20 Mart 2008 Perşembe

Tenha Tracy

Üç geveze insan ve yavruları toplandık. İki Hande gelemedi. Evrim, Dilek, ben ve üç minik: Bir mahmur, bir güleryüz, bir de mokurdanık. Bilin bakalım mokurdanık kimdi?


Adakız bu aralar biraz sıkıntılı. Belki diş, belki uykudaki dönmelerden dolayı tam uykusunu alamama durumu. Aslında bugün sebebini biliyorum, biz üç dilli düdük anne kaptırmış giderken, uykusundan uyanan kızımın sesini duymamışız. Odasına girdiğimde elleri üzerinde kalkmış, kafasını kaldırmış, yardım haykırarak ağlıyordu. Kim bilir ne kadar zamandır? (O pozisyondan sırtüstü pozisyona dönmesini henüz bilmiyor zavallım). Ne kadar üzüldüğümü tahmin edebilir misiniz? E tabii sonrasında hep tatsız tuzsuzdu minik.

Tracy Hogg'un sistemini konuştuk bugün. Aslında Hogg doğanın doğal ritmini alıp, analiz edip, gerisin geri size öğretiyor bence. Bebeğin dilini, isteklerini anlamanızı, ona göre ihtiyaçlarını gidermenizi öneriyor, bunun için de bir rutin sunuyor. Kolay anlattığıma bakmayın, yol zorlu bir yol.

Dilek kitabı okumadan doğanın ritmini yakalamış gibi görünüyor. Bir kaç değişiklik dışında Sami'nin rutini Tracy'nin önerdiğine çok benziyor çıktı. Evrim'se Berk'e yatır/kaldır (deli edici pick up/put down metodu) sistemiyle kendi kendine uyumayı öğreterek, işe başlamadan önce içini biraz rahatlamak istiyor. İlk amacı gece kalkışlarını minimuma indirmek. Merak ediyorum, sonuç ne olacak. İyi olursa, Tracy reklamına devam!

19 Mart 2008 Çarşamba

Bir Gün Emekleyecek...


Ha gayret küçük kızım...

Tracy Hogg Buluşması


Tracy Hogg'un (nam-ı diğer "The Babywhisperer") ilk kitabı hamileliğimde elime geçmişti. Doğumun ilk haftalarında ve tabii sonrasında, gerçekten çok faydasını gördüm. Ada 3.5 aylıkken de bir sonraki, daha kapsamlı kitabı elime geçti (Hande'cim sonsuz teşekkürler!). Yazdığı şeylerin çoğu kafama yattığı için bahsettiği sistemi uygulamaya karar verdim. Zordu. Ama sonuç da bir o kadar mükemmel!

Değişik bir konu bu. Yani bebek yetiştirme konusunda, her anne-babanın görüşü ve doğrusu farklı olabilir. Çok normal. Zaten piyasada değişik sistemleri savunan, farklı yaklaşımlarla ilgili tonla kitap var. Seç seç beğen. Ama en azından düşünün, deliksiz 12 saat uyuyan bir bebeğe kim hayır diyebilir? Tracy'nin büyüsü orda işte. (Mürit gibi mi konuşuyorum?!)

Ve dayanışma: Biz de yarın, oğlunun uyku problemine acil yardım isteyen Evrim ve birkaç anne arkadaşım daha bizde toplanıp, bu sistemi konuşacağız. Onlara Tracy'nin "huzurlu bebek yetiştirme" sistemini ve konuyla ilgili deneyimlerimi anlatacağım. Bakarsınız burda da bir ara bir kaç satır laf ederim çünkü bence değer. Sistemi deneyen diğer arkadaşların da fikirlerini merak ediyorum aslında, belki yorumlara yazarsınız.

(Aslında merak ediyorum, bu blog okunuyor mu acaba?)

18 Mart 2008 Salı

Kelebek

Dünden beri Ada'yla heyecanla bugünü bekliyorduk. Ada'nın arkadaşı Kerem gelecekti. Çok oynayacak, çok eğleneceklerdi. Aman ne güzel olacaktı.

