12 Mart 2008 Çarşamba

Bir Doğumgünü, Bir Ziyaret ve Ağlayan Bir Kız


Melisa birinci yaşgününü kutladı dün. İyi ki doğdun Melisa! Çok güzel bir doğumgünü partisiydi, ve de çılgın! Arhan, Uluç, Mehmet, Alya ve Ada hep birlikte Melisa'nın doğumgününü kutladılar. Herkes çok eğlendi. Melisa tam bir prensesti, Mehmet'le Uluç çığlıklarla anlaşan, birbirlerinin her hareketine karşılık veren iki sıkı dost. Alya, annesinin yardımıyla yürümeye başlamış ve dün çok şıktı, her zamanki gibi. Arhan uykusunu tam alamadı bir türlü, mahsundu tüm gün. Bizimki ise...sıkıntılı ve mokur mokurdu! Uymadı yani dekora. Ve hatta ağladı! Uzunca bir süre hem de.


Ada'nın ağlamasına alışık değiliz. Gerçekten hep sorunsuz, sıkıntısız bir çocuk oldu. Çocuktur ağlar deriz ama mokurdanmalar dışında gerçekten ağlamasını pek duymadık diyebilirim. Ama işte değişiyorlar. Haftasonu da Ceyda'da ağladığını söylemişti babası. Ona göre beni özlemişti. Bence özlemek değil olay. Fazla heyecana gelmesi, fazla uyarılması. Dün de kendinden büyük arkadaşlarının neşeli çığlıkları, bir sürü oyuncak ve bol hareket yordu bence Ada'yı. Henüz o safhaya gelmedi tabii. Başedemedi minik kuzu.

Alışacak ama zamanla, hatta o da çığlıklara katılacak. Bakalım o zaman ben alışacak mıyım? Minik öyle yorulmuş ki; bu sabah 1 saat 10 dakika geç kalktı, görülmüş şey değil!

Tabii sadece doğumgünü değildi dünkü aktivitemiz. Akşam da Tolga ile Deniz ziyaretine geldiler Ada'nın. Sonunda. 7.5 ay rötarla! Ama olsun iyi ki geldiler. Keşke daha çok gelseler. Bana sanki kucaklarındaki şey onlara çok yakıştı gibi geldi!

11 Mart 2008 Salı

Ba-Bö

Çok eğlendik dün Ada'yla. Evdeydik, çok güzel vakit geçirdik. Adakız masrafsız bebek. Sohbet etmek, şarkılar, danslar, yuvarlanmalar onu oyuncaklardan daha çok eğlendiriyor (Yoksa annesine mi öyle geliyor?). Dün de işte oyuncaksız eğlendik.

Özeti: Eller ve kahkahalar. Dakikalarca oynadık ve kahkahaladık. Bir ara ilgisini çekmek için iki hareket yapayım dedim, bir baktım kahkahalar başladı. Ben de arsız, devam etsin diye, bir çaba, bir doğaçlama, bir maymunluk... Evde ikimiz olduğumuz için kaydetmek mümkün olmadı. Keşke olsaydı. Kelimelerle anlatmak o kadar kolay değil çünkü.

Uyku vakti henüz gelmeden mahsunlaşmış, koltuğunda oturuyordu. Hadi kuş olsam şarkısını söyleyeyim dedim. Müthiş bestem. İki başparmağı kenetleyip, diğer parmakları açıp uçuyorsunuz. (Havalara, havalara uçuyorsunuz, sonra da geliyor, geliyor, kuçi kuçi kuçi yapıyorsunuz gıdıya) Kız bu sefer her zamankinden mesut ve kıkırdak, açmış koca gözleri kuş ellerimi izliyor. E devam tabii...


Aman Allah'ım o ellerle neler yapılırmış, ne oyunlar. Böcek, tavşan, kuş oldum, Karagöz Hacivat misali komik kuklalar oldum, gözlük oldum, arı oldum, daha çoook şey oldum. Hiç olmayan şeylerden. Ve ne şarkılar, ne sesler, ne ıslıklar. Çok güldü, çok eğlendim. Yorulmadık devam ettik. İşin garibi bir andan sonra, o bana şakalar yapmaya başladı. Gerçekten.

