23 Nisan 2008 Çarşamba

Anneler, Bebekleri ve Park Hikayeleri

Dün anneler ve bebekleri Özgürlük Parkı'ndaydık. Nerdeyse nerdeyse her hafta görüşürken, seyahatler dolayısıyla uzun süre ayrı kalınca çok özlemişim herkesi. Bebekler büyümüş, serpilmiş. Artık birbirleriyle gerçek iletişime geçmeye başlamışlar. Heyecan verici.

Biz Ada'yla yine geç gidebildik. 1-3 uykusu meselesi! Uyandıramıyorum miniğimi. 5 uykusunu artık bir şekilde atlatabiliyoruz bazen, ama 1-3'de ısrarcı Ada. Kaç kişiydik peki? Sayalım: Bebeklere öncelik, Ada, Borga, Alya, Mehmet, Elif Rüya, Ceylin, İdil, Doğay, Uluç...atladığım yok galiba.

Park güzel bir park, ilk kez gittim. Bir kere sulu! Ve bol ağaçlıklı, ki bu eşittir gölgelik serin alan. Çok fotoğraf çekmek istedim ama şarj aletimizi evde bulamadığımız için olmadı.


Aslında benim favorim sahilyolundaki park. Hele bu mevsimde. Olağanüstü. Çiçekler, laleler, değişmeyen ziyaretçiler,
kuşlar, köpekler... Sabah 8-9 favori mekanımız. Parktaki herkes arkadaşımız.

Hep şükrediyorum, ne kadar şanslıyız diyorum, bu şehrin keşmekeşinde yanıbaşımızda bu nefesi soluyabildiğimiz için.

22 Nisan 2008 Salı

Dedem ve Emerson

Dedemi ben 2 yaşındayken kaybetmişiz. Bir gün, bir anda, pat diye gitmiş. Oysa ki beni çok severmiş, mektupları var iki yaşındaki Yapıncak'a yazdığı. Belki bir gün burda bir kısmını paylaşırım.

Dedem 35 yaşında Romanya'dan Türkiye'ye gelmiş. Avukatmış, çok okur, çok anlatırmış. Annem arada dedemin şu sözünü anlatır bize ara ara: "Okuyun, adam olun beholan! Bir şeyin en iyisi olun, isterse şarkıcı olun ama en iyisi olun" dermiş. O zaman şarkıcı olmak çok makbul olmasa da, en iyisi olma fikri onun önem verdiğiymiş, en iyisinin her zaman makbul olduğunu bilirmiş.

Dün bu şiiri okudum bir dergide, dedemi hatırladım. Orjinalini bulmak için şu sayfaya gittim, henüz bulamadım ama okuyorum, çok güzel şiirler var.

En İyisi Sen Ol

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol. Ama,
Dere kenarındaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.
Çalı olamazsan bir avuç ot ol.
Bir yola neşe ver.
Bir nilüfer olamazsan bir saz ol. Ama,
Gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya da mecburuz.
Burada hepimiz için birer iş var.
Cadde olamazsan, sokak ol.
Kazanmak ya da kaybetmek ölçü değildir
Her ne isen onun en iyisi sen ol...
Ralph Waldo Emerson

21 Nisan 2008 Pazartesi

Emeklemek ve SIDS

Ada 9.ayını doldurmak üzere ve hala emeklemiyor. Çok hoş bir durum değil ama panik olmaya da gerek yok. Her bebeğin gelişimi farklı, bir yönden hızlı giderken, bir yönden arkadan takibedebiliyorlar "aydaş"larını.

Biraz önce
üyesi olduğum bir gruptaki linklerden birinden ilginç bir bilgi edindim. Amerika başta olmak üzere, son yıllarda bebeklerde emekleme zamanı gecikmeye başlamış. Bunun sebebini de SIDS (Sudden Infant Death Syndrome, 'Ani Bebek Ölümü')'den korkan ailelerin, bu riski büyük oranda azalttığı kanıtlandığı için, bebeklerini sırtüstü yatırmalarına bağlamışlar. SIDSde azalma görülürken, emekleme zamanında da gecikme saptanmış. Bebek sırtüstü yatınca emeklemek için gerekli egzersizleri çok daha az yaptığı için böyle bir gecikme oluyormuş.

