Thursday, October 9, 2008

Bir Küçücük Kesecik

Birkaç yıl önce gittiğimiz anlamsız bir yılbaşı mekanından kalan hatıranın, işe yarayacağını tahmin mi ederdim. Henüz çoluk yok, çocuk yok, plan yok. Mekan anlamsız, hayat anlamsız.

...mışşş.

Sonra hayatın anlamı gelmiş. Birdenbire. Adakız iki insanın hayatına güneş gibi doğuvermiş.


**
Veee eski bir yılbaşından kalma bir kırmızı kadife kesecik Adakız'ın eline düşmüş. Anne tabii boş keseyi "evde ne varsa"larla doldurmuşmuş. Şööyle bir açıp bakmış, içinden biiiir biiiir mini mini şeyleri çıkarmış. Neler mi varmış? Ruj kutusu, minik parfüm şişesi, küçük dikiş çantası, renkli bir fular, kelebek toka, boncuk bilezik... Hmm.

Bunlar annenin her gereksiz şeyin becerebildiğince yok edildiği evde bulduğu son işe yaramazlar.

...mışşş.

Oysa kii, a aaaa...

Adakız'ın elinde bunlara bir şeyler olmuş!

Ruj kutusu, içindeki minik aynada en güzel gülücüğü saklar olmuş. Japonik tatlı, mavi dikiş çantacığı Ada'nın gizli bahçesi, merak nesnesi olmuş. Elinden bırakmamış.

Mini şişedeki parfüm, kokusunu pembe yanaklı miniğe vermiş, Adakız misler gibi kokmuş. Boncuk bileziğin her boncuğuna yeni bir renk yerleşmiş, her renk parlamış, kocaman gözleri kamaştırmış. Sever ya Adakız, o da takmış takıştırmış.


Tokanın kelebeği canlanmış, minik ve tombul bir parmağa konmuş, fulardaki yedi renk yedi güzelliğe dönüşmüş, küçükhanımın odasına dolmuş; yüzüne ce-ee yaptığında Adakız'ın tüm dilekleri gerçek olmuş.

**
Off bilmiyorum Ada'yla yaşadığımız bugünler o kadar sihirli görünüyor ki gözüme. Bu nasıl hayalgücü, bu ne merak, bu ne heyecan, ne coşku. Sonra da düşünüyorum: Nasıl kaybediyoruz yıllar içinde bu güzel duyguları, bu saflığı? Niye onlar gibi -ama gerçekten onlar gibi- mutluluk çığlıkları atamıyoruz? Nasıl köreliyoruz? Nasıl büyüyoruz?

Geliyor şap şap. Yaşasın yine oyun oynayacağız galiba!! Nerde o küçücük çantacık Ada'cım?

15 comments:

pinarbk said...

Gözümde canladı, birşeylet takmış takıştırmış hali. Güldüm kendi kendime.

Sihir demekte çok haklısın. Öyle bir peri tozuna bürünüp geliyorlar ki, her yanımıza bulaşıyor, içimizi ısıtıyor o peri tozları. Aklımıza geldiklerinde kocaman bir gülümseme yerleşiyor yüzümüze.

EBRU ve RİMA said...

o kelebekli tombul "parmakları",boncuk bilezikli "bilekleri" fotoğraflamayacakmısınız annesi?olurda o anları dondurup saklarsanız bizlerlede paylaşın.Adakızın süslü püslü haline bakıp azıcık gülümseyelim...nasılda mutlu ediyorlar insanı,hiç tanımasakda huyunu suyunu bilmesekde,karşılaşmasakda,birbirimizin bebeklerine nasıl sevgi dolu oluyoruz...adakıza bakdığımda gözlerim parlıyor sanki dokunmuşum sanki kucaklamışım gibi sanki çok iyi tanıyormuşum gibi geliyor.Biliyorum bir yerlerde minik ADA var.Bir yerlerde meraklı Defne var.Bir yerlerde kuleler yapan Can var.Seviyorum sizleri okumayı :)o yüzden yadırgamayın, neden tombul parmakların neden o güzelim bileklerin fotoğrafını istiyorum şaşırmayın :)
Sevgiler

Güldem said...

evet yapıncak nerde kaybediyoruz bu saflığı...bizim bebeklerimiz kaybetmesin,elimizden geleni yapalım,kimbilir başarısız belki:)

ÇAĞLAYAN said...

