken buzlu çantada taşınması uygun olur.

Haa bunlara dikkat edince bebeklerimiz sorunsuzca lüpletir mi sütü? Çoğunlukla evet. Süte sinen buzdolabının hafif kokusu bile zararlı değilmiş miniklere, hatta fark etmeden afiyetle içerlermiş genellikle. Ama bir de bazı anneler varmış ki, sütlerindeki yağ oranları ve bu yağın dondurma işlemi içinde geçirdiği değişimler, sütü bozarmış. O zaman da bebek hemen anlarmış.

Bu konuda birkaç şey daha yazacağım galiba...

20 Mayıs 2008 Salı

Bir Ucunda Mutluluk Bir Ucunda Hüzün

Bunu bir ucunda coşku, bir ucunda isyan diye de çevirebilirsiniz. Mutluluğun kucakladığı, coşku. Hüznün kaçamadığı, isyan. Birini hakkımızcasına kucaklarken, diğerini kabul edilmez bulup, inanmak istemiyoruz. İkisi de mantığı zorluyor, gerçek bu. Çözemediğimiz.

Sakinleştiğimizde "hayat...böyle işte", diyoruz. Kafayı iki yana sallayarak, gözler boşluğa kilitli. Öyle, her zaman toz pembe değil yaşam. Karanlıklar da var, gölgelerin kararttığı renkler de. İşin garibi herkese bir uğruyor o kara gölgeli, kara bulutlar. Kaçış yok yani.

Bugünlerde üzüldük. Sevdiklerimizin içi yandı, bizim de yandı. Çok da bir şey söyleyemiyor insan.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Adada Bayram

Ada'nın ilk 19 Mayıs bayramını adada kutladık. Kalabalığa karıştık, adalı öğrencilerle karşılaştık, geçit törenine eşlik ettik. Gümbürtülü bandoya şaştık, sevindik, coştuk...

Sonra Ada babaanneye, ben yukarıya Rudi'yle konser provasına...

Uzun, sıcak ve yorucu bir gündü.

18 Mayıs 2008 Pazar

Mehmet Bir Yaşında

Bir yıl önce, bir yıl sonra. 27 Nisan 2007 tarihli bu resim, pilates'te çekilmiş. Ada ve Mehmet karnımızda. Aşağıdaki resim ise bugün çekildi. Ada 10 aylık nerdeyse, Mehmet'se artık tam bir yaşında! İkisi de kucağımızda. İyi ki doğdun Mehmet!! Ne güzel bir gün geçirdik sayende. Sağlıkla, mutlulukla yaşa.

Hande o zaman gördüğüm en kocaman ve en güzel hamilelerden biriydi. Ben de hep kocaman olmak istemiştim. Ama karnımdaki minik sadece salata yememi buyuruyordu. İçimdeki azimli kadın ise, sürekli sokakları arşınlamamı emrediyordu. Dolayısıyla gönüllü olarak sürekli salata, üstüne de durmaksızın yürüyüşe girişince, kapanışı 5 kilo ile yaptım. Biliyorum şaşılası bir durum ama şu an konumuz bu değil.

Konumuz çok güzel bir doğumgünü partisi, çok güzel bir pazar günü eğlencesi. Yedik, içtik, eğlendik. Hem bizler, hem minikler. Bu seferki buluşma ayrıca karılı-kocalı oldu. İyi de oldu. Bunca zaman tanışmadığımıza şaşmak gerek.

Yavru kuşlar büyüyor. Bebek kelimesi yerini 'küçük çocuk' lafına bırakacak yavaş yavaş. Ha bakalım...


17 Mayıs 2008 Cumartesi

Woodsview Preschool ve Bir Ziyaret

Sabah Ada'yı babaya, babayı da Büyükada'ya yolladıktan sonra Ada'yla; Portage Eğitim Semineri'nde tanıştığım sevgili Yegan'ın aracılığıyla, Woodsview Anaokulu'nun sahibi Sharon Hanım'ın davetlisi olarak, dönemsonu aileler günlerinde "Music Together" buluşmaları gerçekleştirmek üzere Tarabya'ya uzandım. (Uzun bir cümle). Hava sıcak, ben giyinmişim kat kat, sıcak geliyor, ter basıyor, herkes yazlık, Ingilizler iyice bir yazlık. 'Bahar geldi'de kalmışım, yazı getirmek aklıma gelmemiş. Küresel ısınma yazı erken getirmiş.

Çocuklar bah
çede, koşa oynaya enerji satıyorlar, aileler ev yapımı böreklerde, keklerde. Benim işim içerde. Salon kontrolleri, müzik seti kontrolleri, enstürman kontrolleri. Hangi şarkı hangi şarkıdan sonra gelsin, hangisinden sonra nasıl geçiş yapayım, son kontolleri yapıyorum. Pek titizim.

Pek manasız.

Veliler sınıfa girmeye başlayınca anlıyorum. İki sınıf, iki ders yapalım demişim, 10'ar kişiden. İlk derse gelen gelene, aman noluyor yanlışlık var diyorum; aman iyi devamı dışarda diyorlar...