Kerem gelmedi. Annesi tek gelince nerdeyse evsahibi tarafından kapı dışarı ediliyordu, ama hadi neyse...


İlk anın hayalkırıklığını atlattıktan sonra, Handoş'cuğumla o kadar güzel vakit geçirdik ki... Adakız yine 'saatlerinde' uyurken, biz de rahat rahat sohbet etme fırsatı bulduk. Biriken o kadar çok şey varmış ki konuşmak için. Bebekli annelerin bebeksiz sohbetler edebildiğini unutmuşum. İyi geldi, bunun da tadı başkaymış. Ama tabii...alttaki kuşa da ihanet edemem. Uyandığı andan itibaren, yine o ve sadece oydu -e Kerem gelmediğine göre!

Hande Teyze'siyle o kadar eğlendiler ki; şarkılar, danslar, kahkahalar. Kocaman da bir kelebeği oldu miniğimin, tüm gün nasıl onu arı zannedip, vızzz vızzz oyunu oynadım, ben de ona şaşıyorum!

17 Mart 2008 Pazartesi

Şu "Mozart Effect" Dedikleri

Ada anne karnında çok müzik dinledi, bizzat annesinin parmaklarından. Ama kızımın doğumundan sonraki ilk ayların harala gürelesinde, çok fazla piyano çalışamadım. Yine de müzik dinlemeye devam etti. Evde ne dinlersek aslında. Çoğu zaman klasik müzik. Şimdiye kadarki tek dertli ayımız olan 2.ayında, farkettim ki dinlediğim Andreas Scholl CDsi ile sakinleşiyor ve hatta mışıl mışıl uyumaya başlıyor. Piyano müzikleri azaldı, uyku müziğimiz Scholl oldu birden. 3.ayda Tracy Hogg maceramızla beraber sonunda sabah uykuları başladığında, her uyku saati öncesi bu CDyi dinler oldu. Demektir ki en az 4 kere baştan sona. Biraz korkutucu! Kontrtenor repertuarına her cuma Rudi ile yaptığımız şan-piyano buluşmaları ile de iyice ısındı bizim minik. Ama artık müziksiz uyuyor.

Bir kaç aydır yine aktif piyano çalışmaya başladım evde. Ada mecbur baş dinleyicim. Çocuğumun ilerde piyano çalması konusunda hiç iddialı olmamama, hatta neredeyse biraz da 'ya olursa' diye korkmama (!) rağmen, Ada'nın davranışları pek şaşırtıyor beni. Dinlerken beni, son derece huzurlu, uzun dakikalar koltuğunda oturabiliyor; bir kaç dakika içinde ise, kendi dilinde şarkı söyleyerek bana eşlik etmeye başlıyor. Dakikalar sonra, bir an geliyor, kıpırdanmaya başlıyor. Anlıyorum ki, piyano başına gelmek istiyor. İşte böyle her çalışmanın sonunda, minik yerinde hoplamaya, yalvaran gözlerle bana bakmaya başladığında, onu kucağıma alıyorum. O da piyano çalıyor!


Aslında bütün çocuklar benzer tepkiler veriyorlar müziğe. Önemli olan belki de onlara müzikal bir ortam sağlanması. Bir müzik çalarken, dans etmesini öğretmenize gerek kalmadan bir bakıyorsunuz, kendi zaten el kol hareketleriyle müziğin ritmini tutuyor, bir o tarafa bir bu tarafa sallanıyor yüzünde kocaman gülücüklerle. Veya annenin ninnisiyle sakinleşiyor, heyecanı duruluyor. Biraz büyüyünce şarkı sözleriyle, yeni kelimeleri haznesine ekliyor, hafızasını kuvvetlendiriyor. Dahası da var ve uzun, neyse.