Dün rüyamda gördüm Ada'yı.Bu yazıyı okuduktan sonra uyumaya gitmiştim.Sanki bende sizinle oradaydım ay çok komikti ya, bu blog alemi çok hoş...
Çağlayan & Ayça

annecik said...

bir küçük kesecik ne kadarda mutlu edebiliyor bir çocuğu oysa biz gereksiz diye kenara fırlatmışken keseciği

çok saflar çok meraklılar ve kocaman bir hayal gücüne sahipler yaradan gülen yüzlerini hiç soldurmasın evlatlarımızın

Kremali'nin annesi said...

Cok sirin ve cok tanidik geldi bu sahne:)

Dilerim, kaybettigimiz safligi ve kucuk seylerden mutlu olabilme yetisini tekrar kazandirir bu melekler bize...

yapıncak said...

* Ah Pınar, bak... mmm, o peri tozunun kokusu da başka güzel oluyor :)

* Sevgili Ebru, ne içten bir yazı. Biz de seninle ve miniğin, güzel adlı Rima ile tanıştık. Ne güzel oldu. Fotoğraf krizi yaşıyorum, en kısa zamanda... Ben de kaydedemediğim anlara üzülüyorum aslında.

* Güldem, doğru söze ne demeli...

yapıncak said...

* Çağlayan güldürdün yahu :))

* annecik, başka bir dünya işte onlarınki...

yapıncak said...

* Kremali'nin annesi,

En azından bunu görebilmek de iyi bir şey olsa gerek.

20 yıldır miniklere -ve de büyüklere- piyano dersi veren bir piyanistim.

Şimdi de anneyim, o kadar çok şey var ki onlardan öğrenecek.

burcu said...

o değilde yapıncak çok güzel yazıyorsun yahu, bu kadar mı güzel anlatır her şey :)

defneyleyasamak said...

Tombul kelebekli parmak gözümde canlandı. Koklarım mis gıdısından fıstıgı...

ÇAĞLAYAN said...

Yapıncak
Akşam yazdığın yazıyı okudum ama neden sildin anlamadım.Bu blog seni kızına anlatmıyor mu? Ben böyle yazılara bayılırım,ayrıca yaşadığın ve hissettiğin bir şeyi silmeee bence.Kalsın bırak...
Çağlayan & Ayça

yapıncak said...

Haha Çağlayan,

Devreler karışmıştı dün gece. tuhaf bir ruh durumundaydım. Google Reader'ı olanlar okudu, biliyorum :) Ya da o bir saat içinde tıklayanlar.

Sebep: Aşırı yorgunluk ve tuhaf müzikler

Sonuç: Deneysel bir yazı, sildim evet ama galiba zaten silmek için yazmıştım

ela selin said...

Oo hele biraz daha büyüsünler bakalim ne bizim makyaj malzemeleri ne kremler ve pullu cantalarimiz yerli yerinde kalacak. Topuklu ayakkabilarimizi ayaklarina gecirip aynada kendilerine bakarken yakalaniverecekler. Biz onlari hep böyle mincik mincik sevecegiz. Biraz daha büyüyüp de kendi makyaj malzemeleri, kendi topuklu ayakkabilari oldugunda hele, o sihir bitecek mi sanki??

yapıncak said...

* Burcu sağol yahu! İlhamın nerden geldiğne bakmalı!

* Tuğba, görev tamamdır :)