Tracy Hogg'un sistemini konuştuk bugün. Aslında Hogg doğanın doğal ritmini alıp, analiz edip, gerisin geri size öğretiyor bence. Bebeğin dilini, isteklerini anlamanızı, ona göre ihtiyaçlarını gidermenizi öneriyor, bunun için de bir rutin sunuyor. Kolay anlattığıma bakmayın, yol zorlu bir yol.Dilek kitabı okumadan doğanın ritmini yakalamış gibi görünüyor. Bir kaç değişiklik dışında Sami'nin rutini Tracy'nin önerdiğine çok benziyor çıktı. Evrim'se Berk'e yatır/kaldır (deli edici pick up/put down metodu) sistemiyle kendi kendine uyumayı öğreterek, işe başlamadan önce içini biraz rahatlamak istiyor. İlk amacı gece kalkışlarını minimuma indirmek. Merak ediyorum, sonuç ne olacak. İyi olursa, Tracy reklamına devam!
20 Mart 2008 Perşembe
Tenha Tracy
19 Mart 2008 Çarşamba
Tracy Hogg Buluşması

Ve dayanışma: Biz de yarın, oğlunun uyku problemine acil yardım isteyen Evrim ve birkaç anne arkadaşım daha bizde toplanıp, bu sistemi konuşacağız. Onlara Tracy'nin "huzurlu bebek yetiştirme" sistemini ve konuyla ilgili deneyimlerimi anlatacağım. Bakarsınız burda da bir ara bir kaç satır laf ederim çünkü bence değer. Sistemi deneyen diğer arkadaşların da fikirlerini merak ediyorum aslında, belki yorumlara yazarsınız.
18 Mart 2008 Salı
Kelebek
17 Mart 2008 Pazartesi
Şu "Mozart Effect" Dedikleri

Aslında bütün çocuklar benzer tepkiler veriyorlar müziğe. Önemli olan belki de onlara müzikal bir ortam sağlanması. Bir müzik çalarken, dans etmesini öğretmenize gerek kalmadan bir bakıyorsunuz, kendi zaten el kol hareketleriyle müziğin ritmini tutuyor, bir o tarafa bir bu tarafa sallanıyor yüzünde kocaman gülücüklerle. Veya annenin ninnisiyle sakinleşiyor, heyecanı duruluyor. Biraz büyüyünce şarkı sözleriyle, yeni kelimeleri haznesine ekliyor, hafızasını kuvvetlendiriyor. Dahası da var ve uzun, neyse.
Konu popüler. "(Klasik) müzik dinleyen çocuk zeki olur" diyorlar (Pek iddialı!). Mesela düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını söylüyorlar. Müzisyenlerin beyni büyük olurmuş bu yüzden! Doğumdan sonraki ilk aylardan 3-4 yaşlarına kadar zeka ve beyin gelişimini beslenmeden sonra olumlu etkileyen en önemli faktör de müzikmiş. Sonra kalp atışları düzene girermiş, nefes alıp vermeleri kolaylaşırmış -ki bunu bizzat Ada'da yaşıyorum. Ayrıca anne karnından itibaren müzik dinletilen bebeklerin psikolojik gelişimleri de olumlu yönde olurmuş, hırçın davranışlar yerine uyumlu davranışlar sergilermiş bebekler. Ada'nın huzurlu yapısını buna mı borçluyuz acaba?

