Friday, August 29, 2008

Zor Geldi

Aç gözünü ordasın, aç gözünü burda. Orası dağın başı, çimi, taşı; kuru havası, serin gecesi... Orda şefkat, orda sohbet; burda sessiz koca şehir...

Orada çocuk, burada kadınsın. Orada hasta, burada iştesin.

Derler ya "evinin hanımı, çocuğunun anası", işte o vakit geldi. Geldim Ankara'dan Istanbul'a. Karmaşa, kargaşa... Geçiş zor. Gelmediler ki şöyle iki gün, yumuşaak bir geçiş yapayım.

Derler ya annelerimiz babalarımız "sen kazık kadar olsan da benim hala bebeğimsin", o durum. Hastalığımda, ameliyatımda, en çok da sonrasında rahat ettirdiler beni. Nekahat dönemimde daldığım gelecek planlarımda, şikayet etmeyen kulaklar oldular -çok destek göstermeseler de. Dinlediler. O da yetti, iyi geldi.

Şimdi düdük gibi burdayım. Miniğimsiz. Kucağıma alamıyorum diye, birlikte gelemedik kızımla. Pazar günü babasıyla gelecek. Aydınlığım kuzum yok ya, günüm karanlık. Olmuyor işte onsuz, gün ışıldamıyor. Ameliyat ayrılığı bile böyle üzmemişti. Gözüm yaşarıyor.

Pek duygusal durumlar. İşler fena. Kelime anlamıyla "işler de fena" Amerika'dan yaptığım 190 dolarlık bir enstürman alışverişine 420 dolar vermem gerekiyor. Gümrükten çıksın diye. Aklım almıyor, yanlıştır diyorum. Kafam bulanıyor. Her iş zor. An geliyor, kaçmak, pes etmek istiyorum.

İstanbul karanlık geldi. Dönüş ani ve plansız oldu, iyi gelmedi. Özlemem gerekirdi belki. Ya da terk ettiğim kara şehrinden bıkmam. Olmadı.

Ankara'da olsam, paşa paşa tercümemi yapıyor, "iş"lere çalışıyor olacaktım masa başı. İki saatte bir, az şekerli molası verip, çınar altında yatıyor olacaktım. Akşam yemeli-içmeli sohbetlerde ahkam kesiyor olacaktım. Küçük mintoşumu tutup elinden, çim çim yürütüyor olacaktım. İki dakikada bir buzdolabından otlanıyor olacaktım, beyaz odanın beyazında renk renk dergilere dalıyor olacaktım. Tım, tim...

Dımmm.

Burdayım, halısı eşyası kalkmış yazlık "kışlık ev"de. Sıcak. Nemli. Boş. Sessiz. Buzdolabı boş, beni bekler. Kahve çay bitmiş, alışveriş der. Çamaşırlar dağ. Bavullar fora. Akşam yemeği diye bir şey var sonra. Daha doğrusu "yok" hala...offf büyümek zor geldi birden. Bir günde hastadan, sağlıklıya dönmek de...

Alışmam gerekiyordu, alıştırılmam. Ama işte orda anasının kuzusuydum, babasının canı; burda kocasının karısı. Şekil değişti. Diyorum ya...

Zor geldi.

3 comments:

Çağ said...

Merhaba Yapıncak
Diyordum içimden Yapıncak İstanbul'un yolunu tuttu galiba, ses seda yok.İnsanın evi gibisi yok her ne kadar ailenin yanında rahatta olsan di mi? Tatilden eve döndüğümde çocuklar gibi mutlu olurum evim evim güzel evim diye.Ada'da gelir az kalmış, oturursunuz güzel balkonunuzda.Hemen pizza yolluyorum sana yemek yapma akşama:))
Çağlayan & Ayça

Güldem said...

biraz zaman geçsin evim evim güzel evim olucak yapıncak:) az kaldı az,biraz daha zaman herşey kolaylaşıcak çünkü sen güçlenecek ve alışacaksın:)

yapıncak said...

Çağlayan harikasın, ne güzel azmışsın. Pizzalar da bir iyi geldi ki sorma :)

Güldem biliyorum, evimi de severim ayrıca, evcimen tipimdir de...?