İki kalabalık ders yaptık ormanlara komşu güzel okulda. Her milletten, her renkten insanlar, cıvıl cıvıl bir ortam. Kalabalık şaşırtmış beni, tüm planlar suda. O kadar kalabalık ki, teybi kullandığım bölümlerde şarkıların sesini duyamıyoruz, oysa ki konuşan yok, enstürmanlar konuşuyor, ama onlarca ensturman...
Rekor kırdık evet, ikinci derste 18 çocuktuk galiba, velilerle 30'un üzeri! İlki biraz daha az. Biraz kırptım, biraz uzattım. Bir tanıtım daha böyle geçti. Fotoğraflar elime geçtiğinde burda. İngilizce programı ingilizce ugulamak güzel oldu, bir de kırk yıllık karga 'crow'a durmadan 'crowl' demeseydim...

Dönüşte bekarlıktan istifade, hazır karşı kıyılarda salınırken, Selçuk Teyze'ye uğradım. Babaannemin küçük kardeşi. Şimdi artık çok büyük. Sevimsiz bir hastalıkla ama besberrak bir hafızayla yaşıyor. Çok gezemiyor eskisi gibi, onu ziyaret etmek daha mantıklı ama biz de beceremiyorduk ki... İyi oldu, çok iyi oldu.
Babaannemi özletiyor Selçuk Teyze bugün, hem de çok. Gözlerim doluyor dönüşte yolda. Neden "babinnem" Ada'yı yakalayamadı ucundan diye. Ada onu yakalayamadı aslında, babaannem çünkü onca yıl onca çabayla ekstradan yaşadı, torunlarının evlendiğini, bebek sahibi olduğunu görebilmek için.

Çok güzel sohbet ettik Selçuk Teyze'yle. O sohbetin tadını aylar geçmiş başkasında hissetmemişim, ne iyi geldi.
Başka insanlar bunlar. Dinlerken dibine kadar dinlerler, laf kaçırmadan, gözünüzden göz kaçırmadan; anlatırken cömerttirler, dinleyene hakkını verirler. Sen çok yaşa Selçuk Teyze'm, bomba gibi gördüm sizi, inşallah adaya gideceğiz birlikte bu yaz.

16 Mayıs 2008 Cuma

Mutluluk

Budur. Mutluluk, bir şeyin nerdeyse bir yıl önce hayalini kurup, aylar sonra gerçekleştirebilmektir.

Ben 7.5 aylık hamileyken bu eve taşındık. Yazdı ve balkonu çok çekiciydi, ilk görüşte aşk. Hem nerdeyse bir teras büyüklüğündeydi, hem de kocaman çiçeklikleri olan bir balkondu. Manzarası karşı apartmanın 12 dairesiydi ama olsun, köşeden kenardan parkı da görüyordu. Bana New York'u hatırlatmıştı bu manzarasıyla.


Taşınır taşınmaz Ankara'ya gittik, orda da erkenden Ada geldi zaten. Sonra bir harala gürele, tahmin edersiniz. Ada'nın 2.ayında buraya döndük. Sonbahar, kış, ilkbahar... Bahara bile çiçeksiz girdik. Ama bugün, evet bugün...bu balkon başka bir güz
el. Henüz çiçeklenmemiş sardunyalar ama üzerlerinde bir sürü yavru, patlamayı bekliyor. Balkonumda çiçek açtı ey dostlar!

Yalnızbaşına kahve-gazete keyfinin, Adakız'la beraber öğle yemeğinin tadı başka. Ama bir de güzel sohbet olursa arkadaşlarla, dostlarla, yine burda; tadına doyulur mu bu balkonun, bu taze çiçeklerin.

Mutluluğumuz büyük ama çiçeklerimiz cılız henüz. Bizim fotoya baktım da şimdi, sardunyalardan çok adaçiçeği başrolde. Çiçeklerin başrolü asıl gül bahçesindeydi bu sabah. Patladı orda güller, hem de ne patlamak, devamı da var gibi görünüyor goncalardan. Daha fazlası nasıl olabilir diye düşünüyor insan. Baharı gonca gonca yaşıyoruz kızımla.

15 Mayıs 2008 Perşembe

Annelere Kolay Tarif

Annemden bana, benden annelere. Dün yaptım pek güzel oldu.

2 bardak süt
3 yumurta
1 yufka

Sütle yumurtaları karıştırın, içine de ufak yufka parçalarını katın, hepsini karıştırın.

1 bağ yeşil soğan
1 paket mantar

Soğanla, mantarı yağda çevirin, suyunu çektikten sonra, diğer kaptaki karışıma ekleyip, biraz da tuzlayıp, karıştırın.

Karışımı pyrex'e döküp, 175 derece fırında 40 dk civarı pişirin, sona doğru üzerine kaşar peyniri rendesi ekleyin.

Afiyet olsun!