Oyuncakların faydası kesin, yani bilinçle tasarlanmış olanların. Ama hiç bir oyuncak Ada'ya bu kahkahaları attıramazdı, göbekten göbekten.

Bir de önemli gelişme: "Baba" diyecek galiba! (Son hali: "bba-bbö").

Adakız "dede" lafını, hem de dedeye bakarak, Ocak ayı başında söylemişti. Hemen sonrasında da adını tabii: A-da, a-da, a-da. Sonra bekle, bekle, tık yok. Ama o "brrrbbb"ların bir sebebi olmalıymış. "B" harfini çalışırmış bizim minik kız. "Hadi görev başına" dedim kendime, yardımcı ol kızına. Başladık "baba" çalışmaya, aman ne zormuş. Hala dudaklarım ağrıyor.

Bugün Meltem'lere gideceğiz, Melisa'nın doğumgünü. Dışarı çıkıyoruz yani, ve arkadaşlara. Yaşşassıııın!

9 Mart 2008 Pazar

İkizler Geldi


Baharı getirdik bugün. Zaten kışın o lahana düzeni bebekler için nasıl kabus bir olay anlatamam. Bizimki gibi toparlak da olunca, iş iyice çığırından çıkıyor. Katmanların en sonuncusuna artık kolu bacağı sığmamaya başlıyor. Tıkıyoruz da tıkıyoruz, kuduruyor da kuduruyor.


Babaanne ile kuzenleri Yasemin ve Selim geldi. Buğda'nın ikizleri büyüdü de; abisiyle ablası oldu bizimkinin. Ne kadar şanslı Adakız. İki mama arası, iki uyku köşesi geldikleri için vaktimiz kısıtlıydı. Sahile gidemedik, parka gittik. Hava çok güzeldi. Bebeğimin yaşadığı üçüncü mevsimi de geride bırakıyoruz galiba. Ver elini bahar sonra.

8 Mart 2008 Cumartesi

1001 Surat Bbrrr


Brr yapıyor, brrrrrr brrrrr yapıyor, brrbrbrbrrbrbrbr yapıyor. Ya "su" diyor (hmm), ya baba diyecek -sonunda- b harfini çalışıyor, ya hayata isyan ediyor, ya da serinlemek istiyor, tek çare yatarken tükürüklerini püskürtmek, gerisin geri yüzüne, oh serinledi.

7 Mart 2008 Cuma

Dantel Hayatlar

Bugün Kadınlar Günü. Hayatımdaki en özel kadınlara; anneme, anneanneme ve minik kızıma kucak dolusu sevgiler. Bir kaç yıl önce kaybettiğim sevgili babaannemi de hasretle anıyorum.


Ve bir de yazı yazıyorum.
Bu yazı taraflı bir yazıdır. Hissedeceksiniz. Ama n'apabilirim?

Hızlı giriş: Evlenmeden önce kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu savunurdum, kaplancasına. Fark sadece fiziksel farktı bana göre. Yani bir erkek, koca bir bavulu kadından daha kolay taşırdı (Biliyorum tamam, onu bile yapamayan var). O kadar. Şu kadınlar şöyledir, erkekler böyledir meselesine de hiç girmezdim. Kız kıza, kadın kadına konuşmaları da sevmezdim (tuhaftım). Zaten çoğu arkadaşım erkekti.


Evlendim, değiştim. Çocuk sahibi oldum, tanınmaz hale geldim. Biliyorum artık, arada dağlar kadar fark var. Çünkü... Bizim yaşadığımız dantel hayatlar. İnce, ayrıntılı, estetik, özen dolu; dahası da var, kolalı, lavantalı; nesilden nesile geçmenin sorumluluğunda. Duyarlı. Hisli. Duygulu.

Bazen de işte yaralarımızı dantelle kapatıyor, eciş bücüş taşları dantelle sarmaya çabalıyoruz; ucube şekiller oluşturuyoruz hayatta.

Uzun lafın kısası, diyeceğim odur ki; hayatı kadınca yaşamanın güzelliğini, onurunu çok geç fark ettim. Gün mün palavra, kutlu olsun o başka. Dantel kadınlara, dantel hayatlara sevgiler. Biz olmasak çok sıkıcı olurdu bu dünya. Farkındalar mı acaba?