Bunlar hep bilimsel araştırmalar ve tüm bilgiler bir google uzakta.
Küçükler kadar yetişkinler için de müzik çok önemli. Araştırmalar ilginç. Bir-iki örnek dersek: Prematüre bebeklere Brahms dinletildiği, böylelikle iştahlarının açılıp güzel bir gelişim sergiledikleri; Amerikan kolej giriş sınavı SAT'a çalışan öğrencilerden bir süredir düzenli enstrüman dersi alanların çok daha yüksek puan aldıkları. Shell, IBM ve Dupont gibi şirketlerin belli tempo aralığındaki seçilmiş Barok dönem eserlerini dinleterek, eğitimlerinde çalışanların öğrenme zamanlarını kısaltıp, öğrendiklerinin de uzun süre hafızalarda tutulmasını sağladıkları... ilk aklıma gelenler. Sonra tabii geniş bir müzik terapisi alanı da var (Edirne Külliye'deki müzik terapisi salonu aklıma geldi).
Nasıl ki tüm müzik cinslerinde klasik müzik ön saflarda; klasikte de bestecilerden Mozart en önde. Mozart dinlemenin bebek ve çocuklara faydası şöyle açıklanıyor: Öğrenme zamanını kısaltır/ Hiperaktif çocukları ve kişileri sakinleştirir/ Yaratıcılığı artırır, ufku genişletir/ Vücudun daha hızlı iyileşmesini sağlar/ Daha verimli bir öğrenme süreci için beynin her iki yarısının da entegrasyonunu sağlar/ IQ sonuçlarını 9 puan artırır. Kitap şu: "Mozart Effect" yazarı: Don Campbell ve türkçesi "Mozart Etkisi", yine aynı yazarın ve başlığın çocuklar için olanı.
Her popüler bilimsel keşif gibi bunun da üzerine gidilmiş. Reddedenleri de var, hatta onlar da bilimsel olarak kanıtlarını sunmuşlar. Tabii ki, anne-baba olarak hele hele kısa dönemde mozart'ın ya da genellersek klasik müziğin, bebeklerimize yansıttığı iyi etkilerini saptamamız zor. Ama bir piyanist ve uzun yılların eğitmeni olarak basitçe diyebilirim ki, bu konuyu ben de destekliyorum.
Savunmamı en basit bir-iki cümleyle yapmamı isterseniz diyebilirim ki, Mozart'ın müziği; kısa, basit ve neşeli temaları ile, kullandığı formlar da tematik tekrarlarıyla kolay algılanabilir, kolay takibedilebilir bir müzik. Bebekler için de bu neşeli ve oyuncul melodiler, basit ritmler oldukça cezbedici. Örnek: Ada. Diğer müzikleri keyifle dinliyor tamam, ama Mozart çaldığımda kelimenin tam manası ile eğleniyor! Bir de en büyük sürpriz: Dün ben 20 numaralı re minör konçertoyu çalarken, bir motife geldiğimde (aslında gerçekten o motifin ilgisini çektiğini anlamıştım) direk tepkisini gösterdi. Gözlerinin parlaması, bir anlık heyecan ve bebekçe bir "heeey yaşşassın" gibiydi. Bugün yine aynı motifte aynı tepki. Şu Mozart'ın üstüne biraz gideyim istiyorum.
16 Mart 2008 Pazar
Büyük Sarı Güneş, Küçük Kara Balık
15 Mart 2008 Cumartesi
Günlerden Cumartesi
Akşamsa misafirlerimiz vardı. Bir kara gözlü daha geldi bize bugün. Bir minik abla! Merter ve Pelin'in tatlı kızları Derin. Merter çok eski dostumuz, eşi Pelin ve tatlı kızlarıyla bugün tanıştık. Yine geç bir buluşma. Yine çok güzel bir gün. Ada'nın geleceğini Derin'de gördük. Sınır tanımaz bir merak, büyük iletişim becerisi, harika ilgi çekme yöntemleri, ve kardeşine kelime anlamı ile "kucak dolusu" sevgi gösterme cömertliği. Ada'yı kucaklaması ve öpmesi kaydedilmesi gereken bir sahneydi, yakalayamamışım.
İkisi de uykusunu tam alamamışken tanıştılar. Oyun tabii en heyecanlı ortak noktalarıydı. Oynadılar, iyice haşat oldular!
Ada heyecana gelemiyor, çok coşuyor, çabuk yoruluyor. Hemen uykusu geliyor. Mışıl mışıl uyuyor canım kızım...
14 Mart 2008 Cuma
Kocaman Bebekler
13 Mart 2008 Perşembe
Banyo Günlüğü
Ada'yı doğduğundan beri aylarca, babası işten dönmeden kendi kendime yıkayıp, akşam uykusuna hazırladım. Dünyanın en büyük zevkiydi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü son zamanlarda bir anda çok büyümesi, kilo alması ve çokça hareketlenmesi işleri zorlaştırmaya başlamıştı.
Ben de, sürekli yeni yıkama stilleri deneyerek işe çare bulmaya çalıştım ama olmadı. En sonunda bir kaç hafta önce pes ettim ve babanın işten dönmesini beklemeye başladım. Beraber yıkar olduk yani, ama eski düzen, huzur kalır mı? (Gerçi baba, haklı olarak, halinden çok memnun tabii!)
Neyse bugün ben de yine kızımı kendi kendime yıkayarak -egoistçe- yine o zevki yaşamak istedim- itiraf. Zaten Fethi'yi beklersek kuzum geçe kaldığı için huysuzlanmaya da başlıyor. Yani mazeretim de sıkı! Uzun uzun anlatmayacağım. Kızımı tek başıma kolayca yıkamak, durulamak ve kurulamak için çözüm bulmaya çalışırken, aşağıdaki sahneyi yaşarken bulduk kendimizi.
Birlikte çok eğleniyoruz bu minikle. Gerçekten.