İnsan vücudu ilginç. Artık 20 yaş dişinin de çok daha az kişide çıktığını, 4 tanesinin tamamlanmasının yüzdesinin yine azaldığını biliyor muydunuz? Sebep de yeni yemek alışkanlıkları, vahşi etoburluğumuzun azalması ve sağlıklı beslenmeye yönelmemiz.

Baştaki paragrafa dönersek, Ada'da yemek ve uyku önden giden güzelliklerdi. Herkesin "Aman söyleme, sus sus, nazar değer" dediği türden. Ama fiziksel bakımdan biraz geriden gidiyoruz. Gerçi, kafa kaldırma (doğduğundan itibaren başını kaldırıyordu!), kolları üstünde kalkma, dönme zamanında gerçekleşti ama emekler pozisyonda popo kaldırma, basma, emekleme...gerideyiz. Bir de şişkoyuz tabii :)

Ve Ada sırtüstü yatıyor. Her zaman. Hmm.

Uyuyan Güzel


9 aylık bir bebekle 4 aylık bir bebek arasındaki 10 farkı bulun!

Bebek bebektir demeyin. Bu minikler çoook çabuk büyüyorlar -bkz.foto. Dün bir türlü karşılaşıp tanışamadığımız şeker Duru bebekle tanıştık. Güzel bakışlı, bitirim dudaklı, iyi huylu bir minik bebek. Bizimki ise, artık ses denemeleri yapan, her bulduğu şeyi lüp ağzına atan, yemek olsun ne olursa olsun diyerek, eline geçen her yemeliği midesine indiren bir küçük canavar.

Dün plan Göztepe'de başlayıp Feneryolu'nda bitecek olan 23 Nisan yürüyüş ve etkinliklerine katılmaktı. Duru bebekle, anne-babası da bu plana bayıldı. Ama ah, Ada'nın uyku saatinin dışına çıkmak mümkün mü? Kızım dışardan gelen bangır bangır müzik gürültüsüne, şen çocuk çığlıklarının inadına 1-3 uykusunun bir dakikasını bile feda etmeden uyudu. Eğlence kaçtı.

Biz de ancak yerleri süpüren renkli konfetilerin, yorgun ama heyecanlı çocukların taşıdığı renkli balonların ve yürüyüşten dönen tatlı kalabalığın arasında yürüyüşümüzü yaptık. Sonra da bir güzel pazar ziyafeti çektik. Bizi yerken görüp haksızlığa dayanamayan Ada'nın eline ilk kez bir ekmek parçası verdim veeee tabii ki küçük canavar bu fikre pek bayıldı.

Afiyet olsun minik bebeğim. Ama bundan sonra çok uyuyup hayatı kaçırma, tamam mı? Hem bahar da geldi, annenin içi fıkır fıkır.

17 Nisan 2008 Perşembe

Müzikal Buluşmalara Davet

Bugün de, Adakız'la bol bol müzik yaptık. Şarkılar söyledik, danslar ettik. Marakası şıkırdattık, komik taklitler ve parmak oyunları yapıp kıkırdaştık.

Bir türlü şu konuyu anlatmaya girişemiyorum çünkü konu çook geniş. En kısaca anlatmaya çalışırsam, bir hayal kurdum, heyecanlandım. Eski mesleğimle -piyanistlik- yeni mesleğimi -annelik- birleştirme hayaliydi. Büyük bir ameliyat atlatmış, evlenmiş, harika bir bebek sahibi olmuştum; artık üniversite stresinde çalışmak istemiyordum.

Bir kaç hafta çok çok ince bol araştırmalar yaptım, geceler üstüste uyuyamadım, daha da heyecanlandım. Sonra bir baktım, bir dakika yanından ayrılamadığım kızımı bırakmış uçmaktayım, kıta kıta uzaklara.