Konu popüler. "(Klasik) müzik dinleyen çocuk zeki olur" diyorlar (Pek iddialı!). Mesela düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını söylüyorlar. Müzisyenlerin beyni büyük olurmuş bu yüzden! Doğumdan sonraki ilk aylardan 3-4 yaşlarına kadar zeka ve beyin gelişimini beslenmeden sonra olumlu etkileyen en önemli faktör de müzikmiş. Sonra kalp atışları düzene girermiş, nefes alıp vermeleri kolaylaşırmış -ki bunu bizzat Ada'da yaşıyorum. Ayrıca anne karnından itibaren müzik dinletilen bebeklerin psikolojik gelişimleri de olumlu yönde olurmuş, hırçın davranışlar yerine uyumlu davranışlar sergilermiş bebekler. Ada'nın huzurlu yapısını buna mı borçluyuz acaba?


Bunlar hep bilimsel araştırmalar ve tüm bilgiler bir google uzakta.

Küçükler kadar yetişkinler için de müzik çok önemli. Araştırmalar ilginç. Bir-iki örnek dersek: Prematüre bebeklere Brahms dinletildiği, böylelikle iştahlarının açılıp güzel bir gelişim sergiledikleri; Amerikan kolej giriş sınavı SAT'a çalışan öğrencilerden bir süredir düzenli enstrüman dersi alanların çok daha yüksek puan aldıkları. Shell, IBM ve Dupont gibi şirketlerin belli tempo aralığındaki seçilmiş Barok dönem eserlerini dinleterek, eğitimlerinde çalışanların öğrenme zamanlarını kısaltıp, öğrendiklerinin de uzun süre hafızalarda tutulmasını sağladıkları... ilk aklıma gelenler. Sonra tabii geniş bir müzik terapisi alanı da var (Edirne Külliye'deki müzik terapisi salonu aklıma geldi).

Nasıl ki tüm müzik cinslerinde klasik müzik ön saflarda; klasikte de bestecilerden Mozart en önde. Mozart dinlemenin bebek ve çocuklara faydası şöyle açıklanıyor: Öğrenme zamanını kısaltır/ Hiperaktif çocukları ve kişileri sakinleştirir/ Yaratıcılığı artırır, ufku genişletir/ Vücudun daha hızlı iyileşmesini sağlar/ Daha verimli bir öğrenme süreci için beynin her iki yarısının da entegrasyonunu sağlar/ IQ sonuçlarını 9 puan artırır. Kitap şu: "Mozart Effect" yazarı: Don Campbell ve türkçesi "Mozart Etkisi", yine aynı yazarın ve başlığın çocuklar için olanı.

Her popüler bilimsel keşif gibi bunun da üzerine gidilmiş. Reddedenleri de var, hatta onlar da bilimsel olarak kanıtlarını sunmuşlar. Tabii ki, anne-baba olarak hele hele kısa dönemde mozart'ın ya da genellersek klasik müziğin, bebeklerimize yansıttığı iyi etkilerini saptamamız zor. Ama bir piyanist ve uzun yılların eğitmeni olarak basitçe diyebilirim ki, bu konuyu ben de destekliyorum.

Savunmamı en basit bir-iki cümleyle yapmamı isterseniz diyebilirim ki, Mozart'ın müziği; kısa, basit ve neşeli temaları ile, kullandığı formlar da tematik tekrarlarıyla kolay algılanabilir, kolay takibedilebilir bir müzik. Bebekler için de bu neşeli ve oyuncul melodiler, basit ritmler oldukça cezbedici. Örnek: Ada. Diğer müzikleri keyifle dinliyor tamam, ama Mozart çaldığımda kelimenin tam manası ile eğleniyor! Bir de en büyük sürpriz: Dün ben 20 numaralı re minör konçertoyu çalarken, bir motife geldiğimde (aslında gerçekten o motifin ilgisini çektiğini anlamıştım) direk tepkisini gösterdi. Gözlerinin parlaması, bir anlık heyecan ve bebekçe bir "heeey yaşşassın" gibiydi. Bugün yine aynı motifte aynı tepki. Şu Mozart'ın üstüne biraz gideyim istiyorum.