6 Mart 2008 Perşembe

Yer Hareketleri

Baktım bütün çocuklarda bir hareket.

Baktım benimki yerinden çok memnun, harekete niyeti yok...


Tamam dedim, gün bugün, başlıyoruz. Artık arabada keyif yok, alt değiştirme sefası dakikalarca sürmeyecek, annenin kucusunda 1562.ev turu? No. Bugün yerdeyiz çünkü küçük hanım. Hem sen, hem ben. Sen mavi kumaş küpüne doğru dönebilmek için poponu yırtarken, ben etrafında emeklemekte olacağım, dört ayak üzerinde durmak da ilginç bir şeymiş, gör diye. Oyuncaklar minimuma inecek, bir aktiviteye bir oyuncak, konsantrasyonun dağılmasın, hareketlere odaklan diye.

Mazeretimiz dışarısının soğuk olması olacak, akşamüstü sokaklara çıkmayacağız. Diğer özürümüz sabah yürüyüşümüzde güneşin gözünü çok kamaştırması olacak, evde kalmak gerekecek 'maalesef'. N'apalım küçük kuzum, bugün yan gelip yatma, bol oksijende keyif çatma günü değil. Program başka. Eve kapanıp hareket edeceğiz, hem sen, hem ben; bugün yorgun bebek günü miniğim. Biraz çalkalanacaksın.

Küçüğüm başardı. Annesi de galiba. Pes etmedik, yılmadık. Denilenler doğruymuş, işe yaradı. Ada aralık ayının sonlarında yatar pozisyonda fıldır fıldır dönerken, bir şekilde emekli etmişti kendini, kıpırdamıyor, yattığı yerde kalıyordu. Bugün ise; önce annesinin tacizleri sonucu, ambale vaziyette, bir o tarafa bir bu tarafa savruldu, sonra annesi bezmiş şekilde telefonda cakcak ederken, şovunu yaptı, görevi tamamladı. Miniğim 2.5 ay sonra yine döndü! Önce bir kere, sonra 1-3-5-7 kere, belki daha fazla. Oldu bu iş. Emeklemek peki? No. Popo kalkmıyor, popo kalkmadıkça, dizlerin ve ayakların görevlerinin farkına varmaları çok zor. Diyeceğim, başladık ama yol uzun. Bugünün karı bu işte. Sağlam oturmak ve yeniden yineden dönebilmek. Yorulduk ama, yorgunluk sonrası uykunun tadını bilir misiniz? Mışıl mışıl uyuyor bebeğim.


Öteki konu: Akşam dayıyı çağırdım. Geliyor! Çok sevindik. "-dik" (Öyle zanneder ya anneler, 'biz' meselesi, 'özdeşleşme' durumu, pek tehlikeli bir şey. Ama şimdi bunu düşünmeyelim). Civciv tulumunu giydirdim sarıkıza, dayı onuruna. İki de fotoğraf patlatırdık, cup bloga, ne de olsa dayıyı çok sık göremiyoruz. Ama bekliyoruz gelmiyor, bekliyoruz yok. Miniğimin gözleri ağırlaşmaz mı, onca kabus 'hareket'ten sonra tabii.

Beceremedik. 7 buçuğa kadar bekletirim demiştim dayıya, o saati bile zor bulduk. 5 dakika rötarla kaçırdı Yiğit Adakız'ı. Ama biz getirdiği midye dolma ve çiğ köfteleri kaçırmadık (kombinasyon.) ! Enis, Esra ve Zeynep de geldi, hep birlikte bir güzel midemizi gerdik, ağzımızı yorduk. Sonra da... Pilates'e gittim! Ama bu konunun Adakız'la bir ilgisi yok.

Yukardaki fotoğraf mı? Birkaç hafta önceden. Dayıyla Adakız'ın birlikte ilk fotoğrafı yanılmıyorsam.

