Tuesday, August 19, 2008

Öcü Göz

Bir süredir her günüm bir diğerinin aynı. Mecbur. İyileşme devresi. Dışarı çıkıp aleme dalacak halim yok tabii. Dolayısıyla değişmez mekan, evimiz -Ankara'daki evimiz, anne-baba evi. Güzel olan yazlık ev kılıklı bir yer olması. Hayatımız bahçede geçiyor. Temiz hava, bol güneş, tatlı sohbet, bol yemek... Gelenle gidenle sosyal hayatımız renkleniyor. Lakin benim bir yere çıkabildiğim yok.

En büyük olay hastaneye gitmek. Demektir ki; daha usturuplu giyinmek, arabaya binmek, şehre inmek. Buraya kadar heyecanlı da, sonrasında iş yok: Kol uzatmak, kan aldırmak. Aldıramamak, çünkü damar bulduramamak...

Dün yine aynı rutini gerçekleştirmek üzere yollara düştük ama ekipte biri daha vardı: 89'luk altın kız anneannem. Neden? Çünkü sabah bir kalktık, bir gözü kıpkırmızı kan, öcü gibi bakıyor bize. Randevu aldık, hazır hastane günü, birlikte gidelim dedik. Benim hikaye yine aynı geçti. Aldır, aldırama, buldur, buldurama; bir on gün sonra "yine buyrunuz" denildi, teşekkür edildi. Anneannemin doktor ziyaretine sıra geldi.

Uzatmıyorum ve devam ediyorum. Doktorla anneanne arasındaki dialog:
-Çok önemli bir şey değil, damarlarda böyle tepkilere rastlıyoruz.
-Evet?
-Bazı nedenlerden dolayı olabilir.
-Ne acaba?
-Mesela son zamanlarda ağır bir şey kaldırdınız mı?
-????

Haha, Adakız'ın ilk enkazı anneannem! Diyordum "almayın anneanne, ağır bu kız, bir yerinize bir şey olacak". Anneannem dinlemiyor, artık 11.5 mu 12 mi kiloluk tombiki kucaklamaya çalışmaya devam ediyordu. Sen misin haltercilere özenen? Oldu olan, gözlere doldu dolan. Şimdi anneannem Ada'nın patlattığı öcü gözlerindeki kanı def etmek için 3 hafta damla kullanacak. Ve...artık Ada'yı -maalesef- kucağa almayacak (varan 2).

Siz siz olun, yaşlı büyüklerinize minikleri taşıtmayın. Hadi biz gözle kurtardık paçayı, beli çıkan, sırtı tutulan n'apsın?

7 comments:

Mine said...

cok gecmis olsun! kusura bakma ama cok guldum! ama Yapincak n'apsin insan dayanamiyor boyle bir tatliligin karsisinda. Anneannen seni ornek alsin tutsun kendini.

Bu arada 12 kg da iyiymis. baktim Eren o yasta 10 kilo ancak geliyormus simdi de 2 yasinda 13 kilo. Ama kipir kipirdi, bir dakka durmuyordu, hala da oyle. Zaten Ada da iyice yurumeye baslasin erimeye baslayacak tatliliklar. O zaman bebeklik (infant) bitip cocukluk (toddler) baslayacak goruceksin.

pinarbk said...

Yapıncak, çok geçmiş olsun...
Hadi yaşlılara taşıtmayalım ama benim gibi bel fıtığı olan anneler ne yapsın?

yapıncak said...

**Mine'cim 12 kiloyu biraz ben uyduruyorum ama çok da uçmuyorum gibi geliyor.

**Pınar valla biz kucak orucundayız. Yapacak şey yok. Sen de almamaya çalışacaksın bir süre, iyileşememek de var çünkü, biraz sabır...

mono said...

ben de okuyorum ağlıyorum, okuyorum gülüyorum, okuyorum kıskanıyorum... umarım en kısa zamanda bu sarılma, kucaklaşma orucunuz sona erer, erirsiniz yine birbirinizin kollarında...

bernacan said...

Bu bebişlerden neler çekiliyor(?!) da, yine de dayanılamıyor değil mi? Can'ın babannesi de benzer bir durumda, Can'ı kaldırdığı için boyun fıtığı ilerledi. Neyse ki Adakız'ın tamamen ayaklanmasına az kaldı. O zaman biraz daha rahat oluyor herşey. Tecrübeyle sabittir.
Bu arada, blogunun müptelası oldum. Hergün bakıyorum bakalım bugün gülecek miyim yoksa ağlayacak mıyım diyerek.. Duygularını öyle bir ifadelendiriyorsun ki, seni yıllardır tanıyormuşum gibi anladığımı düşünüyorum. İyi ki yazıyorsun bu günlüğü, ve iyi ki tanımışım seni. Sana olduğu gibi, bana da deva gibi geliyor blogun. Ağlasam da gülsem de içim sevgiyle doluyor blogundan ayrılırken..

defneyleyasamak said...

Ağır bi şey??? Hahahahah , ay nası güldüm yapıncak ya, süper betimleme olmuş ama doktor hanım kızımızın ki :)

Sevgili Sayfa said...

Yapıncak,
Çok geçmişler olsun anneanneye:( Umarım hemencik iyileşir.
Valla ben de okurken gülenlerdenim bu kez. Napim çok hoş anlatmışsın be Yapıncak. Ada tam vaktinde yürümeye başlamış bu durumda :)