16 Mart 2008 Pazar

Büyük Sarı Güneş, Küçük Kara Balık

Bugün pazar ama babamız yok. Ada'yla yalnızız, belli bir programımız yok. Dünden sonra ikimiz de hala hafif mahmur yavaştan alıyoruz hayatı. Yine de akşamüstü bir sokak yaparız diye düşünüyorum. Belki muhit komşusu anneleri de ararım, bebekleri alır bu harika bahar habercisi havada dolaşırız biraz mesela. Sonra, hmm bugünün pazar olduğu aklıma geliyor ve bir sürü ailenin ev günü, aile günü olabilir diyorum. Kimseyi aramamaya karar veriyorum.

Derken bir telefon, kayıtlı bir numara ama yabancı da bir bakıma, hiç o numaradan arandığımı hatırlamıyorum sanki. Büyük sürpriz. Ali Dayı ve İstanbul'a geldiğimden beri sanırım sadece bir kere, o da rastlantı sonucu görüşebildiğim kuzen Ayşe!!! Bize geliyorlar, harika!


Yazık Fethi kaçırdı. Çok güzel vakit geçirdik. Bol sohbet. Bebek-tabii ki, meslek ve Büyükada konuları... İşin en güzel yanı bizim balkonun açılışını yaptık. Minik Ada da dışarlarda sefil olmadan baharın kokusunu almış oldu. İstanbul'la Ankara'yı kıyasladığımda, bu iklim konusunda işte İstanbul basıyor. Biz burda ince bluzlarla dışarda otururken, annemlerin İncek'te 10 cmlik karlara bakarak kahvelerini yudumladıklarını hayal edemiyorum.


Ada sosyal bebek, insanları sever, henüz yabancılardan kaçma huyu da geliştirmedi. Ama bugün biraz tuhaftı. Yine gülücükler attı, kucaklarında oynadı kuzenlerin, ama bir sıkıntısı vardı, hafif mokur mokur durumları. Zannediyorum bu doğduğundan beri ikinci defa başımıza gelen pişik meselesinden dolayı, ya da tabii uyku durumu. Çok enerji sarfedip, çabucak yoruluyor bu aralar, birileriyle karşılaşınca heyecanlanıyor galiba. Sonra da uyku vakti gelmeden, yatağa yatağa gidiyor vücudu, ruhu.

Ayşe harika bir kitap getirmiş Ada'ya: Küçük Kara Balık. Bu Ada'nın ilk kağıt (!) kitabı, diğerleri kumaş ve plastiktendi! Bir ara yanına oturdum, ona okuyayım dedim Küçük Kara Balık'ın hikayesini. Olmadı...elimdeki kitaba saldırıp yemeğe kalktı! Küçük Kara Balık kaderinden kurtulamadı.

15 Mart 2008 Cumartesi

Günlerden Cumartesi

Cumartesi pazarlar "baba-kız" günü. Öyle karar verdik. Haftaiçi kızına doyamayan baba, haftasonları resti çekiyor ve kızı anneden kapıyor, soluğu dışarda alıyor. Hüzünlü bir durum. Gerçi faydalanmaya çalışayım diyorum. Az değil, haftaiçi yapamadığım şeyleri yapmak için iki koca gün. Alışveriş, keyif, arkadaş kaçamağı, sinema, miskinlik... ve daha bir sürü şey yapabilirim mesela. Ya da piyano çalışıp tüm gün, resim yapabilirim...

Olmuyor.

Aslında bir kaç haftadır -bir kaç haftadan çokçadır, cumartesileri bir resim üzerinde çalışıyordum. Yani tüm gün resim. Hem de ciddi iş, modelli portre çalışması. Biraz dayanabiliyordum bir şekilde miniğimin yokluğuna. Ama geçen hafta resim bitti, görev tamamlandı. Bugünse yine baba kızı aldı ve kaçtı, banaysa arkalarından onları şaşkın şaşkın geçirmek kaldı. Sonra evde yalnızlık, sonra evde sessizlik, heyecansızlık, "işsizlik". Ben çok özlüyorum bu miniği. Ayrı kalmayı beceremiyorum.

Özlüyorum.