5 Mart 2008 Çarşamba

Anne Dilek Sami Bebek

Bugün Dilek'lerde toplandık. Ada Sami'yle ilk kez karşılaştı, 8 aylık bir rötarla. Çok bebektik. Sanırım 9: Sami, Ada, Ceylin, Ozan, Kaan, Alya, Tan, Berk ve Talya. Hepsi çok tatlı. Ve büyüyorlar, dehşet bir hızla! Dişler, emeklemeler, ayaklanmalar. Hepsi bir karakter, hepsi bir başka şeker.
Bizimkindeyse hala eller! Ve o eller her yerde. Genelde tabii sevgi gösterilerinde, biraz kontrolsüzce ama olsun. Bugün kızımın gösterisine cevap bile geldi. Sami ile Ada bir ara eleleydi! Tam bir komedi. Son, bilinen son, Sami'ye gösteri fazla gelmiş olacak, yaygarayı bastı. Ve sonra Ada, ve sonra Kaan...fotoğraf faslının bitişi.

4 Mart 2008 Salı

Bilgi Notu: Parantez ve no parantez

Şimdiye kadar bir eskiden yazdım, bir yeniden. Okuyanın kafası karışmasın diye bir ufak çözüm: Parantezli başlıklar eskinin kronolojik gelişimini anlatan yazılar, parantezsiz başlıklarsa tam da o yaşanan güne ait yazılar olsun. Tabii bir noktada birleşecekler, bu mantıkla.

Blogger'la sorunum var. Paragraf araları vermek istiyorum, kafasına göre ayarlıyor. İstemediğim yerde çok açık, istemediğim yerde bipbitişik. Bir gün becereceğim, henüz ısınma turları.

Ada Pilates'te

Adakız her gece 7'de yatıyor, sabah 7'ye kadar da uyuyor. Canım minik! Fethi ise hemen her gece kitaplarına gömülüp çalışıyor. İtiraf edeyim ben de kızsız ve kocasız işte bu gecelerde evde oldukça sıkılıyordum. Karar verdim "kendim için iyi bir şeyler yapmaya" ve hamilelik meşgalem pilates'e başladım yine. Haftada üç gece gidiyorum, 20.45-22 arası, gece spor yapmak tuhaf bir duygu. Gidene kadar eziyet, gittikten sonra sonsuz keyif ve moral.

İyi de Adakız'ın blogunda bu haberin işi ne? Aslında pilates büyük bir yer kaplıyor miniğin hayatında. Hamileliğimde 4.ayımdan başlayarak haftada üç gün yine pilatesdeydim. Minik kız karnımda minik bir sporcuydu yani. O kadar da faydasını gördük ki ana-kız.
Şu an hamileler grubumuzdan bazı arkadaşlarımız-artık onlara "pilates anneleri" diyebiliriz-tekrar pilates yapmaya başladılar, benim gibi; ama sabah seanslarında. İçlerinden bazıları da bebekleriyle geliyor! Ada'nın uyku düzeni son derece keskin olduğu için ve sabah seansının saatleri bu bakımdan bize çok uymadığı için, biz annelere katılamıyorduk. Ama...bugün sürpriz bir ziyaret yaptık kızımla. Uslu Kaan'dan başka bebek yoktu derste ama uzun süredir görmediğim arkadaşlarım vardı: Dilek, Aslıgül, Hafise ve hemen her gün gördüğüm tatlı hocamız Jale! Neyse ufak çaplı bir fırtına estirdik tabii. Kızım bu sefer de Kaan'ın elini tutmaya kalktı görür görmez. N'apacağız bu halleriyle bilemiyorum artık. Sıcakkanlı kızım benim.

Kerem ve Ada

Sonunda eski canyoldaşım, iş arkadaşım, dostum Handoş'umu ziyaret edebildim. Bebeklerimiz bir ay arayla doğmuştu. Bizimki abla. Süsledim püsledim miniğimi, ayna karşısına geçtik, pek beğendi kendini; gülücükler, kıkırdamalar. Bu kızın kumaşlarla ve renklerle başka bir ilişkisi var, ama tabii belki de bütün bebekler öyle.
Kerem tatlı mı tatlı gülüşlü, çapkın bakışlı, kıkır kahkahalı bir şeker bebek. Kızım bayıldı arkadaşına, hemen tabii sarılmak, koklaşmak istedi, pek canayakın ya, ama nafile; Kerem başlamaz mı ağlamaya? Ah Kerem ah, bunun hesabını sormaz mı Ada bir on yıl sonra?