İnandığım ve hayran kaldığım bir programın kayıtlı hocasıyım artık (Müjdeler olsun!). 0-5 yaş arası bebeklerin, çocukların ve onları en çok sevenlerin müzik rehberiyim (Ve çok mutluyum!).

Amerika'da şaşırtıcı derecede yaygınlaşmış bir program. İnsan neredeyse tüm çocukların bu derslere katıldığını düşünüyor. Öyle ki takibettiğim iki blogda, Pratik Anne'nin şu ve şu postu ile Mine'nin şu postunda, onların da minikleriyle programa katıldıklarını ve son derece mutlu olduklarını gördüm.

Aslında farkına varılması gereken şu: Her çocuk müzikaldir (çünkü doğamızda var). Yapılması gereken, bunu ortaya çıkartacak müzikal ortamı sağlamak. Çocuklar ebeveynlerini veya yakınlarını model alarak içlerindeki müziği ortaya çıkarabilirler ancak. Yürümeye, konuşmaya başlarken yaptıkları gibi. Doğalarındaki müziği çıkarmak için de yine ailelerinin modelliğine ihtiyaçları var.

Şu dünyada sürekli CD dinleyip, konserlere gidip, kusursuz ve profesyonel yorumculara kulağı alışmış, dolayısıyla müziği pasif şekilde tüketmeye razı olmuş aileler ise, işte bu tip müzikal buluşmalarla, mümkün olan en eğlenceli ve zorlamasız bir şekilde, olması gerektiği gibi müzikle buluşuyorlar, çocuklarını buluşturuyorlar.

Benim çok hoşuma gitti. Okurken incelerken de beğenmiştim. Ama orda izlediğim ilk derste resmen gözlerim yaşardı. Tamam dedim, budur. (Bir de uzun uzun kendi müzik geçmişimle kıyasladım, o da başka bir konu uzuuuun, başka bir sefere artık).

İşte bir kaç gündür biz de, Ada'yla Music Together şarkılarını söylüyoruz, ritmler tutuyor, danslar ediyoruz. Nasıl hoşuna gittiğini anlatamam.

Bu haftasonu bir kaç arkadaşım, eşleri ve bebekleri, çocuklarıyla ilk buluşmamızı yapıyoruz. Çok heyecanlanıyorum. İlk gerçek dersten önce amacım böyle müzikal buluşmalar düzenlemek (ücretsiz), onun için bu yazıları okuyan ve henüz tanışmadığımız aileler varsa, lütfen gelin bize katılın.

Bu konu daha bitmedi, kolay da bitmez herhalde içimdeki bu heyecanla. Ama şimdilik bu kadar. A, bir de bir seminer teklifi geldi. Günü, saati netleşsin, burdan anons edeceğim.

16 Nisan 2008 Çarşamba

Lale


Adakızım'la İstanbul'un tadını çıkarmaya başladık yeniden. Bu şehirle ilişkim tuhaf, aşk ve nefret ilişkisi. Ama ilk defa Ankara'dan burayı özleyerek dönüyorum. Şehirleri güzelleştiren insanlar, o insanların yaşadığı, yaşattığı mekanlar, anılar... Bir de bahar. İşte bu mevsimde İstanbul bir başka güzel galiba.


Sabahları erkenden Ada'yla sahile değil, hemen yanıbaşımızdaki parka gidiyoruz artık. Henüz tenhayken, çiçeklerle, kuşlarla, köpeklerle, ağaçlarla ve güzel insanlarla selamlaşıyoruz, konuşuyoruz. Sonra da oksijen bolluğundan -ne kadar bol olabilirse, sarhoşlaşmış bir şekilde eve dönüp harika bir uykuya dalıyoruz... desem de... Ada harika bir uyku çekiyor, ben de işlerimin başına kuruluyorum: O uyanana kadar okumak, yazmak, çizmek, projeleri şekillendirmek... Sonra bir bakıyorum, iki saat geçivermiş, kızım uyanmış, odasında şakımaya başlamış, meyva vakti gelmiş.

Şimdi meyva vakti.