Baba kız sahile inmişler bugün, fırtınada dalgaların kabarıp, patlamasını seyretmişler. Babaya fotoğraf çektirmek zordur, sevmez. Kızımın o heyecanını göremedim. Ama gözümde canlandırdım...

Miniğim kırmızı bir burunla, al al tombik yanaklarla, babasının şapkasına iliştirdiği kırmızı bir çiçekle döndü. Yorgun ve uykulu.

Akşamsa misafirlerimiz vardı. Bir kara gözlü daha geldi bize bugün. Bir minik abla! Merter ve Pelin'in tatlı kızları Derin. Merter çok eski dostumuz, eşi Pelin ve tatlı kızlarıyla bugün tanıştık. Yine geç bir buluşma. Yine çok güzel bir gün. Ada'nın geleceğini Derin'de gördük. Sınır tanımaz bir merak, büyük iletişim becerisi, harika ilgi çekme yöntemleri, ve kardeşine kelime anlamı ile "kucak dolusu" sevgi gösterme cömertliği. Ada'yı kucaklaması ve öpmesi kaydedilmesi gereken bir sahneydi, yakalayamamışım.

İkisi de uykusunu tam alamamışken tanıştılar. Oyun tabii en heyecanlı ortak noktalarıydı. Oynadılar, iyice haşat oldular!

Ada heyecana gelemiyor, çok coşuyor, çabuk yoruluyor. Hemen uykusu geliyor. Mışıl mışıl uyuyor canım kızım...

14 Mart 2008 Cuma

Kocaman Bebekler


Bugün Mehmet ile annesi bize sürpriz yaptılar. Ne iyi yaptılar. Dışarda buluştuk ve caddede güzel bir yürüyüş yaptık. Bir Cafe'de de mola. Güzel kahveler, pastalar, hararetli sohbetler-olabildiğince...

Ve iki tatlı arkadaşın cinlikleri! Kah gülücükler, kah birbirini süzmeler. Kıpır kıpır kıpırdanmalar, yerinde duramamalar... Sonrasında da "ben geliyorum" diyen küçük bağırışlar. Tabii kaçış!

Mehmet Ada'nın en eski arkadaşlarından (!). Hareketli, siyah güzel gözleri sürekli ışıldayan, algıları kuvvetli, bir şeker bebek. Bugün konuştuk aslında, bizimkiler yavaş yavaş bebeklikten çıkıyorlar. Tabii çocuk da değiller daha. "Kocaman bebekler".

13 Mart 2008 Perşembe

Banyo Günlüğü


Ada'yı doğduğundan beri aylarca, babası işten dönmeden kendi kendime yıkayıp, akşam uykusuna hazırladım. Dünyanın en büyük zevkiydi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü son zamanlarda bir anda çok büyümesi, kilo alması ve çokça hareketlenmesi işleri zorlaştırmaya başlamıştı.

Ben de, sürekli yeni yıkama stilleri deneyerek işe çare bulmaya çalıştım ama olmadı. En sonunda bir kaç hafta önce pes ettim ve babanın işten dönmesini beklemeye başladım. Beraber yıkar olduk yani, ama eski düzen, huzur kalır mı? (Gerçi baba, haklı olarak, halinden çok memnun tabii!)

Neyse bugün ben de yine kızımı kendi kendime yıkayarak -egoistçe- yine o zevki yaşamak istedim- itiraf. Zaten Fethi'yi beklersek kuzum geçe kaldığı için huysuzlanmaya da başlıyor. Yani mazeretim de sıkı! Uzun uzun anlatmayacağım. Kızımı tek başıma kolayca yıkamak, durulamak ve kurulamak için çözüm bulmaya çalışırken, aşağıdaki sahneyi yaşarken bulduk kendimizi.

Birlikte çok eğleniyoruz bu minikle. Gerçekten.

12 Mart 2008 Çarşamba

Terfi

Ve Ada mama sandalyesinde! Pek mutlu gördüğünüz gibi. Meriç'lere, daha doğrusu tatlı kızları Alara'ya, Ada'ya verdiği hediye için teşekkür ediyoruz.