30 Mart 2008 Pazar
Ayrılamayası
28 Mart 2008 Cuma
Çekirdek
Ada'ya kardeş geliyor. Öz değil- bu kadar acele etmem imkansız! Ama öz kadar öz. Henüz onlardan izinsiz yazmam doğru olmaz, onun için susuyorum. Ama ne kadar, ne kadar sevindiğimi haykırmak istedim. Sağlıkla, kolaylıkla geçsin tüm hamilelik günleri. Sağlıkla, kolaylıkla doğsun küçük çekirdek! İnşallah kasım ayında hoşgelecek...
27 Mart 2008 Perşembe
25 Mart 2008 Salı
Bebeğimin Şarkıları
Artık büyüyoruz. Ben içimdeki anneliği büyütüyorum, kızım yaşadığı ayların sayısını. Ben olgunlaşıyorum, olgunlaştıkça duygusallığımın keskin kenarlarını törpülüyorum, kızım günler geçtikçe daha düzenli ve daha bağımsız oluyor. Ve bakıyorum ki, eski mesleğimi (müzisyenlik, piyanistlik, eğitimcilik), yeni mesleğimle (annelik) birleştirme hayalleri kurmaya başlamışım. Heyecanlanmışım...
Hayallerimle ilgili ilk gerçek adımı önümüzdeki günlerde atacağım. İşte bunun için kısa bir süre yutdışında olmam gerekiyor. Minik bebeğimden ayrı kalacağım, onu emin ellere bırakarak gideceğim. Kısa bir seyahat, zor bir deneyim olacak: Bebeğimden ilk ayrılışım. Çok özleyeceğim. Bebeğimse belki de hiç farkına varmayacak. Yanında onu seven bir sürü kişi olacak çünkü.
...diyorum da... bildiğim başka. Aslında ve gerçekte "yuvarlanıp gidecekler". Annenin dikta kurallarına gülüp geçecekler! Ada'lı ve mutlu bir kaç gün geçirecekler. İşte bu kadar.
Şimdi evde bebeğimin şarkılarını öğretiyorum herkese. Hep duydukları şarkılar. Ama söylemeye kalkınca unutuyorlar, utanıyorlar, gülüyorlar.
Bir komik annenin anıları işte... Bu tür yazılar kaşındırırdı beni hart hart, şimdi oturmuş ben böyle hormonlu yazılar yazıyorum (bkz. Dantel Hayatlar), anlaşılır gibi değil!!
24 Mart 2008 Pazartesi
22 Mart 2008 Cumartesi
Bugün anneanne ve dedeye doğru yola çıkıyoruz derken, beceremeyeceğimizi anladık. Kendimize biraz zaman tanıdık. Onun yerine ben alışverişe gittim, baba da babanneyle Ada keyfi yaptı.
21 Mart 2008 Cuma
8.Ay Doktor Randevumuz
Aşı olmasında rağmen sorunsuz ve neşeli bir randevu atlattı kızım yine (aman tık tık tık). Bense o vahşi iştahına karşılık, kilosunda dehşet bir fazlalık çıkacağını zannerken, 250 gram aldığını (3 haftada) öğrenince; üzüleyim mi, sevineyim mi bilemedim. Neyse ki doktorumuz her şeyin normal olduğunu söyledi, biz de sevindik -kilo: 9.290 gr, boy 70.5 cm. (Bu arada Alya'lardaki anneler bebekleri toplantısına gidemedik, üzüldük).
Kızım büyüyor. O kadar, o kadar çabuk... Bu ay algıları şaşırtıcı derece genişledi, cin gibi oldu! Artık kandırmaca yok, her şeyi hatırlıyor, gözü kulağı her yerde. Bir de eli kolu; kıpır kıpır... Hala diş yok, ayaklara güç yeni yeni geliyor, emeklemeye niyetleniyor, olmuyor. Ama fıldır fıldır dönüyor. Bir de hayatla nasıl eğleniyor! İnşallah hep böyle olsun güzel kızım. Hayatın tadını çıkarabilmeyi bilsin. Hep böyle güleryüzle bak dünyaya miniğim...
20 Mart 2008 Perşembe
Tenha Tracy
Tracy Hogg'un sistemini konuştuk bugün. Aslında Hogg doğanın doğal ritmini alıp, analiz edip, gerisin geri size öğretiyor bence. Bebeğin dilini, isteklerini anlamanızı, ona göre ihtiyaçlarını gidermenizi öneriyor, bunun için de bir rutin sunuyor. Kolay anlattığıma bakmayın, yol zorlu bir yol.Dilek kitabı okumadan doğanın ritmini yakalamış gibi görünüyor. Bir kaç değişiklik dışında Sami'nin rutini Tracy'nin önerdiğine çok benziyor çıktı. Evrim'se Berk'e yatır/kaldır (deli edici pick up/put down metodu) sistemiyle kendi kendine uyumayı öğreterek, işe başlamadan önce içini biraz rahatlamak istiyor. İlk amacı gece kalkışlarını minimuma indirmek. Merak ediyorum, sonuç ne olacak. İyi olursa, Tracy reklamına devam!