14 Nisan 2008 Pazartesi

Kayıp


Sevgili Rana Teyze'yi kaybettik. Çok üzgünüm...

Sonunda

İki haftalık ayrılık sona erdi. Anlatacak o kadaaaar çok şey birikti ki, kendi kendime tekrar etmem gerekiyor: Ankara seyahati, anneanne-dede buluşması -kavuşması, kuzen Batu ve büyükdayıların gelişi, Amerika sayahati, büyük planlar, İstanbul'a dönüş ve Portage sertifika programı.

Yakında burda!

1 Nisan 2008 Salı

Blog Talk

Diğer blogumu saymazsak bu işte yeniyim. İlk önce farklı şehirde yaşayan ailem ve arkadaşlarım için böyle bir şey düşünmüştüm. Ada'nın gelişimini izlesinler diye. Sonra baktım, ihtiyacım da varmış yazmaya, evde yalnız başına bebeğini büyüten bir anne olarak, paylaşmaya. (Tabii yalnızlık sadece gündüzleri, babamız akşam yardıma geliyor ama Adakız da çoğu zaman uyumuş oluyor).

İşte böyle yazmaya başladım. Yazdıkça okudum da. Öyle güzel bloglar buldum ki; şeker mi şeker bebeklerle tanıştım, harika annelerin hikayelerini dinledim. En çok takibettiğim bir kısım adresin de linklerini yanda verdim. Siz de okuyun.

Çünkü biliyorum bu anneler -ve de az da olsa blog yazarı babalar, paylaştıkça sevinçlerini büyütüyor, üzüntülerini azaltıyorlar. Yazıların altındaki yorumları okursanız anlarsınız. Ayrıca her bir blog bir deneyim hikayesi, sizden önde giden annelerin hikayesi, bebeğiniz için bir ön hazırlık oluyor mesela. Ya da benzer içseslerine sahip olduğunuzu fark ediyor, seviniyorsunuz.


Böyle günlükler tuttukça -yazılı ya da elektronik- geçen zamanın da sanki çok daha farkında oluyorsunuz. Bu sefer bu farkındalığı pozitif anlamda söylüyorum. Farkında yaşamak manasında.

Bir süre uzak olabilirim bu sayfadan (henüz bilgisayarımı götürüp götürmemeye karar vermedim). Götürsem de belki yazmaya vaktim olmayabilir. Ne de olsa çok yoğun bir bir hafta geçecek.
Ben yokken siz de diğer blogları keşfedin, güzel bebeklerle tanışın, anne babalarla özdeşleşin. Hadi bakalım şimdilik hoşçakalın.

Rutin

Gidiyorum, az kaldı. Notlar hazırlandı. Şarkılar, masallar öğretildi. Ses tonu çalışması yapıldı!

Evet abartıyorum.

Aslında en önemli şey bebeğimin değişmesini istemediğim günlük rutini. Bir kağıda yazdım ve buzdolabına iliştireceğim.

Hazır hazırlamışken buraya da eklemek istedim. 8 aylık bebeğimin günlük rutini:

07 Uyanış-Kahvaltı-Aktivite
09-11 Uyku
11.00 Ara Öğün
12.15 Öğle Yemeği
13-15 Uyku
15.00 Ara Öğün
15-17 Aktivite
17-18 30-45 dk arası uyku
18.15 Akşam Yemeği
19.00 Banyo ve uyku

Kahvaltı: 4 ölçek süt, bir kibrit kutusu tuzsuz b.peynir, bir t.k. pekmez, 2 t.k. tahıl karışımı, bir katı yumurta sarısı. Ez, karıştır.

Ara Öğün: Bir meyve püresi (veya yarım muz)

Öğle Y.: Sebze püresi, tavuk veya et ve zeytinyağıyla beraber

Ara Öğün: Mayalanmış yoğurt, içine bir meyve rendesi ve bir t.k. tahıl karışımı

Akşam Y.: Evdeki herhangi bir çorba (yoğurt, un, şehriye, mercimek..), tuzsuz, yağı ve kıvamı bebeğe göre olacak