19 Mart 2008 Çarşamba
Tracy Hogg Buluşması

Ve dayanışma: Biz de yarın, oğlunun uyku problemine acil yardım isteyen Evrim ve birkaç anne arkadaşım daha bizde toplanıp, bu sistemi konuşacağız. Onlara Tracy'nin "huzurlu bebek yetiştirme" sistemini ve konuyla ilgili deneyimlerimi anlatacağım. Bakarsınız burda da bir ara bir kaç satır laf ederim çünkü bence değer. Sistemi deneyen diğer arkadaşların da fikirlerini merak ediyorum aslında, belki yorumlara yazarsınız.
18 Mart 2008 Salı
Kelebek
17 Mart 2008 Pazartesi
Şu "Mozart Effect" Dedikleri

Aslında bütün çocuklar benzer tepkiler veriyorlar müziğe. Önemli olan belki de onlara müzikal bir ortam sağlanması. Bir müzik çalarken, dans etmesini öğretmenize gerek kalmadan bir bakıyorsunuz, kendi zaten el kol hareketleriyle müziğin ritmini tutuyor, bir o tarafa bir bu tarafa sallanıyor yüzünde kocaman gülücüklerle. Veya annenin ninnisiyle sakinleşiyor, heyecanı duruluyor. Biraz büyüyünce şarkı sözleriyle, yeni kelimeleri haznesine ekliyor, hafızasını kuvvetlendiriyor. Dahası da var ve uzun, neyse.
Konu popüler. "(Klasik) müzik dinleyen çocuk zeki olur" diyorlar (Pek iddialı!). Mesela düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını söylüyorlar. Müzisyenlerin beyni büyük olurmuş bu yüzden! Doğumdan sonraki ilk aylardan 3-4 yaşlarına kadar zeka ve beyin gelişimini beslenmeden sonra olumlu etkileyen en önemli faktör de müzikmiş. Sonra kalp atışları düzene girermiş, nefes alıp vermeleri kolaylaşırmış -ki bunu bizzat Ada'da yaşıyorum. Ayrıca anne karnından itibaren müzik dinletilen bebeklerin psikolojik gelişimleri de olumlu yönde olurmuş, hırçın davranışlar yerine uyumlu davranışlar sergilermiş bebekler. Ada'nın huzurlu yapısını buna mı borçluyuz acaba?

Bunlar hep bilimsel araştırmalar ve tüm bilgiler bir google uzakta.
Küçükler kadar yetişkinler için de müzik çok önemli. Araştırmalar ilginç. Bir-iki örnek dersek: Prematüre bebeklere Brahms dinletildiği, böylelikle iştahlarının açılıp güzel bir gelişim sergiledikleri; Amerikan kolej giriş sınavı SAT'a çalışan öğrencilerden bir süredir düzenli enstrüman dersi alanların çok daha yüksek puan aldıkları. Shell, IBM ve Dupont gibi şirketlerin belli tempo aralığındaki seçilmiş Barok dönem eserlerini dinleterek, eğitimlerinde çalışanların öğrenme zamanlarını kısaltıp, öğrendiklerinin de uzun süre hafızalarda tutulmasını sağladıkları... ilk aklıma gelenler. Sonra tabii geniş bir müzik terapisi alanı da var (Edirne Külliye'deki müzik terapisi salonu aklıma geldi).
Nasıl ki tüm müzik cinslerinde klasik müzik ön saflarda; klasikte de bestecilerden Mozart en önde. Mozart dinlemenin bebek ve çocuklara faydası şöyle açıklanıyor: Öğrenme zamanını kısaltır/ Hiperaktif çocukları ve kişileri sakinleştirir/ Yaratıcılığı artırır, ufku genişletir/ Vücudun daha hızlı iyileşmesini sağlar/ Daha verimli bir öğrenme süreci için beynin her iki yarısının da entegrasyonunu sağlar/ IQ sonuçlarını 9 puan artırır. Kitap şu: "Mozart Effect" yazarı: Don Campbell ve türkçesi "Mozart Etkisi", yine aynı yazarın ve başlığın çocuklar için olanı.
Her popüler bilimsel keşif gibi bunun da üzerine gidilmiş. Reddedenleri de var, hatta onlar da bilimsel olarak kanıtlarını sunmuşlar. Tabii ki, anne-baba olarak hele hele kısa dönemde mozart'ın ya da genellersek klasik müziğin, bebeklerimize yansıttığı iyi etkilerini saptamamız zor. Ama bir piyanist ve uzun yılların eğitmeni olarak basitçe diyebilirim ki, bu konuyu ben de destekliyorum.
Savunmamı en basit bir-iki cümleyle yapmamı isterseniz diyebilirim ki, Mozart'ın müziği; kısa, basit ve neşeli temaları ile, kullandığı formlar da tematik tekrarlarıyla kolay algılanabilir, kolay takibedilebilir bir müzik. Bebekler için de bu neşeli ve oyuncul melodiler, basit ritmler oldukça cezbedici. Örnek: Ada. Diğer müzikleri keyifle dinliyor tamam, ama Mozart çaldığımda kelimenin tam manası ile eğleniyor! Bir de en büyük sürpriz: Dün ben 20 numaralı re minör konçertoyu çalarken, bir motife geldiğimde (aslında gerçekten o motifin ilgisini çektiğini anlamıştım) direk tepkisini gösterdi. Gözlerinin parlaması, bir anlık heyecan ve bebekçe bir "heeey yaşşassın" gibiydi. Bugün yine aynı motifte aynı tepki. Şu Mozart'ın üstüne biraz gideyim istiyorum.
16 Mart 2008 Pazar
Büyük Sarı Güneş, Küçük Kara Balık
15 Mart 2008 Cumartesi
Günlerden Cumartesi
Akşamsa misafirlerimiz vardı. Bir kara gözlü daha geldi bize bugün. Bir minik abla! Merter ve Pelin'in tatlı kızları Derin. Merter çok eski dostumuz, eşi Pelin ve tatlı kızlarıyla bugün tanıştık. Yine geç bir buluşma. Yine çok güzel bir gün. Ada'nın geleceğini Derin'de gördük. Sınır tanımaz bir merak, büyük iletişim becerisi, harika ilgi çekme yöntemleri, ve kardeşine kelime anlamı ile "kucak dolusu" sevgi gösterme cömertliği. Ada'yı kucaklaması ve öpmesi kaydedilmesi gereken bir sahneydi, yakalayamamışım.
İkisi de uykusunu tam alamamışken tanıştılar. Oyun tabii en heyecanlı ortak noktalarıydı. Oynadılar, iyice haşat oldular!
Ada heyecana gelemiyor, çok coşuyor, çabuk yoruluyor. Hemen uykusu geliyor. Mışıl mışıl uyuyor canım kızım...
14 Mart 2008 Cuma
Kocaman Bebekler
13 Mart 2008 Perşembe
Banyo Günlüğü
Ada'yı doğduğundan beri aylarca, babası işten dönmeden kendi kendime yıkayıp, akşam uykusuna hazırladım. Dünyanın en büyük zevkiydi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü son zamanlarda bir anda çok büyümesi, kilo alması ve çokça hareketlenmesi işleri zorlaştırmaya başlamıştı.
Ben de, sürekli yeni yıkama stilleri deneyerek işe çare bulmaya çalıştım ama olmadı. En sonunda bir kaç hafta önce pes ettim ve babanın işten dönmesini beklemeye başladım. Beraber yıkar olduk yani, ama eski düzen, huzur kalır mı? (Gerçi baba, haklı olarak, halinden çok memnun tabii!)
Neyse bugün ben de yine kızımı kendi kendime yıkayarak -egoistçe- yine o zevki yaşamak istedim- itiraf. Zaten Fethi'yi beklersek kuzum geçe kaldığı için huysuzlanmaya da başlıyor. Yani mazeretim de sıkı! Uzun uzun anlatmayacağım. Kızımı tek başıma kolayca yıkamak, durulamak ve kurulamak için çözüm bulmaya çalışırken, aşağıdaki sahneyi yaşarken bulduk kendimizi.
Birlikte çok eğleniyoruz bu minikle. Gerçekten.
12 Mart 2008 Çarşamba
Terfi
Bir Doğumgünü, Bir Ziyaret ve Ağlayan Bir Kız
Tabii sadece doğumgünü değildi dünkü aktivitemiz. Akşam da Tolga ile Deniz ziyaretine geldiler Ada'nın. Sonunda. 7.5 ay rötarla! Ama olsun iyi ki geldiler. Keşke daha çok gelseler. Bana sanki kucaklarındaki şey onlara çok yakıştı gibi geldi!
11 Mart 2008 Salı
Ba-Bö

9 Mart 2008 Pazar
İkizler Geldi
8 Mart 2008 Cumartesi
1001 Surat Bbrrr
7 Mart 2008 Cuma
Dantel Hayatlar

Bazen de işte yaralarımızı dantelle kapatıyor, eciş bücüş taşları dantelle sarmaya çabalıyoruz; ucube şekiller oluşturuyoruz hayatta.
Uzun lafın kısası, diyeceğim odur ki; hayatı kadınca yaşamanın güzelliğini, onurunu çok geç fark ettim. Gün mün palavra, kutlu olsun o başka. Dantel kadınlara, dantel hayatlara sevgiler. Biz olmasak çok sıkıcı olurdu bu dünya. Farkındalar mı acaba?
6 Mart 2008 Perşembe
Yer Hareketleri
Baktım bütün çocuklarda bir hareket.
Baktım benimki yerinden çok memnun, harekete niyeti yok...
Tamam dedim, gün bugün, başlıyoruz. Artık arabada keyif yok, alt değiştirme sefası dakikalarca sürmeyecek, annenin kucusunda 1562.ev turu? No. Bugün yerdeyiz çünkü küçük hanım. Hem sen, hem ben. Sen mavi kumaş küpüne doğru dönebilmek için poponu yırtarken, ben etrafında emeklemekte olacağım, dört ayak üzerinde durmak da ilginç bir şeymiş, gör diye. Oyuncaklar minimuma inecek, bir aktiviteye bir oyuncak, konsantrasyonun dağılmasın, hareketlere odaklan diye.
Mazeretimiz dışarısının soğuk olması olacak, akşamüstü sokaklara çıkmayacağız. Diğer özürümüz sabah yürüyüşümüzde güneşin gözünü çok kamaştırması olacak, evde kalmak gerekecek 'maalesef'. N'apalım küçük kuzum, bugün yan gelip yatma, bol oksijende keyif çatma günü değil. Program başka. Eve kapanıp hareket edeceğiz, hem sen, hem ben; bugün yorgun bebek günü miniğim. Biraz çalkalanacaksın.
Küçüğüm başardı. Annesi de galiba. Pes etmedik, yılmadık. Denilenler doğruymuş, işe yaradı. Ada aralık ayının sonlarında yatar pozisyonda fıldır fıldır dönerken, bir şekilde emekli etmişti kendini, kıpırdamıyor, yattığı yerde kalıyordu. Bugün ise; önce annesinin tacizleri sonucu, ambale vaziyette, bir o tarafa bir bu tarafa savruldu, sonra annesi bezmiş şekilde telefonda cakcak ederken, şovunu yaptı, görevi tamamladı. Miniğim 2.5 ay sonra yine döndü! Önce bir kere, sonra 1-3-5-7 kere, belki daha fazla. Oldu bu iş. Emeklemek peki? No. Popo kalkmıyor, popo kalkmadıkça, dizlerin ve ayakların görevlerinin farkına varmaları çok zor. Diyeceğim, başladık ama yol uzun. Bugünün karı bu işte. Sağlam oturmak ve yeniden yineden dönebilmek. Yorulduk ama, yorgunluk sonrası uykunun tadını bilir misiniz? Mışıl mışıl uyuyor bebeğim.
Öteki konu: Akşam dayıyı çağırdım. Geliyor! Çok sevindik. "-dik" (Öyle zanneder ya anneler, 'biz' meselesi, 'özdeşleşme' durumu, pek tehlikeli bir şey. Ama şimdi bunu düşünmeyelim). Civciv tulumunu giydirdim sarıkıza, dayı onuruna. İki de fotoğraf patlatırdık, cup bloga, ne de olsa dayıyı çok sık göremiyoruz. Ama bekliyoruz gelmiyor, bekliyoruz yok. Miniğimin gözleri ağırlaşmaz mı, onca kabus 'hareket'ten sonra tabii.
Beceremedik. 7 buçuğa kadar bekletirim demiştim dayıya, o saati bile zor bulduk. 5 dakika rötarla kaçırdı Yiğit Adakız'ı. Ama biz getirdiği midye dolma ve çiğ köfteleri kaçırmadık (kombinasyon.) ! Enis, Esra ve Zeynep de geldi, hep birlikte bir güzel midemizi gerdik, ağzımızı yorduk. Sonra da... Pilates'e gittim! Ama bu konunun Adakız'la bir ilgisi yok.
Yukardaki fotoğraf mı? Birkaç hafta önceden. Dayıyla Adakız'ın birlikte ilk fotoğrafı yanılmıyorsam.
5 Mart 2008 Çarşamba
Anne Dilek Sami Bebek
4 Mart 2008 Salı
Bilgi Notu: Parantez ve no parantez
Blogger'la sorunum var. Paragraf araları vermek istiyorum, kafasına göre ayarlıyor. İstemediğim yerde çok açık, istemediğim yerde bipbitişik. Bir gün becereceğim, henüz ısınma turları.
Ada Pilates'te
İyi de Adakız'ın blogunda bu haberin işi ne? Aslında pilates büyük bir yer kaplıyor miniğin hayatında. Hamileliğimde 4.ayımdan başlayarak haftada üç gün yine pilatesdeydim. Minik kız karnımda minik bir sporcuydu yani. O kadar da faydasını gördük ki ana-kız.


